HÜRRİYET
Biz hürriyet istemiyoruz! Hakka esaret ve hakikate teslimîyet istiyoruz! Bizim ihtiyacımız idare, hakka esaret ve hakikate teslimiyet rejimidir.
Hürriyet tek başına gaye değil... Belli başlı bir gaye etrafında insan ruhunun liyakat ve haysiyet şartı... Gayesine bağlandıktan sonra insan, hür olmaktan çıkar, esir olur. Bu, hürriyette varılan öyle bir esarettir ki, hürriyetin her nevi ona kurbandır. Gerçek hürriyet, yahut hürriyetten gerçek murad, işte budur!
Ama, hakikat ve gaye bir tarafa bırakılacak, sadece hürriyet için hürriyet mefkûreleştirilecek olursa, yılgıdaki bir hayvanla, tımarlı ve başlıklı bir at arasındaki fark meydana çıkar. Biri, niçin yaratıldığından habersiz, kendi öz imkânları içinde bakımsız ve hedefsiz, öbürü de (memur olduğu işin bütün icaplarına karşı güdümlü ve) liyakatlidir.
Varlıklarının murad ettiği oluş hakkı bakımından, yaban eşeğiyle Arap atından hangisi daha makbul ve mesuttur?
Hayvanların hürriyetini, bu ölçüyle insanlar, insanların hürriyetini de halk ve hakikat sınırlandırır. Onun içindir ki, hürriyet, hak ve hakikate, gayeye ulaşmanın zarurî bir şartı olabilir; fakat kendisi asla!..
Mutasavvıflar, hürriyeti, hakka teslimiyet ve ondan sonra varılan huzur diye tariflendirerek, bu derin sırra ermişlerdir.
Makineyi yapan makineyi yapamadan veya bu cehd ve hasreti beslemeden sanaileşmeye çalışmak ne kadar gülünçse hakikat üzerinde fikir sahibi olmadan hürriyeti gaye edinmek de o kadar saçma ve kötü... Bu türlü hürriyete, eşeklerin hürriyeti denebilir. Niçin, milyonun birden tek saf üzerinde perçinli ve tek işe bağlı bulunduğu bir orduda hürriyet diye bir lâfa yer yoktur? Doktora karşı hastanın hürriyeti mi olurmuş?
İşte, birçok asırlardan beri hele bir asırdan beri, bizim ezeli hak ve hakikat kutbumuzu devirmek için her şeyi yapan Garplı, kendi kurtuluşunun reçetesi olan hürriyeti bizim mahvımızın formülü olarak bünyemize yavaş yavaş aşılamış; ve nihayet bu sayede, böylece bünyemize arız olan kargaşalık sayesinde koskoca imparatorluğu elimizden alıp, bizi, içinde dilediği gibi hürriyet mücadelesi yapmakta serbest, fakat dışından tâbi, bir medyum topluluk haline getirmiştir.
Benim irademle gelmeyen ve benim talip olduğum hak ve hakikat hedefine erdirmekte basamak teşkil etmeyen hürriyetin Allah belâsını versin!..
Bugün Amerikada hürriyet, Avrupada, yani (Greko-lâtin) medeniyetinin getirdiği saadet vasıtalarına erdikten sonra elde tutulan ruhî huzur şartıdır ki, Avrupanın daima çekmekte olduğu fikir çilesinden uzak, git gide biricik gaye haline getirilmiş; ve içtimaî oluş kıvamını bulamayan milletler hesabına çıkartma kâğıdı gibi bir taklit unsuru olmuştur. Amerikanın kapısındaki Hürriyet Heykelinin sembolleştirdiği bu unsur, kendisini ve içtimaî oluş kıvamını arayan milletler için kurtarıcı olmaktan çok uzaktır. Onu, ruhunda iki parça etmeden bir bütün halinde azizleştirici ve putlaştırıcı milletlerin vay haline!
Hürriyet bizzat köledir, ilâh değildir.
Bugün, elindeki maddî refah ve saadet vasıtalarına göre, hürriyeti mefkûreleştirmekte belki hak sahibi olan Amerika, her ân biraz daha hakikat ufuklarına iştiyak çekmeksizin mücerret hürriyet idealinin kifayetsizliğini anlamaya ve bunun buhranını yaşamaya pek yaklaşmıştır. Avrupa bu buhranı yaşadı; ve muvaffak olmamış tecrübeler olsa da, Faşizma ve Nazizma ile hürriyet için hürriyet saçmalığına karşı durmak istedi. Hürriyet için hürriyet abesinin ispatında, Garp münevverinin intiharı demek olan bâtıl komünizma bile yepyeni hüccetler getirmiştir.
Bizdeyse hürriyet, her tarafta olduğundan daha fazla tereddiye götürülmüş, soysuzlaştırılmış, ruhî bir istimna halinde şirazeden çıkarılmış ve aslî hedeflerinden inhiraf ettirilmiş öyle bir hal belirtiyor ki, insanın bir taş üstüne çıkıp:
- Tıkayın herkesin ağzını ve bağlayın ellerini! Hürriyete resmen paydos!
Diye haykıracağı geliyor.
Bütün bu ahlâki murakabesizlik, müeyyidesizlik, sefil ve hayasız muhalefet, belden aşağısının hatibi matbuat, şu orospu, şu kaatil, şu hırsız, tüyler ürpertici şu nefsanîlik ve havaîlik levhaları, ruh ve fikir hayatına çektiğimiz "Elveda!" naraları, hep hürriyeti soysuzlaştırmaktan doğan neticelerdir.
Neredesin, ey, herkesin ağzını tıkayacak ve elini bağlayacak hak ve hakikat istibdatı?
2.10.1959 Baş Makalelerim
"Son noktadır onların yakını, uzaklıkta;
Hürriyetin gerçeği, gerçeğe tutsaklıkta... "