Haber bu mu yani? Haber buysa Mahsun Kırmızıgül kral bile olur, ne bu ya? Hahaha, Türk matbuat tarihinin gelmiş geçmiş en büyük kalemi, ücra internet köşelerinin yüce mütefekkiri, memleket muhalefetinin sivri zekalı dolma kalemi Şeyhül muharririn Hazret-i Ömer meşhur etti bizi. baksana, ne saadet ne saadet! Kendimi pek bi bahtiyar hissediyorum azizan, yani Allah sizi inandırsın şol başım çuvalları delen mızraklara nazire yaparcasına bulutları deler oldu, yedi kat göğe sığmaz oldu. Ne şeref, Hacı Ömer bizi meşhur etti bre! Şöhret sarhoşuyum beyler, yüzyılda bir dahi gelmez yüce değerimiz Sağlam bizi kaynak gösteriyor. Aman yahu fazla eğlenmeye gelmez, amca sonra 'madem beni bu kadar seviyorsun, niye bana çakıyorsun? Sen demek ki tutarsız bir insanmışsın, seni kaale almıyorum!' gibisinden köşesinde oynamaya başlarsa ruhum bu seviye fesadını kaldıramaz. Zira efendim, hemen bir misal vereyim, eleman http://www.haberbu.com/haber/Buzagilarin-C...ler-Ceker/66985 adresinde yer alan ve Türk matbuat tarihine altın harflerle kazınacak olan oll şaheserinde 'Bir alıntı' lafına takılıp lafı geveleyerek, meselenin aslıyla ilgili hiçbir şey demeyerek, çöpü karıştıran köpekliği belki de manaya dair katekulleye getirmeye çalıştığı sükunetiyle ikrar ederek işi komedyenliğe vurmuş, 5 yaşından daha dün gün almaya başlamış bir velet saflığıyla 'Ay senin adın bir alıntı mııı?' gibi, anlattığına benzer fıkralarda sıkça gördüğümüz o klasik sarışın tepkilerinin bir benzerine sarılıp (sarıkafa dostlar alınmasın, lafım fıkralara canım, ne dostlara, ne buzağılara, ne de ÖKÜZlere!) leziz bir laf salatası ile meseleden çaktırmadan sıyrılmaya çalışmış, konuyu değiştirmiş, out-of-topic olmuş. Bir de analı bacılı konuşmaya başlamış ki yarım okka pul biberi avuçlayıp gırtlağına soksak yeridir, hayvan herif işte, elli yaşına gelmiş ama daha edep irfan öğrenememiş. Eline klavye de versen, sırtına altın semer de vursan eşek yine eşektir derdi Ziya Paşa görseydi belki de di mi? Out-of-Topic dedim ya, Amerikancı oldum galiba, di mi Ömüş abi, kahretsin dostum! Yarın birgün birisi bu yazımı delil gösteruben fakire 'Seni gidi Amerikancı seni, teslim ol nalçak, işte seni enseledim' derse bu beni çok kahreder Allah sizi inandırsın, utancımdan yerin tamı tamına kırk dokuz kat altına girerim valla.
'Bu yazı sizleri sinirlendirebilir' sözünden belliydi aslında arkadaşın kazanacağı irtifa. 'Usta kalemimiz hazret-i Ömer'i kaşıntı bastı da...' diyor gibiydi sitenin yöneticileri. Gel artık kollarıma / Tüy diktim yollarına nakaratıyla beni karşılayan yazıyı okumaya başladım, hakikaten eğlenceliydi. Aslında başlık bile başlı başına bir facia. Bakıyoruz: Fetişist Kemalist Amerikancı ve İslamcı Bir Şair: Necip Fazıl! ¡Hasta la vista bebé, oh yeah! Fetişist ve kemalist yakıştırmaları nereden çıktı, adamın en büyük taarruzunu her fırsatta bizzat kendinin yaptığı bir dönemi eşeleyerek mi buldun bu boncuğu be ömüş abi? Valla boşuna eşinmişsin be abi, halbusem senin bu köşende yüce araştırmacılığınla, Google münevverliğinle, dipnot komedyanla Turgut Özben'e ait Hayatın koordinatları nazariyesini neticeye ulaştırman ve 'Mevcut İdeolojik Sistemler ve Dünya İnsanının militarizmle İmtihanı çerçevesinde 28 Şubat ve Ben' başlıklı (breh breh breh) bir akademik çalışmaya imzanı kondurman gerekirdi, netekim ben sende bu çapı görüyorum abicim. 'Harbi bak dalga geçmiyorum' diyeceğim de inanmazsın ki. Gerçi bu alıntı yapma tarzıyla, bu citation metoduyla donattığın sözkonusu yazıları, öğretim görevlilerinin çoluğa çocuğa araştırma yapmayı öğretmek için üniversitelerin hazırlık sınıflarında kilitledikleri araştırma ödevleri niyetine bile kabul etmezler ama neyse, üzülme be ihtiyar, 48 yaş henüz çok geç değil. Hahaha.
