İdeolocya Örgüsü'nden Bir Soru?

Başlatan: Hâcegân Tarih: 13.11.2008 00:23 Cevap: 46

ÖZ
13.11.2008 00:23
#1

''Sadece maddede ve nazariyede, pazarlıklı bir istiklal karşılığı, manada ve ameliyede düşürüldüğümüz esaret faciasını sona erdirme (...)''

BD
13.11.2008 18:31
#2

Bahsettiğiniz kısım "İdeolocya Örgüsü" kitabının "Beklediğimiz İnkılap" bölümünün "Esas" kısmında geçmektedir. Bununla ilgili olarak ilk fırsat bulduğumuzda sizin sorunuza cevap vereceğiz.

 

Saygılarımızla...

ÖZ
13.11.2008 18:51
#3

Bugünkü Vakit gazetesinin manşetine dikkatlerinize çekmek isterim(13 Kasım 2008)...

 

Ayrıca;

'Cumhuriyete takaddüm eden milli hareketin misilsiz hamlesiyle birinci borç ödendi; fakat ikinci ve en esaslı borç yerine, bütün ruh planının kökünden tahrip edilmesiyle de sükutumuz azami haddine çıkarıldı. Acaba bu hale getirilmek için mi kurtarıldık?'

 

Yine ideolocya Örgüsü'nden... 'Bekliyoruz' bölümünden...

 

Ah... Üstad bize neler anlatmak istemiş, neler...

VA
13.11.2008 19:19
#4
''Sadece maddede ve nazariyede, pazarlıklı bir istiklal karşılığı, manada ve ameliyede düşürüldüğümüz esaret faciasını sona erdirme (...)''

 

 

'Cumhuriyete takaddüm eden milli hareketin misilsiz hamlesiyle birinci borç ödendi; fakat ikinci ve en esaslı borç yerine, bütün ruh planının kökünden tahrip edilmesiyle de sükutumuz azami haddine çıkarıldı. Acaba bu hale getirilmek için mi kurtarıldık?'

 

''Madde planında kurtarıldıktan sonra, mana planında helâk edici...'' Belki cümleyi harfi harfine verememişimdir. Üstad'ın bu manada bir sözü vardı. Yukarıda yazanlar özetle şunu belirtiyor: Hürriyetimizi kazanmamız umutlarımızı yeşerten dedirten vazgeçilemez ilk hamleydi. Zamanla tahakkümlerini her türlü alçak hareketle meşrulaştırarak insanlarımızı 'demokrasi, ülke kurtarıcısı' mavallarıyla kandırdılar, milletimize ve İslâm alemine ehli küffar'ın yapamadığını yaptılar.

 

Emellerine kısmen muvaffak olsalarda, en azgın ve süslü münafık oyunlarını milletimize yutturdular. Maalesef bunu idrak eden insanların oranı diğerlerinin yanında çok, çok, çok az kalıyor.

ÖZ
13.11.2008 19:27
#5

İşte bir tane daha...

 

'Hindlilerin ''gulügulü''su gibi ''inkilap, inkilap!'' diye geviş getirmek mi gerçek inkilaba hizmettir; yoksa ona, kaynaklarını tıkadığı eski ahlak telakkimize karşılık yeni bir kaynak açmak kaygısını asla duymamış olduğunu hatırlatmak mı? İşte o zaman inkilap şapa oturacaktır.'

 

İdeolocya Örgüsü, Ahlak Davamız bölümünden...

ÖZ
13.11.2008 19:32
#6

''pazarlıkı''

 

 

Üstad'ın cümlesinde geçen bu ifade, yani ''pazarlıklı'' ifadesi boş bir söz değildir. Pazarlık kelimesinin anlamı ortada...

MU
14.11.2008 18:04
#7

Üstad, satıhta kalan, sadece lafta adı geçen, madde planından ve nazariye ekseninden öteye gidememiş olan bir istiklalin hakiki manada bir istiklal olmadığını, her taraftan istiklal nârâları yükselse de esasında manevi bir zindanda yaşadığımızı, aslî istiklalin ve hürriyetin Hakka teslimiyet olduğunu ve bizim sahte istiklal teraneleriyle bu teslimiyetten mahrum edildiğimizi, ruh kökümüzden koparıldıktan sonra elimizde kala kala maddede ve nazariyede pazarlıklı bir istiklal kaldığını anlatmıştır, haykırmıştır, ki insanlar neden mahrum bırakıldıklarının, en önemli ve kıymetli cevherden koparıldıklarının şuuruna varsınlar, onu yeniden elde etmek için gayret etsinler...Üstad, Türk’ün tarih muhasebesini yaparken, kurtuluş savaşımıza da değinir. O mücadele, düşmanın maddesini topraklarımızdan uzaklaştırmıştır lakin, düşmanın zihniyetini, Müslümanı bir kıskaca alıp hareketsizleştirmek isteyen taklitçilik illetinin mümessillerini yok edememiştir. Maddede kazanılan istiklal manaya, şahsiyete, ruhlara tam anlamıyla giydirilememiş ve zuhur eden istiklal maddede ve nazariyede kalmıştır.

 

Maddede ve nazariyede istiklal varsa bir de hakiki olarak manada ve icraatte istiklal vardır. Sadece maddede ve nazariyede kalan istiklal, manada ve ameliyedeki esaretin kapısını açmıştır.

