Zamanı ademden şimdiye kadar iki fikir her tarafta ve her insan tabakasında dal budak salmıştır. Bunlardan biri nübüvvet diğeri felsefedir.Ne zaman ki felsefe diyanete dehalet etmiş o zaman insanlık parlak bir saadet devri yaşamış,insanlar içtima-i hayatta huzurlu ve mutlu olmuşlardır.Ayrı düştüklerinde ise hayır ve nurlar nübüvvet etrafına toplanırken,şer ve dalaletler felsefe etrafına toplanmıştır.
Peki diyanetten ayrı felsefenin etrafına şer ve dalaletlerin toplanmasının sebepleri nelerdir?
1-Hiç şüphesiz en büyük sebebi;ilahi fıtrata ters düşmesidir.
Nübüvvet beşere kulluğunu hatırlatır ve der ki:acizsin kudreti ilahiyyeye iltica et,zayıfsın kuvveti ilahiyyeye istinad et,fakirsin rahmeti ilahiyyeye itimat et,kusurlusun afvı ilahiyyeye istiğfar et.
Oysa;Aristo ve onu kendine rehber edinen Aristotalesçi olarak da bilinen İbn-i Sina evet yanlış duymadınız İbn-i Sina tabiat da bir güç mücadelesi olduğunu ve hakkın kuvvette olduğunu ileri sürmüşlerdir. Yani zayıfsan kaybetmeye mahkumsun…
Güneşten zerreye ,hayvandan bitkiye ve hücrelere kadar her şeyde bir muavenet ve teavün yani yardımlaşma, namusu ikram ve kanunu kerem olarak diyanet tarafında karşımıza çıkar.
Yani hak kuvvette değil, kuvvet haktadır.ALLAH adildir adaletle muamele eder,hakimdir her işinde bir hikmet vardır.Manayı harfi ile eşyaya bakamayan kör felsefe eşyanın manayı ismine bakarak “ne güzeldir” demiştir.Varlıklara manayı harfi ile bakan nübüvvet “ne güzel yaratılmış” diyerek eşyada ki gizli güzelliği görmüştür.
2-İbn-i Sina?ya göre tüm varlıklar ve yaratılış; ALLAH’ın kendini düşünmesinin,kendisi hakkındaki bilgisinin sonucudur.Onlara göre “birden bir çıkar” öncülü uyarınca ALLAH’ın kendisini düşünmesiyle O’ndan kozmolojik bir varlık olan “ilk akıl”doğmuştur.ALLAH bir tek ve yalın olduğu için O’ndan çokluğun çıkması olanaksızdır.Yine onlara göre bu ilk akılda çokluk vardır.Çünkü onda önce ALLAH’tan geldiği bilgisi,sonra da kendisi hakkında ki bilgisi bulunmaktadır.Böylece o,bir yönüyle tanrısal,öteki yönüyle yaratılmış bir varlıktır ve bu çeşitli yönleri bakımından kendisinden çeşitli varlıkların doğmasına elverişlidir.
Görüldüğü gibi bu felsefeciler öne sürdükleri bu fikirlerle şirkin derelerinde serbest koşturarak esbab perestlere, tabiat perestlere ve yıldız perestlere meydan açmışlardır.
Oysa nübüvvet “her birliği bulunan yalnız birden sudur edecek” düsturu ile tevhidi ilahiyyeyi ferman eder. Yani der ki;madem bütün eşyada bir birlik var. İnsanlarda,hayvanlarda,bitkilerde,yıldızlarda bir benzerlik,birliktelik,bir birlik var demek ki bir tek zatın icadıdır.ALLAH’ın yaratmada vasıtalara ihtiyacı yoktur.Her şey O’nun kün(ol) emrine bakar.ALLAH’a ilk akıl gibi bir mahluku verip diğer işlerini sebeplere ve vasıtalara vermek büyük bir şirktir.ALLAH her daim yaratmadadır ve O’nun hiçbir ortağa ,şerike ihtiyacı yoktur.
Bu sebepleri çoğaltmak mümkün.Ancak yukarıda bahs edilen ve elhamdulillah çürütülen fikirler bu zatlardan günümüze gelinceye kadar bir çok insanı etkisi altına almış ve onları peşlerinden sürüklemiştir.Meşhur bir İslam alimi olarak da kabul edilen İbn-i Sina gibi bir zatında böyle büyük bir hataya düşmesi insanları cezb etmiştir.Ancak bu hataya düşen insanlara bakıldığında çoğunun Ömer Hayyam gibi nefsinin esiri olmuş ve nefsinin zevklenmesiyle zevklenen insanlar olduğu görülür.
Biz deriz ki; felsefe diyanete dahil olmalı ve insanlara nübüvvetin dediği gibi şunu söylemelidir.Ey insan! Sen bir kulsun aczini, fakrını bil,kusurlarını gör ve rahmeti ilahiyyeye sığın.Seni ve senin hem cinslerini ve tüm varlığı aralarında bir birlik,benzerlik olduğu için bir olan ALLAH yaratmıştır.Ve ALLAH’ın yaratmada şerike,ortağa ihtiyacı yoktur.
Muhacir HELVACI