Yav şu başlığa bak Allah aşkına, neresinden tutsan elinde kalıyor. Başlıktan giderek yazı boyunca dikilen tüylerin epilasyonunu yapalım efendim: önce: Kocaman bir şablon yaftalamasıyla karşılanıyoruz başlıkta. İnsanları zihinlerindeki kategorilere oturtmaktan başka ortaya koyabileceği entellektüel bir kıymet olmayanların sıkça başvurduğu bu yaftalama hareketini hoşgörüyorum. Ben burada faşist ve Budist kelimelerini de görmek isterdim, hazır gazı almışken abinin bu kelimeleri de başlığın bir tarafına sıkıştırmamasını ben şahsen amcanın yaşına paralel ilerleyen unutkanlığına veriyorum. Bakın amcacığım, yaşınıza saygımdan bunaklık demedim, kıymetinizi bilesiniz. Gerçi faşist demezdi marka Müslümanı, kendisine de dokunan birşeyler olurdu o takdirde. Dincileri sevmediğini, fakat yüce kalemiyle 28 şubatta ne gibi büyük bir iş başardığını (? :)), herkes susarken İmamhatip davasına yüce kalemiyle, Fuzuli, Üstad ve Goethe'ye taş çıkartacak kalitedeki şerhine ciltler feda şiirleriyle nasıl sahip çıktığını gerine gerine anlatıyordu Yalova'nın kaymakamı edasıyla. Dinci Akepe'nin yönettiği bu ülke sana hak ettiğin değeri vermiyor Ömer amca, Orta Asya'ya bi gitsen buradan acaba nasıl olur? Yalnız giderken kafanı Anıtkabir müzesine bırakmayı unutma tamam mı amcacığım, ağırlık yapmasın. İslamcı tabirinin sıkça kullanılıyor oluşu, kelimenin altındaki ve yazının içeriğineki pisliği önceden haber verir gibi. Üfürükçü hacı emmi. Kelime seçimi elimizde kaldı, bu kelimelerin kastı doğru mu oraya bakıyoruz: 1934 öncesi için fetişist tabirine, sonrasındaki Kemalist yaftalamasıyla beliren kanatlanmaya bakılarak ehven-i şer denir, yazara acınır, kabul edilebilir. Hakikat olduğundan değil, acıdığımdan. Aslında tek bir şiire bakarak bir yaftayı bir şahsa yapıştırmak ne kadar mantıklıdır tartışılır, fakat dipnot yazmaktan veri toplamaya fırsatı olmuyor arkadaşın galiba. İleride Amerikan bahriyelisinin bacakları mevzuuna takılmış arkadaş ve devam eden bacak fetişizmi olarak göstermiş bunu. Aha ikinci boncuk, biraz daha zorlarsan tesbihi dizeceksin Ömercim, ha gayret! Kadın Bacakları şiirini yazdıktan yıllar sonra tamamen alakasız bir ruh haliyle, o mevzuyla ilgisi olmayan bir söz söylediğinde fetişizmini hortlatmış oluyorsun öyle mi? Bu akıllar nasıl akıllar böyle, şimdi olayı 'algıda seçiciliktir bu, demek ki art niyetin ve şahsi fetişizmin seni bu alakasız noktalardan bile tespit yumurtlamaya itmiş değirmen fatihi muzaffer aziz Don Quijote' desem dahi senin indiğin seviyeye inmeyi başaramam. Yalnız fetişizmin hortlayışı olarak nitelediğin mevzuyu biraz bacağından anlamışsın be babalık, mmüracaat: fan'ın mesajı. Admin midir moderatör müdür nedir (millet adminin ne demek olduğunu bilmez diye parantez içinde 'moderatör' yazmış reis, cehalette herkesi kendine müsavi sanıyor garibim) işte Fan fena benzetmiş, bana laf düşmez. Bu arada kapak mapak, çok ayıp oluyo adminim sen de bana benzedin yani Hahahahh. İkinci mevzuumuz kemalizm. Menemen meselesinde ilk yazılanlar herhangi bir değer ifade etmiyor, yazıldığı tarih 1934 öncesi malum. Çöplük yani. Gerçi bu hal, bu yorumun ve 1943 yılındaki yazının kemalizm ispatı için kullanılamayacağı hakikatini değiştirmiyor.