 

Batı’nın söylediği sanki şuydu:İstiklalinize izin veriyoruz ama görünüşten öteye gidemeyen bu istiklalin gerisinde özü bize bağlı kalan, ruh çizgilerini bizim kültürümüzden alan, kendi medeniyetine dair ne varsa onları bir kenara atan ve medeniliğin aslının bizde olduğunu kabul eden bir cemiyet kurmanız şartıyla...

 

Kurtuluş mücadelemiz destanlık çapta bir mücadeledir ve eğer İslama bağlı bir ruh olmasaydı, Allahın inayeti olmasaydı kazanılması mümkün olamazdı. Bu zaferin ana müessiri İslam olmasına rağmen, düşmandan kurtulduktan sonra tüm zerreleriyle İslama bağlanılması, bütün çürüyen müesseseler İslamın emrettiği tertemiz ve pırıl pırıl bir zemine oturtulacağı, ferdi ve cemiyeti topyekûn ihata eden İslamın kaideleri doğrultusunda bir çizgi izleneceği, şanlı peygamberimizin ve onun yolundan giden atalarımızın izinden gidileceği yerde, evet, gidile gidile madde parıltılarından başka marifeti olmayan, ruhu kokuşmuş Batı’nın ve ona dayandırılan içi dışına çıkarılmış mefhumların peşinden gidildi Batı mukallitleri tarafından. Manada ve ameliyede düşürüldüğümüz esaret faciası bundandır.

 

Ne zaman ki kendi değerlerine yeniden dönen, başka milletlerin ruh kökünden (nasıl ki bizim ruh kökümüz İslam’dan müteşekkil ise, diğer milletlerin ve kültürlerin de teşkilatında rol oynayan başka kökler vardır) medet ummayan, kendisine bırakılan iman ve medeniyet mirasına sımsıkı yapışan, madde ve nazariyede kalan pazarlıklı istiklali üzerinden atıp mana ve ameliyede zirveye çıkan bir cemiyet kurarız, hakiki istiklale o zaman ulaşırız.

ÖZ
14.11.2008 18:57
#8

''Batı’nın söylediği sanki şuydu:İstiklalinize izin veriyoruz ama görünüşten öteye gidemeyen bu istiklalin gerisinde özü bize bağlı kalan, ruh çizgilerini bizim kültürümüzden alan, kendi medeniyetine dair ne varsa onları bir kenara atan ve medeniliğin aslının bizde olduğunu kabul eden bir cemiyet kurmanız şartıyla... ''

 

Evet, özellikle yukarıdaki ifadeniz, hakikat diye bildiklerimizin tümden çökmesi demektir ve ortada resmi tarih diye bir şey bırakmaz.

 

''Sadece maddede ve nazariyede, pazarlıklı bir istiklal karşılığı, manada ve ameliyede düşürüldüğümüz esaret faciasını sona erdirme (...)''

 

Bu söz basit gibi gözükse de, bünyesinde ne derin manalar saklıyor... 'Pazarlıklı' kelimesinin tarih sayfasındaki o somut yerine istiyorum ben.

ÖZ
14.11.2008 19:00
#9

........

Tarih, kontra gerçeğe;

Hürriyet hakka düşman.

Millete kasdedenin

İsmi milli kahraman.

Yere batsın bu dünya,

Bu dünyadan hayr uman!

Genç adam, at yorganı!

Sana haram, uyuman!

Aman, efendim aman!

Efendim, aman, aman!

......

......

ÖZ
14.11.2008 19:05
#10

Vakit gazetesinin dünkü manşeti çok manidar. Hani bir Lozan var, birde bu cümlede geçen 'pazarlıklı' kelimesi... Bir ben var bende, benden içeri gibi bir şey bu...

MU
16.11.2008 18:23
#11

Vakit Gazetesinin mezkûr manşetini ekleyelim. Ayrıca tıklayıp okuyalım: Lozan Aslında Neydi?, Arif Emre İle Söyleşiden...

 

 

 

 

vvlz4.jpg

TA
16.11.2008 20:08
#12

Esselamü Aleyküm.

 

Değerli Arkadaşlar,

Lozanın üstüne daha çok konuşuruz. Çünkü konuşulacak çok şeyler var.

 

Ben sıcağı sıcağına Mustafa Armağan'ın bugünkü yazısını takdirlerinize sunarak şimdilik huzurlarınızdan ayrılıyorum.

 

Lozan'da Çanakkale şehitlerini İngiliz'e teslim etmiştik

İsviçre, Lozan masasını verecek kimse bulamayınca bize hediye etti. Eh artık anlı şanlı bir müzede sergileriz nasıl olsa. Üzerindeki mürekkep lekelerini -tabii hâlâ duruyorsa- çocuklarımıza mikroskopla gösterip bu masada nasıl bir zafer destanı yazıldığını filan anlatırız gururla. (Kimse sormaz ama bana kalırsa masanın konulacağı en uygun yer, İsmet İnönü'nün mezarı veya Pembe Köşk'ün bir salonudur.)

Şimdi lütfen yandaki fotoğrafa dikkatle ve ibretle bakın. Ne görüyorsunuz? Birkaç genç kız, askerlerimizin önüne atılıyor ve çiçek veriyor, değil mi? Güzel.