Atatürk’ün ete kemiğe bürünüp ortalıkta görüneceğini söylüyor
Sen de onun mezarından kalkıp dirileceği fikrinde olduğunu sanarak köşenden sazanlara nazire yapıyor, konuya hopbacııık, atlıyorsun di mi? Kimlere teşbih yapılmamasını öğütlemişti atalar? Bir kişiye kemalist diyebilmek için Atatürk'ü öven bir yazı kaleme alması yeterli midir? Asla değildir! 1930 civarlarında kemalist olsun olmasın, olayın içyüzünü göremeyecek durumdaki şahısların bu tepkiyi vermesi ve olayın yansıtıldığı şeklinin etkisinde kalması malesef normaldir. Bu adam o sırada yeterli bir bilince sahip değildi ve içinde yetiştiği sistemin çarklarını tam olarak anlayabilmekten uzaktı. İyi de bu zaten bilindik bir şey, adamın bizzat kendisi bu dönemden tiksiniyor, bu dönemden huccet yumurtlama dangalaklığının manası var mı? 1943'te kaleme alındığı söylenen ve daha sonra kitaplara dahil edilmeyen yazı ise (belki yazılmamıştır bile, mevcut yazıyı tahrif eden ulusalcı fikir namussuzları Fatih hakkındaki bir yazıyı da tahrif edebilir nitekim. Yazıldıysa dahi yazının Çerçeve 2'ye alınmaması sahiplenilmediğini ispatlar) dönemin şartlarının meşruulaştırıcı tesirine ve muhalefet amaçlı kaleme alınmış olmasına rağmen iyi bir yazı değildir, yalnız O ve Ben'de bahsedilen o son büyük buhranın atlatılmasından sonradır ki Üstad kemalini yakalamıştır, yani bu da 'Bak ne buldum!' diye yutturulabilecek bir yazı değil Üstad'ı bilenler için. Hele hele, kemalistliği ispatlamaya, Atanın gerçekten mezarından kalkıp dirileceğine inanıldığını iddia etmeye kesinlikle yetmez, ahmaklara teşbih yapmak hakikaten caiz değilmiş. Bu yazı, koca bir ömür geçiren bir insanı, kesinlikle Atatürk'ü övmekten çok daha ileride manalar içeren kemalizm ideolojisine mensup olmakla 'itham etmeye' kafi gelmez, gömlek gömlek aşağıda kalır. Zaten kendisi de bu hali 'ben bunları yazıma çeşni katmak için koydum' ifadeleriyle (ne iğrenç, ne bayat bir klişe!) itiraf ediyor ve asıl derdinin Üstad'ın kemalist olduğunu ispatlamak değil, onun atanın dirileceğini sanacak kadar övgülerinde ileri gittiğini göstermek olduğunu söylüyor; kemalizm isnadının gereksiz olduğunu, laf olsun diye oraya sokuşturulduğunu bizzat kendi ağzından kusuyor. Ee ben daha ne diyeyim kendi kendini gammazlayan biri karşısında? Yazı sonradan belli ki reddedilmiş, Üstad o dönemde kemaline ulaşmış değil, bu yazı sebebiyle kimseye kemalist denemez. O zaman o kelimeyi araya sıkıştırmanın anlamı ne diye sormazlar mı adama, buzağıya, öküze? Maksat başlığa bir de Kemalizm kelimesini sokuşturabilmek yani, yani arkadaşımız en ufak bir yazıyı dahi alıp uyarlayarak çelişki avcılığına çıkmak niyetinde. Saçmaladığının farkında ki sonradan bunları söyleyebiliyor. Ayıptır yahu.
Amerikanizm rüyasına gelelim hele, dönemin politikasında Amerika ile çalışılmasını yeğleyen bir yaklaşıma Amerikancılık diyebiliyorsan hiçbir kitap okuma derim, tersinden anlıyorsun çünkü, iyisi mi otur oturduğun yerde amcacığım. Mesela zıvanadan çıkıp Abdülhamid'e hem Almancı, hem İngilizci, hem Fransızcı, hem Rusçu, hem meşrutiyetçi, hem istibdadçı, hem ümmetçi, hem Osmanlıcı diye saydırmaya başlarsan çenenden kurtulamayız , aman diyim. Örneğin Savaş Yazılarında Üstad Demokrasileri desteklediğini açıkça belirtmiş, Hitler'in ruhun önemini kavrayışı sebebiyle kendisini delaletinde takdir etmiş ve Rusya'nın Almanya dirilişini övmüştür. Ömüş olsa da keşke 'vay faşist, vay liboş, vay komünist' diye salvolamaya başlasa, ne eğlenirdik ama di mi? Hahahaah. 1959'un günümüzle alakası olmayan dünyasında, hatta 1959'u geçelim, 1991 öncesinin dünyasındaki şartlarda, iki kutuplu dünyada Rusya'ya karşı mecburen Amerika yanında yer almak Amerikancılık olarak nitelenebiliyorsa, bağışlaması bol ulu Atatürk'ü malum görüntülü konuşmasına bakarak Amerikancı, bayrak ve paralarda bozkurt kullanma girişiminden ve Güneş Dil rezaletinden dolayı faşik, 'İslamiyet en güzel bir dindir' tarzlı laflarından hareketle Müslüman, 'Muhammed bir Arap Milliyetçisiydi, bize yaramaz' temalı Afet İnan'ın alıntıladığı el yazısına bakarak da kafir olarak yaftalamak mümkün olur. Halbuki Ata belki de bunlardan hiçbiriydi, satıhta kalmanın alemi ne? Üstad bu tercihi severek ileriye sürmüyor, adamın inandığı sistemde bir Büyük Doğu'nun inşası var, adam Amerika'dan hoşnut olan birisi değil. Bunu okumayan bir gevezeye izah etmek ne kadar mümkündür bilmiyorum gerçi. Sonra kalkıp da 'Johnson mektubuydu bilmem neydi' diye sıvıyor. İnsanların boynuna yafta yapıştırmak sizin gibi beyin enfeksiyonu muztaripleri için vazgeçilmez bir tavır, varlığınızı buna borçlusunuz pabuç entelleri. Bir kişi hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan, onun çaresizlikten ve akl-ı selim ile ileri sürdüğü apaçık olan bir düşünceden hareketle onu bugünün güncel şartlarıyla yargılamaya yeltenip karalamaya çalışmak ne büyük bir adiliktir, seviyesizliktir? Şu yazıyı adam gibi bir oku, adam acaba gerçekten bir Amerika sempatizanı mı, yoksa Rusya kutbundansa Amerika'ya daha yakın olmayı ve dik duruş sergilemek kaydıyla ortak işler yapmayı mı savunuyor? O kadar romantiksiniz ve o kadar sınırlı düşünceleriniz var ki, bugünün şartlarıyla o günü değerlendirip okuduğunuz yazının ruhunu anlamak için beyninizde bir kalori dahi yakmaksızın bozuk plak gibi aynı teraneleri düşünmeden, tartmadan, incelemeden, didiklemeden fışkırtıveriyorsunuz. Sizin gibilerin elinde kalem bulunduğu sürece bu millet zihnen kemal noktasına eremeyecektir ey yüzeysel mütefekkirler, çamura batık mütekebbirler. İlhan Arsel mücerret fikir mefhumu karşısında ne haltsa, siz de osunuz.