 

Peki nerede çekilmiş bu fotoğraf? Bir şehrin kurtuluşu olduğu belli de nerenin kurtuluşu olabilir sizce? Ne İstanbul'un kurtuluşudur, ne de hatta Hatay'ın kurtuluşu. Fotoğraf, Çanakkale'ye Türk askerinin giriş anını gösteriyor.

 

Çanakkale'yi, 1915'te geçirmediğimiz İtilaf kuvvetlerine Mondros'la açmıştık. Ancak 1918'de başlayan 'hukukî işgal'in Lozan'la bittiğini sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Çünkü Lozan'ın 129. maddesinde Boğazlar'ın British Empire'a, yani İngiliz İmparatorluğu'na terk edileceği belirtiliyordu. Bununla da yetinilmiyor, aynı maddenin 2. fıkrasında bir lütuf olarak bizim bölgeye müfettiş göndertebileceğimiz belirtiliyordu. Bir de eğer Çanakkale Boğazı'nı ziyaret edecekler 150 kişiyi aşarsa Türk hükümetine önceden haber verilecekti.

 

Sizin anlayacağınız, Çanakkale Boğazı'ndaki 8 kilometre eninde bir şerit 1936 Temmuz'una kadar Lozan gereği İngiliz işgali altındaydı. Fakat bunu ders kitaplarımız nedense es geçer ve Montrö birden bir Anka kuşu gibi gelip kuruluverir inkılap tarihi kitaplarımıza.

 

Sevgili tarihçiler! Montrö ile elde ettiklerimizi anlatıyorsunuz. İyi güzel de, demek ki, Lozan'da bazı eksik ve gedikler vardı, bunları neden gözlerden gizliyorsunuz?

 

İşte fotoğrafta gördüğünüz, askerlerimizin önüne atılıp çiçek veren genç kızlar, Lozan'ın ardından tam 18 yıl süren uzun bir esaretten kurtuluşun sevincini yaşıyorlardı.

 

Bazıları yazıp çiziyor. Özellikle genç okurlarım da bunların etkisinde kalıp soruyorlar: Efendim, Lozan'da gizli maddeler varmış, bazı sözler verilmiş. Bunları açıklar mısınız?

 

Bu sevgili kardeşlerime soruyorum: Lozan Antlaşması'nı kaç kere okudunuz? Bugüne kadar baştan sona okuyanına rastlamadım desem yalan olmaz. Okusalar zaten pek çok gizli sanılan 'söz'ü metinde çatır çatır yazılı görürlerdi. Okumadığımız bir metinde yazılmayan bilgileri merak eden tuhaf bir toplumuz vesselam.

 

İşte Çanakkale şehitliğini gezerken gördüğünüz İngiliz, Anzak vs. mezarlıkları ile devasa anıtları bu işgal döneminde yaptırılmıştır ve Montrö'de bize devredilirken de mezarlıkların o ülkelerin kendi toprakları olduğu açıkça belirtilmiş, buralara dokunamayacağımız vurgulanmıştı. Şimdi o anıtlara dokunmamız yasak. Değerli dostum Fethi Murat Doğan'ı da yıllardır uğraştıran, "Türk anıtları neden diğerlerine oranla küçük yapılmış?" sorusunun cevabı da burada gizli.

 

Daha da iç yakıcı olan gerçek şu ki, Çanakkale'deki bütün o savaş alanı, tabii ki Türk şehitlikleri de, 1918-1936 yıllarında İngiliz askerlerinin insafına terk edilmiş, atalarımızın kemikleri İngiliz çizmeleri altında ezilmiştir.

 

Öte yandan İngilizler kendi mezarlıklarını pırıl pırıl döşerken ve Gelibolu'yu bizim Hayber'deki "Türk mezarı"mız gibi vatanlarının bir parçası haline getirirlerken, Lozan'da zafer yazan delegelerimiz Türk şehitliklerinin korunması veya en azından bizim toprağımız olarak tanınması için bir madde koymayı dahi akıllarına getirmemişlerdir. Gelin görün ki, İngilizler, Montrö'de Çanakkale'yi boşaltmayı kabul ederken, 1915'te bu topraklara gömdükleri gençleri bahane ederek kendilerinden izin almadan müfettiş göndermemizi bile istememişler, bunu dahi şarta bağlamışlardı.

 

Böylece son yıllardaki şahlanış olmadan önce Çanakkale'deki Türk şehitliğinin (daha doğrusu "Osmanlı şehitliği"nin) arz ettiği perişanlığın gerçek sebebini anlamaya başlıyoruz.

 

Bence İsviçre Lozan'daki masayı vermekle iyi etmedi. Çünkü böylece Lozan'ın hesaplaşması yeniden başlayacak. Hazır masa da gelmişken, oturup konuşalım şu yarım kalmış hesapları diyecek birileri.

 

İşte 21 Ağustos 1923 günü TBMM kürsüsünde var gücüyle haykıran Tekirdağ milletvekili Faik Öztrak'ın sesi kulaklarımıza İsrafil'in surunu üflüyor sanki. Tutanaklardan aktarıyorum:

 

"Fakat efendiler, İngilizlere bırakılan bu topraklardaki muazzez şehitlerimizin hatıralarına ne dersiniz? Onların ölülerinin mevcut olduğu bu yerlerde bizim de yüz binlerce şehidimizin kanları ve kefenleri mevcuttur. Vatanımızı istilaya gelmiş olanlara karşı bu imtiyazları vererek bu şehitlerimizin aziz hatırasını nasıl rencide edebiliriz?"