Heh bir de şu var. Üstadın, daha sonra kaleme aldığı ve Sağlam'ın da alıntıladığı yazıda 'Amerikayı desteklemeyi bırakalım beyler, bu herifler bize fırça kaydı!' demediğini bırak arifi, insan olan herkes anlar. Yazı yazmadan önce, yani sözlerinden hesap vermeme emniyeti içerisinde ahkam kesmeden evvel bir kütüphaneye beş dakika uğrasaydın ve belirtilen kitabın İçindekiler kısmından ilgili makalenin sayfasını öğrenip bu yazını daha güvenilir, daha nesnel ve daha hakikate uygun yazsaydın, böyle kelime hareketlerine tenezzül etmeseydin, hatta hepsinden geçiyorum okuduğunu anlasaydın dikkate alınmayı hak ederdin, geçiyorum.
İlk iki testte başarısız ama ola ki üçüncüde başarılı olur, şimdi de isterseniz başlıktaki kelimelerin kronolojik fesadına bir bakalım: Fetişist Kemalist Amerikancı ve İslamcı Bir Şair: Necip Fazıl! Aman Allah'ım, şu başlık ünlemini gördükçe içim böyle ne bileyim, kıpır kıpır oluyor böyle ağalar, coşuyorum yahu. Kendimi tiz elden bir törene, şölene, kımız şenliğine atıp kopuz eşliğinde göbek atasım geliyor. Dikkat çekmek için bağıran tipler vardır ya, hani böyle içi boş galeyan insanları gezer durur, normal bir yazının başlığına dahi bunu koyup 'Bakın bakın abiler, ben bi halt karıştırdım!' diye milleti başına üşüştürmenin amacı ne be abiciğim? Neyse, sanki bu kelimeler aynı kişinin aynı anda taşıdığı sıfatlarmış gibi başlık atmış ihtiyar. Bu öyle bir rezalettir ki, ikinci İslam halifesi Hz. Ömer hakkında bir yazı yazıp 'Kafir, sarhoş, çocuk katili bir halife: Hazret-i Ömer!' başlığını atmak kadar entellektüel bir faciadır, art niyet şaheseridir; seviyesizliğin ve sataşmadaki çaresizliğin dik alasıdır, ata babasıdır, bey babasıdır. Yavrum sen sobada yanmakta olan şeyi meyveler veren bir ağaç mı zannediyorsun? Saçmalama demiyorum, sadece biraz daha güzel saçmala yahu. Bu sıfatların bir ismi nitelemesindeki ayniyet hissine bakarak bu başlığın dizilmesini, ben içinde yüzülen pislik deryasından sağa sola püskürtmek arzusuna bağlıyorum. Değişimi hazmedebilecek ve anlayabilecek kapasitesi olmayanlar, bir yığın alakasız sıfatı yan yana dizip bunların bir kişide bulunduğunu komik bir psikolojik hamleyle vermeye gayret ediyor. Sloganik solcuların ve terörist ulusalcıların ağzına biraz bal lazım öyle değil mi?
Başlıktaki kronolojik katliamının kendisi de farkında ki bakın şöyle diyor beyefendi:
'Şair Fetişistlikten ve ateistlikten direk radikal İslamcılığa atlamamış, araya önce Kemalizm’i, sonra da Kemalizm ile zıt anlamlar içeren Amerikancılığı sokuşturmuştur!'