 

Tutanaklar, Faik Bey'in sözlerinin Meclis'te "çok doğru" sesleriyle onaylandığını ve Niğde milletvekili Hazım Bey'in oturduğu yerden şöyle laf attığını kaydediyor: "Evet... Maksatları başkadır. Bir gün bu memleketi ölülerle bile istilayı düşüneceklerdir."

 

"Cumhuriyet'in ilk yıllarında Çanakkale şehitleri için herhangi bir anma töreni düzenlenmeyişinin asıl sebebi nedir?" diye soranlara gülümseyerek cevap veriyorum. Bu, o topraklarda gözümüzün olduğu anlamına gelirdi de ondan.

 

Şimdi Çanakkale zaferini kutlamayı İngilizlerden ve Anzaklardan öğrendik desem, çoğunuzdan tepki alacağımı biliyorum. Ama tarihin aynası böylesine acımasızdır.

 

En iyisi şu Lozan masasını birkaç günlüğüne bana verin de, başında şehitlerimiz adına doya doya ağlayayım.

ÖZ
16.11.2008 23:25
#13

24 temmuz 1923 Lozan antlaşması...

3 mart 1924 Tevhidi Tedrisat...

1 Şubat 1925 Şeyh Sait isyanı...

4 Mart 1925 Takriri Sükun Kanunu...

Kronolojiye dikkat...

Ve ardından Şapka kanunu, Türbe ve Zaviyelerin kapatılması falan filan...

Bu arada, Haim Nahum'un Lozan'daki rolü de önemli... Bu adam Mısır'da Nasır'ın danışmanları arasına girecektir...

Mesela 1940 yıllarındaki tarih kitapları neyin ürünü olabilir?..

Kolay bir iş değil, latin alfabesine geçmek ve arkada bir tarihi silmek...

'pazarlıklı' lafzıyla Üstad kim bilir neler anlatmak istemiştir.

 

 

TA
17.11.2008 19:10
#14

Esselamü Aleyküm.

 

Değerli Arkadaşlar,

 

Yakın tarih denilince en azından Lozan etraflıca zikredilmelidir. Ben Lozanın etraflıca irdelenmesi gerektiğine inanıyorum eminim ki, Sizler de böyle düşünüyorsunuzdur. Lozan denilince şiddetle okunmasını tavsiye edeceğim bir eser var. Belki de çoğunuz duymuş veya okumuşsunuzdur.

Kadir MISIROĞLU’nun kaleme aldığı Sebil Yayınevi tarafından yayınlanan 1979 basımı

LOZAN ZAFERMİ? HEZİMET Mİ? ( 3 cilt.) İsimli eseri bu konuda hemen, hemen her şeyi gözler önüne seren bir çalışma, ben şimdi sizlere bu kitaptan alıntılar yapmayacağım çünkü Neresinden alıntı yapılacağına karar veremiyor insan. Her sayfası, her satırı buram, buram bilgi dolu. Her Müslüman-Türk gencinin okuması için dua ettiğim, yakın tarihi ile ilgili olarak hazırlanmış müstesna bir eser ve yazılan her satırın mutlaka kaynağı da, kitap da belirtilmiş ve mevcut. Yeni baskısının olup, olmadığını bilmiyorum. Yazılan eser de Lozan’da;

 

1-) KIBRIS’IN Kaybedilişi,

2-) MUSUL’un Kaybedilişi,

3-) BATI TRAKYA’nın Kaybedilişi,

4-) MALİ Kayıplar,

5-) GEMİ Bedelleri Kaybı,

6-) Vakıf Bedelleri Kaybı,

7-) OSMANLI Borçlarının taksimindeki Adaletsizlik ve

8-) DİĞERLERİ

Ana başlıkları altında teferruatlı bir şekilde irdelenerek, açıklamalar yapılmış bulunmakta.

Ki; Eserin yazarı Kitabın sonun da;

 

Aziz Okuyucu!

“Lozan; muazzam bir imparatorluk mirasının Han-ı yağmasıdır. Türk’ün şahsında İslam’dan intikam alınarak, bütün bir İslam Dünyası’nın başsız bırakılmasıdır.

Lozanın getirdiği; adalarla Yunan stratejik çemberine alınmış, iktisadi kaynaklardan mahrum, her türlü unvan ve sıfatı, gayri tabii hudutların çizdiği küçük bir Türkiye’dir” notunu düşmüş.

 

Selametle…

ÖZ
18.11.2008 16:10
#15

Bir zamanlar İngilizlerin başbakanlığını da yapmış olan Gladstone’nin, avam kamarasında yaptığı konuşma: “Bu Kur’an Müslümanların elinde bulunduğu müddetçe, biz onlara hakiki hâkim olamayız. Ne yapıp yapıp, bu Kur’an’ı sükût ettirip ortadan kaldırmalıyız. Yahut da Müslümanları ondan soğutmalıyız” Şeklindedir ve böylece amaçlarını ta 1880’li yıllarda belli etmekteler. Said Nursi’nin o meşhur sözü, işte bu emele verilmiş cevaptır. Okuyalım: “Ben de Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez ebedi bir güneş gibi mucize olduğunu dünyaya ilân edeceğim”

 

 

Lozan’dan sonra, İngiltere avam kamarasında, ‘Türklere niçin istiklal tanıdınız?’ türünden itirazlara Lord Gürzon’un verdiği cevap: İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira, biz onları mâneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz.’ Şeklindedir.

 

Türklere dinlerini ve din temsilciliğini feda ettirmek şartıyla, sun'î istiklâl işinde gizli anlaşmanın müessiri, tek kelime ile, Yahudiliktir. Buna memur-u müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum'dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelâ Amerika'da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türkün maddesini serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Yani, masonluk hasebiyle Kur'ân'ın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak. Hayim Naum müthiş plânının zeminini Amerika'da hazırladıktan sonra İngiltere'ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:

"Siz Türkiye'nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum."

Aynı Hayim Naum Türk murahhaslar heyetine müşavir sıfatıyla sokulmanın da yolunu bulmuş, yani Mustafa Kemal ve İsmet'i kendine dost bulmuş. Onun için üçü birleşmiş. Ve artık arada santralın intizamla işlemesine hiçbir mâni kalmamıştır.

Hayim Naum o sırada Ankara'ya kadar da uzanarak plânın muvaffakiyeti için gereken en mühim ve merkezî şahıs nezdinde-yani Mustafa Kemal yanında-emin bulunduğu tesirinin derecesini ölçmek istemiştir. Öyle ki, bu tesir, mahut mevzuda Hayim Naum'dan daha heveskâr ve gayretli bir İslâmiyet düşmanına tesadüf etmekle muradına ermiş ve artık Türkü içinden vurmanın plânını gerçekleştirmek için her unsur tamamlanmıştır.

İşte bu ehemmiyetli vesika, tam tamına Risale-i Nur tercümanının kırk küsur sene evvel hadis-i şerifin ihbarına dair beyan ettiği hadiseyi tasdik ettiği gibi; ve Şeriat-ı Ahmediyeye ihanet eden o dehşetli şahsın mühim bir kuvveti Yahudi olduğu, Yahudi olan Lord Gürzon ile Hayim Naum o ihbarın hakikatını gösterdiklerini ve yirmi beş seneden beri Nurcuların imhasına keyfî kanunlarla dehşetli zulümlerin hikmetini tam gösteriyor.’

 

Necip Fazıl Kısakürek

 

Kıbrıs meselesi, Ermeni sorunu gibi sorunlarımız, bize a zamanlardan kalma... Ve daha neler, daha neler...

ÖZ
20.11.2008 00:47
#16

Ey lânetli Parti, senin yıkıcın,

Kimse değil, yine o paşan olur.

Lozan'da yendim der, yedi düveli,

Peşinden Kıbrıs'ta perişan olur.

Necip Fazıl

VA
20.11.2008 21:17
#17

Hasan Karakaya'nın 'Lozan Hezimeti' adlı, yerinde tespitleri bulunan, Üstad'ın yazdıklarıyla örtüşen bir yazısı: http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=8003

ÖZ
21.11.2008 00:33
#18
Hasan Karakaya'nın 'Lozan Hezimeti' adlı, yerinde tespitleri bulunan, Üstad'ın yazdıklarıyla örtüşen bir yazısı: http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=8003

 

 

Yerinde belirtmiş hakikatleri, Hasan Karakaya...

11.12.2008 14:48
#19

Üstad'ın eserlerinden süzülen sırlara devam...

'Doğru Yolun Sapık Koları' eserinden:

'Cumhuriyet: Bu davanın eğrisi ve doğrusunu düşünmeden Tanzimattan beri gelen çizgiyi açıkta da merkezine ve gizli maksadına ulaştırma, İslam ile bütün alakaları kökünden koparma ve Türk'ü madde planında kurtarıp ruh planında batırma davranışı... Kararlı ve içten ve dıştan planlı...'

 

'Kararlı ve içten ve dıştan planlı...' ifadesine dikkat...

 

Yine aynı eserden:

'Bir taraftan Lozan anlaşmasının kulislerinde bize dini rabıtalarımızı çözmeyi telkin etmeye hazırlanırken...'

 

İşaretler Üstad'dan, çözmesi bizden...

 

Devamı gelecek inşaallah...

11.04.2009 18:50
#20

''Noksanlarımızı açığa vurmuş olan Garp dünyası, İhtiyaçlarımıza da kefalet etmiş midir?''

'Hitabeler'den...

 

Necip Fazıl'dan can alıcı bir soru? Bu sorunun hakkını verebilmek için bilmem ki ne yapmalı, ne yapmalı?

11.04.2009 18:59
#21

İşte bizi derinlere çeken bir soru daha:

'' Düşman silahından kurtuluş umulabilir mi?''

Hitabeler'den...

Dua ile...

ZA
12.04.2009 19:37
#22
İşte bir tane daha...

 

'Hindlilerin ''gulügulü''su gibi ''inkilap, inkilap!'' diye geviş getirmek mi gerçek inkilaba hizmettir; yoksa ona, kaynaklarını tıkadığı eski ahlak telakkimize karşılık yeni bir kaynak açmak kaygısını asla duymamış olduğunu hatırlatmak mı? İşte o zaman inkilap şapa oturacaktır.'

 

İdeolocya Örgüsü, Ahlak Davamız bölümünden...

Ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap;

Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap.