'Oh my God', yine o ünlem! Gördünüz mü, neler de yapmış böyle? Cık cık cık. Ee ama bu sıfatlar aynı başlığa dizilmemiş miydi, aynı şahsı nitelemiyor muydu? Şey mi geçiyosun bizimle, dalga mı geçiyosun birader? İşin komik yönü, bir hatasını itiraf ederken başka bir hata yapıyor ömüş. Bak dayı, bu dediğinde bir yamukluk var. Diyorsun ki bu adam önce fetişistti, 1930-43 arasında kemalist oldu, Marşal yardımı sebebiyle 60'lara kadar Amerikancıydı, sonra Johnson mektubu dayayınca İslamcılığa döndü falan feşmekan. İslamcı şiir dediğin şiirlerinden en meşhur olan Sakarya Türküsü ve Destan gibi bazılarını 1940'ların ikinci yarısında yazdı bu adam. Dolayısıyla böyle saçma sapan, cahil-cühela incilerini nerenden çıkardığına dair merak uyanıyor içimde. Osman Bölükbaşı 1954 seçimlerinden önce DP'ye, 'aha da bu gerici (senin tabirle İslamcı) dergiye Menderes yardım ediyor!' diye seçim propagandası yapmaya çalışmıştı aklınca. Bu adam 1963'ten itibaren vermeye başladığı Türkiye ve Komünizm, Her Cephesiyle Komünizm gibi farklı konferanslarında da Rusyaya karşı Amerika siyasetinin takibini savunur, 1940'larda da senin dediğin şekilde İslamcıdır ve bu hal kafası basan hiçkimse için bir çelişki olarak görünmez, bir bütünün farklı yönleridir. Bu fikirleri birbirine tezatmış gibi, kafandaki sabit tanımların şablonuna sokarak yorumlamak zorunda mısın? Babaya göre Amerikanizm gibi bir tek şablon vardır ve bu İslamcılıkla barışamayacağı için Amerika politikasının takibini savunan herkes amerikanisttir, bu şahıslar aynı anda İslam davasını savunamaz. Pardon ama, ... neyse... Başlıktaki ayniyet çakallığı dönüp hangi tilki kapanında mesken buluyor, buyurun görün. Kaale alsam, anlayabileceğinden umudum olsa elli maddelik aleyhte yazı çıkarırım sana böyle bir kronolojinin ancak müfteri hülyalarında yaşayabileceğine dair. Hocasını kaybettikten sonra, 1943-44 dönemindeki buhranını atlatışını takiben Üstad, temel çizgi yönüyle değişmeyen bir yola girmiştir. Bunu bütüncül bir okuma yapan 75 IQ'lular bile anlayabilir. 1947'de Sakarya Türküsünü yazan adam, kuruluşu için tavsiyeler verdiği Anap'ın çizgisinde az-çok görebileceğimiz şekilde Rusya karşıtı, Amerika yakını bir politikayı savunduğunu ölmeden hemen önce de ispatlamıştır. Hal böyleyken, yazılarını okumadığın, hakkında yeterince araştırma yapmadığın bir adam hakkında böyle desteksizce sallamak yakışıyor mu bre ihtiyar? Beynin mi sıvılaştı erkenden, kafa döşemelerin mi gıcırdamaya başladı yahu? Kaç tahtan eksikse söyle gönderelim, sekiz, dokuz? Yav adamın beyni glikozsuz kalmış, iki tane Ülker çikolatalı gofret alın da gönderin şu adama bre erenler, parası neyse ben veririm-sevaptır!
Bu adam nerede başlamış ve asıl verimiyle ve hayatının sonuyla nasıl bir konuma gelmiştir, asıl mesele budur ve gerisi 'işte kadın bacaklarına kaside yazan İslamcı şair' tarzlı Aydın Doğan medyası magazinelliğine kayan, çaplı insanların tenezzül etmeyeceği komik bir yaklaşım tarzıdır. Üstad'a ait 'çöpleri ancak köpekler kurcalar' nüktesini tekrar hatırlayalım, vasiyette yer alan Hazret-i Ömer'in kafirlik dönemindeki haliyle yargılanamayacağı hatırlatmasını tekrar düşünelim ve bu noktanın üzerinde daha fazla durmanın yanlış olacağı ve rezilliği teşhirin de bir yerden sonra ona ehemmiyet ithaf etmek yönünden hata olacağı fikirleriyle sakinleşip burada, en azından bu noktada susalım.