 

(1947)

 

 

Necip Fazıl Kısakürek

05.05.2009 17:53
#23

''Atatürk, halk tefekkür ve tahassüsüne dayanmak yerine onu kendi tefekkür ve tahassüsüne dayamak isteyen bir aksiyon üzerindeydi.''

Benim Gözümde Menderes...

YA
23.05.2009 04:06
#24
''Atatürk, halk tefekkür ve tahassüsüne dayanmak yerine onu kendi tefekkür ve tahassüsüne dayamak isteyen bir aksiyon üzerindeydi.''

Benim Gözümde Menderes...

tek cümle...ve herşey...

23.05.2009 23:10
#25

''Serbest Fırka, vatanı yoktan var ettiklerini iddia edenlerin suratına halk eliyle inmiş, yalancılıklarını ihtar edici bir vesile olmuştu'' Son Devrin Din Mazlumları...

YI
15.06.2009 14:19
#26

SÖZ AÇIK VE BASİT GÖRÜNÜYOR BUNUN MUKABİLİNDE ÇOK GRİFT VE DERİN BİR ANLAM CIKARABİLİRİZ... ÜSTADIN BELKİ BU SÖZLE ANLATMAK İSTEDİĞİ DEMOKRASİ, LAİKLİK , GÜYA EŞİTLİK.... İLKELERİ ÜZERİNE BİRAZ DAHA DÜŞÜNMEMİZ GEREKTİĞİDİR.... ÜSTAD

DEMOKRASİ , LAİKLİK İLKELERİNİN NUHTEVASINDA ASLINDA NEYİ DİKTA ETTİĞİNİ ANLATMISŞTIR... DEMOKARASİ KELİME KÖKÜ OLARAK DEMOKROTARYA DAN GELİR İNSANLAR FARKINDA OLMADAN BELLİ BİR ZÜMRE TARAFINDAN YÖNETİLİR, LAİKLİK İSE LAİZM DEN GELİR

KİLİSE BASKISINA SON VERMEK AMACIYLA CIKARTILMIŞ BİR FİKİRDİR, LAİKLİĞİN TABANINDA İNSANLARI DİNSİZLİĞE YÖNLENDİRMEK AMACI GÜDER TARİHTE BUNLAR AÇIKTIR....BUNLARA DİKKAT ETMEMİZ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM ÜSTAD BU KONULARI BÜTÜN BUUDLARI

İLE İNCELEMİŞTİR KİTAPLARINDA AMA AÇIK OLARAK BEYAN ETMEMİŞTİR... ANLAMAK LAZIM.... KİME VE NEYE HİZMET ETTİĞİMİZİN FARKINA VARMAMIZ GEREK TOPYEKÜN MİLLET OLARAK aLLAH YARDIMCIMIZ OLSUN............

30.07.2009 22:14
#27

''1923'ten beri her devrenin birbirine ekleyerek getirdiği, ruhi, ahlaki, siyasi, idari, içtimai, iktisadi iflas günü...'' İdeolocya Örgüsü'nden...

30.07.2009 23:07
#28

''Şahsiyeti, Fransızların (Lejyon donör) nişanıyla mükafatlandırılan Tanzimat Mecellesine karşılık, boyacı küpü tercüme kazanına sokulup çıkarılmış İşviçreli Türk Medeni Kanunu nedir?

Aynı kazana bir kerecik sokulup çıkarmakla elde edilen Türk Ceza Kanunu?..'' İdeolocya Örgüsü'nden...

04.08.2009 12:46
#29

'...Türk Anayasasının kefaleti altındaki fikir hürriyetiyle, beklediğimiz ihtilal-inkilabı körüklemek de bize ve sıfatlandırdığımız gençliğe düşen borç...' İdeolocya Örgüsü'nden...

22.08.2009 17:31
#30

''Öğrenmemenin vatana ihanet olduğunu en başta öğrenen öğrenci...''

Necip Fazıl Kısakürek/İdeolocya Örgüsü'nden...

22.08.2009 17:35
#31

''...müzelerdeki balmumu tiplerin ellerindeki kırbaçla insanları güttüğü, insanların başına yular arandığı her yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükümetlerin şefi de diktatördür.''

İdeolocya Örgüsü'nden...

NF
21.09.2009 01:22
#32

İdeolocya Örgüsü üstadın zirve eseridir benim nazarımda.Çünkü bu eserinde üstad davayı çöplüğünden sarayına uygulama sahasına dökmüştür.Nasıl oluna bileceğini, olmazsa ne oluru ispat dünyasına belgelemiştir.

 

Ama Üstadın davasına hakim olmak iddiasındaki kimi çevrelerin gitgide dahada demokrasi avukatı olmaları hatta buna birde üstadı alet etmeleride beni çok üzmektedir.İnce siyaset falan değil, artık hakikaten inanır olmuşlarki; islamıda demokrasinin içinde arama yada islamın içinden demokrasiye ehliyet alma derdine ve savunmasına düşmüşlerdir.

 

Kim ne yaparasa yapsında bari "el insaf" üstadıda demokratlıkla anmasınlar.

ZA
19.02.2010 18:01
#33

''Tamamiyle milli dehanın ve milli haysiyetin ilcası olan, Maraş gibi misalleriyle de teşkilatla da sevk ve idare kağnağından hiçbir selam bile almamış bulunan Anadolu kıyamını bir şahsa veya bazı şahıslar zümresine bağlamaya çalışmak, bu millete edilebilecek hakaretlerin en büyüğüdür.'' Vesikalar Konuşuyor...

AZ
26.11.2010 18:01
#34

''Hayret!

Örf ve adet ölçüleri dururken kılığı kanunla biçilmiş ve mecburi kılınmış hangi millet var bu dünyada?..''

Necip Fazıl... Son Devrin Din Mazlumlarıından...

20.10.2012 14:59
#35

''Ahlak sukutumuzun artık bir felaket istidadını kazanmaya başladığı bu merhalde başlıca müessir ve mes'ul, Avrupaya en kötü ve kokmuş tarafları ile imrenen taklitçi züppe tipi, onun sabun köpüğünden edebiyatı; ve (Hareket Ordusu)nun arkasından İstanbul'u istila eden ve Şişli muhitlerini kuran Selanik kibarlarıdır.'' (Tanrı Kulundan Dinlediklerim)

 

Şu şifreleri çözene helal olsun: Hareket Ordusu, İstanbulu istila eden, Şişli, Selanik. Hani bu şifreleri çözdüğünüzde, 'taklitçi züppe tipi' yakıştırmasının da kime ve kimlere yollandığını anlarsınız. Anladığınızda da, aman ha... Size kalsın...

 

Şu Şişli de ne esrarlı bir yer...

04.12.2012 13:20
#36

''İstiklal Savaşının mübarek zaferini bütün Garp emperyalizmasının suratına indirilmiş bir şamar diye kabul ve tavsif ettikten sonra, bundan, Türk milletini yoktan var etme gibi bir mana yoğuranlar ve bunu kendi (...) zümrelerine mal etmek isteyenler, ilim ve selim aklın, cevabına o kadar müştak olduğu bu suali, ne cevaplandırmışlar, ne de sorulabilmesine müsait bir havaya imkan bırakmışlardır.'' Vesikalar Konuşuyor

04.12.2012 14:38
#37

Üstad "Dedektif X Bir" mahlasıyla Büyük Doğu Dergisi'nin 6 Ekim 1950 tarihli 29. sayısında kaleme aldığı "Lozan'ın İç yüzü" başlıklı yazıyı, Beddiüzzaman Said Nursi "Emirdağ Lahikası 2 " risalesinde neşretmiş.

 

(Orjinal Sayfa:406)

Berâ-i mâlûmat size gönderildi

 

Büyük Doğu'nun yirmidokuzuncu sayısında; "Lozan'ın İç yüzü" diye yazılan makaleden:

 

İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon, nihayet en manidar sözünü söyledi. Dedi ki:

 

 

- "Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve Hristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz."

 

 

Lozan'da Türk murahhas heyeti başkanı bulunan ve henüz hakikî kasıdları anlayamayan İsmet Paşa, bir aralık bütün Hristiyan emellerinin Türkiye'yi mazisindeki ruh ve mukaddesatı kökünden ayırmak olduğunu sezdiği halde, şu gizli ivaz ve teminatı veriyor ve diyor ki:

 

- "Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden, (yani an'ane-i İslâmiyet'ten) kurtulmak hususunda besledikleri(yani İsmet'in beslediği) azmin, inkâr edilmez delilidir."

 

Harfi harfine iktibas ettiğimiz bu sözlerle, Türk başmurahhasının yani İsmet'in, eskiden kökleşmiş ve köhne olmuş engellerden kurtulmak hususunda Türk milletine beslediği kat'î azimle ne kasdettiğini ve bunu hangi maksad altında İslâmiyet düşmanlarına ivaz diye takdim ettiğini sormak lâzımdır.

 

Konferansın birinci defasında Türk başmurahhası, bizzât karar vermek vaziyetinde olmadığı ve büyüğüne, yani Mustafa Kemal'e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor; kendisini Haydarpaşa'dan Ankara'ya götüren tren ve devlet reisini (Mustafa Kemal) İzmir'den Ankara'ya götüren trenle Eskişehir'de buluşuyor. Bir arada ve başbaşa seyahat... Sonra Ankara gizli meclis toplantıları... Fakat esas mes'elelerde daima başbaşa. Mustafa Kemal ile İsmet beraber içtimaları ve karar:

 

"Din öldürülecektir."

 

Lozan Konferansı'nın ikinci sahifesi: ...Artık herşey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile herşey yapılacak. Yeni hizbin (Kemalizm ve İsmet hükûmeti) bundan böyle bu millette, İslâmiyet'i katletmek prensibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i salib kumandanlarından, dini vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudud dışı değil de, hudud içi ve millî irade yaftası altında çalışacağı şübheden varestedir.

 

Nihaî Vesika

 

Lozan Muahedesinden sonra, İngiltere Avam Kamarası'nda "Türkler'in istiklalini ne için tanıdınız?" diye yükselen itirazlara,

(Orjinal Sayfa:407)

Lord Gürzon'un verdiği cevab:

 

 

"İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları maneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz."

 

 

Yani Mustafa Kemal ve İsmet'in verdikleri karar, Türk Milletini İslâmiyet ve din cihetinden öldürmek kararıdır.

 

Artık bunun üzerine herşey apaçık anlaşılıyor değil mi?..