İkinci yazıda Üzmez'e gönderme yaparak 'Arkadaşını söyle, kim olduğunu söyleyeyim' buyurmuş Ömerçip. Buradan kendisine bu vesileyle, çöpü karıştırmaya karşı beslediği iştiyakı da göz önünde bulundurarak, diyaframımın kökünden kopup gelen bir haykırış ile 'Hoşt!' demek istiyor, kendimi tutamayıp 'Oooooohaaaa, çüüüüşşşş, brrrssst' kelimeleriyle de devam etmek arzu ediyorum sayın dostlarım. Bu yaklaşım tarzına, bu fikir fesadına, bu hayvanlığa insanlarla iletişim kurmak amacıyla kullanılan kelimelerin tesir etmeyeceğini düşündüm zira. Şu cümleyi ancak pislik atmaya çalışan şerefsizin teki kurabilirdi, çirkefe ne yakışmaz, ne diyeyim? Koskoca bir ihtiyarın karşısına geçip bu söze dayanarak yazı yazmanın ne gibi bir sığırlık olduğunu mu anlatayım? A be kızanlar, tımarhane doktorları dahi böyle bir iş etmez deyu tahmin etmekliğim var. Üzmez ve Üstad'ın ilişkisinin sanıldığının aksine o kadar da iyi olmadığını yazmaya gerek dahi duymuyorum, çünkü bu geri zekalıca tavır o meseleyi gölgede bırakacak çapta. Yazısına yorum yapanlarla it gibi dalaşan muharrir sıfatlı bi herif de ilk defa görüyorum bu arada.
Yazılarda neler neler var. Yazı akışını bir tarafa bırakıp sağdan soldan dikkatimi çeken noktalara değinmek zorundayım artık. Adam altına pisleyip üstüne oturarak evinin her yerinde sürünmüş resmen, ben hangi yeri temizleyeyim?
Sanatçıların anlaşılması zordur tabii. Ama sanatçıların anlaşılması için evvela okunması gerekir öyle değil mi? Internetteki ücra köşesinden ahkam kesen bu hacı amca bu küçük nüansı gözden kaçırarak okumadığı bir kişi hakkında atıp tutma hakkını nefsinde görmüş olacak ki ortaya bu faciayı çıkarmış. Tamam abi, ihtiyarlıktan tampon kalkmıyo, çekiciler yalama olmuş, kalkıp gidemiyosun da kes lan sesini bari. Aslan Tayyib'e çakacağım diye ortalığı pislemenin mantığı nedir yahu? Yazının ortalarında da nice ibretler var. Onlara da kısa kısa değineceğim, herbiri üzerinde tafsilatlı yazmaya benim dahi kudretim yetmez. Rezillik olur da bu kadar rezilleşebilmek bir kabiliyet işidir.
Bismillah, Necip Fazıl'ın 1934 yılından önceki halini ateistlik olarak açıklayamazsın. Bu da ayrı bi cahillik. Bohem olmaya bohemdi, eyvallah fakat tek şiiriyle fetişizmine hükmettiğin kişinin Ben ve Ötesi adlı eserinde yer verdiği tasavvuf merkezli şiirlerinden bir sürü gösterebilirim sana. Ama alışkanlık olsun, kitap okumayı öğren biraz, al Çile'yi, 1934 öncesinde yazılmış olan şiirleri biraz kurcala bakalım bi, elin kitap görsün. Onları okuduktan sonra da 'bu adam evliyaymış be!' diye kıvırtma bak ama, ihtiyar mihtiyar demem, pis döverim. İnanç planında kalmış, idrakine tam varılmamış olsa da Müslümandır kendisi o dönemde de. Şehirlerin Dışından, Mansur, Bizim Yunus vesaire... İlk etapta akla gelenler bunlar. 1934 öncesinde putataparlıkla suçlanabileceğini yazmışsın bi de. Bu tükürüklerden kurtulabilmek için Celal Birsen şemsiyesi açsak kar etmez, yapılan ve aslında hiç de hoş olmayan bir teşbihten ötürü 'putperestti' yargısına varmak veya bu yolu noktayı iki defa vurgulamak... Adamın harbi harbi puta taptığını sanmışsın galiba? Rahmetli Sakıp Sabancı vardı da içtenlikle bir 'vah, vah, vah!' çekerdi. Rahmet istedi zahir.
Necip Fazıl, 1934 yılından sonra değişmeye başlamıştır. Bu değişim soyadına da yansımıştır Necip Fazıl’ın. Artık o, sadece Necip Fazıl değil, Necip Fazıl Kısakürek’tir.
Ne ne? Nihahahahhaah, hacı abi sayıklamaya başladı, üşüttü galiba. Getirin su getirin, kolonya, doktor çağırın, ambulans nerde? Ahahaha
Yalnız bi dakkaaaa, burada hacı emmi berceste filan alıntılamış. İşte bu noktada boyun eğiyor ve hüzün içerisinde mağlub olduğumu itiraf ediyorum yarenler. Biz buna irfan diyoruz, kültür diyoruz. Allah sizi inandırsın bir utandım, bir ezildim ki bu iktibas karşısında Brütüs hançeri yemiş Sezarcık gibi dağlandım.. Kelimeler, kelimeler iri değirmen taşları misillü boğazıma.. boğazıma.. Ühüüüüü!
Aslanım benim, ne kadar da kültürlüsün sen öyle, ne laf koymuşsun ama! Sende bu akıllar varken site köşelerinde sürteceğine... Neyse tamam tamam. Celallenme emmi, tansiyonuna filan iyi gelmeyebilir, daha fazla dalga geçmeyeceğim. Mazallah nalları filan dikersen sebebin olmayayım. 'Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın?' hacı emmi, şimdi burada tek bercesteyle laf koyma kasıntıları içinde kaybolup gidiyorsun da, çanağı PC başından kaldırıp üzerinden pislik attığın yazıya göz atma gereği duymuyosun. Ee okusan ve anlasan, depreşen bacak takıntısı sana bir eklenti olarak geri dönecek, lafın ağzına tıkanacak. Boşver ihtiyar sen okuma ya, kaldıramazsın sonra ne bileyim, sakata, makata gelirsin sonra.
Çerçeve 4 konusundaki mesajıma referans vermiş altın kalpli Ömer amca. Gerçi kendin üşenip bakmamışsın ama olsun ben sana yazının kaynağını vereyim de üzülme sen. Çerçeve 4, 2. Baskı / 1998, s.116.
Üstad'ın nefret ettiği İsmet Paşa hazretlerinin sözüyle Üstad'ın Amerikanizmi bıraktığını ima etmişsin. Neymiş efendim Johnson mektup yazınca Rusya'ya kaymışız da Üstad o sırada bizim Rusya'ya kaydığımızı görüp Amerikadan uzaklaşmış, böyle demeye getiriyor dayı. Ya abi napmışsın sen ya, ya kardeşim ne diyeceğimi bilmeiyorum. Böyle mi saçmalanır yahu? Yahu tamam adamı tanımıyorsun, İslamcılığa göstere göstere Son Devrin Din Mazlumları kitabındaki bir yazıyı tutup örnek olarak gösterebiliyorsun. Sonra da gelip köşende fart fart gaz püskürtüyorsun ya! Ayıp değil mi babalık, insan kendi kendini niye maymun eder? Tanımıyorsan kes sesini, böyle üfürüp durma da millete rezil olma bari. Her Cephesiyle Komünizm, türkiye ve Komünizm isimli konferanslara cevap olarak Ne diyeceksin, Türk devletinin yönünü çevirdiği yerin tersine konuşmak için o konferansları düzenledi anarşist herif mi diyeceksin?
Kitap yüklü merkep tabirinin, boş bilgilerle donanmış ve bildiğiyle de amel etmeyen kişileri karşılamak üzere kullanılan bir Allah tabirine (Cuma Suresi,5) gönderme olduğunu da fark etmeyip 'ay terbiyesize bak, profesörlere eşek bile diyor ayol' diye komik komik zırvalamışsın. Nereyi düzelteyim, nereye nizam vereyim yahu? Baştan aşağıya zırvalamak marifet olsa gerek. MTTB yerine MTTP yazan Ömer emmi zihnen zor günler geçiriyor galiba. MTTP ne yahu, Mypertext Transfer Protocol mu? Ahahahaha. Milli Türk Talepeler Pirliği. Muhahahhahah. Serde lazlık var mı amca? :shake2:
Yazının sonunda tenkit etmek gerekir filan diye aklınca didaktik didaktik öğüt de veriyor, mesajlar da gönderiyor hacı emmi. Tenkitlerin ayakları yere basmadıktan sonra, hiç de yapılmasına gerek yok valla..
İnsanı geçtim kargalar bile güler bu adama, siz takdir ediniz a dostlar, ben ne yapayım? Yazmaktan yoruldum dostlarım, ne rezalettir bu?