 

Gizli anlaşmanın entrikası:

 

Türkler'e dinlerini ve din temsilciliğini feda ettirmek şartıyla, sun'î istiklal işinde gizli anlaşmanın müessiri, tek kelime ile Yahudiliktir. Buna memur-u müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum'dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelâ Amerika'da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türk'ün maddesini serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Yani masonluk hasebiyle Kur'anın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak.

 

Hayim Naum müdhiş plânının zeminini Amerika'da hazırladıktan sonra İngiltere'ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:

 

 

"Siz Türkiye'nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyet'i ve İslâmî temsilciliklerini, ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüd ediyorum."

 

 

Aynı Hayim Naum, Türk murahhaslar heyetine müşavir sıfatıyla sokulmanın da yolunu bulmuş, yani Mustafa Kemal ve İsmet'i kendine dost bulmuş. Onun için üçü birleşmiş ve artık arada santralın intizamla işlemesine hiçbir mani' kalmamıştır.

 

Hayim Naum o sırada Ankara'ya kadar da uzanarak plânın muvaffakıyeti için gereken en mühim ve merkezî şahıs nezdinde -yani Mustafa Kemal yanında- emin bulunduğu tesirinin derecesini ölçmek istemiştir. Öyle ki bu tesir, mahud mevzuda Hayim Naum'dan daha heveskâr ve gayretli bir İslâmiyet düşmanına tesadüf etmekle muradına ermiş ve artık Türk'ü içinden vurmanın plânını gerçekleştirmek için her unsur tamamlanmıştır.

 

İşte bu ehemmiyetli vesika, tam tamına Risale-i Nur tercümanının kırk küsur sene evvel hadîs-i şerifin ihbarına dair beyan ettiği hâdiseyi tasdik ettiği gibi; ve Şeriat-ı Ahmediye'ye ihanet eden o dehşetli şahsın mühim bir kuvveti Yahudi olduğu, Yahudi olan Lord Gürzon ile Hayim Naum o ihbarın hakikatını

(Orjinal Sayfa:408)

gösterdiklerini ve yirmibeş seneden beri Nurcuların imhasına keyfî kanunlarla dehşetli zulümlerin hikmetini tam gösteriyor.

 

* * *

Emirdağ Lahikası -2-

05.12.2012 14:55
#38

''İslamiyeti sarıklı hahamlardan öğrenmeye mecbur kalan çocuk veya genç, o sarığın altındaki manayı sökebilecek derecede bir ilk bilgi ve aile murakebesi sahibi değilse yanmış demektir.''

Vesikalar Konuşuyor

05.12.2012 16:07
#39

Sarıklı hahamlardan maksat nedir?

05.12.2012 17:32
#40

Sarıklı hahamlardan maksat nedir?

 

Necip Fazıl, Vesikalar Konuşuyor eserinin 285. sayfasında şöyle yazıyor:

''Tevfik Gerçeker'in Altıok ideolocyasına bağlılığı ve ona bağlı din veya dinsizlik adamlarına müzahareti o kadar açıktır ki, bu mevzuda Trabzon Müftüsü Abbas Hacıefendioğlu misali, sarık altından çıkan istavroz kadar korkunçtur. Gerçeker'in adamı olan o sözde müftü, Trabzon'da Devrimciler Derneğine(!) bir konferans vermiş ve İnönü savaşlarının ''Bedr'' gazasından üstün olduğunu iddia etmiştir. Gazetecilere verdiği beyanatta da 'Ben Halk Partili olmakla iftihar ederim!' demiştir.''

 

Aynı kitabın 285 ve 286. sayfalarına bakalım:

''Tertip Şöyledir:

Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Rafet Ulgenap, CHP Trabzon Milletvekili Ali Rıza Uzuner ve Temelli Senatör Ahmet Yıldız, hep beraber, Devlet Bakanı Mehmet Altınsoy'un Ankara'da bulunmamasından istifade ederek Başbakan Suat Hayri Ürgüplü'yü görüyorlar ve hamle ediyorlar:

- Ne yapıyorsunuz? Bu adamı Diyanet İşleri Personel Şefliğine nasıl getiriyorsunuz? Mutaasıbın, Şeraitçinin, Nurcu'nun biri, bu adam!!!

Ve tayini kabul etmiş bulunan Suat Hayri'ye tesir edip, alelusul, evrakı yine aynı masada uyumaya terk ediyorlar. Erce'nin yerine tayini iltimas edilen şahıs, Tevfik Ersan adlı, Vatikan'da papazlık stajı görmüş olan biridir!!! İnanınız, böyledir!!!''

 

Yukarıda ne mi anlatılıyor? Halil Ziya Erce adında 'azami derecede müspet' zatın Diyanet işleri Personel Şefliğine getirilmek istenmesi, Gerçeker tarafından bunun engellenmesi, Erce'nin yerine de malum zatın getirilmesi olayı...

 

Yukarıda ismi geçen Gerçeker ise dönemin Diyanet işleri Başkanı. Necip Fazıl 283. sayfada şöyle diyor:

Diyanet işleri Başkanlığı gibi bir makamda, dini ilim bakımından mutlak şart olan müspet vasıftan mahrumluğu bir tarafa, ruhunda herhangi bir İslami alaka, vecd, aşk, ölçülere riayet kaygısı taşımamaktadır. Kısacası, ne ibadeti ne de hükümlere riayeti vardır.''

 

 

Daha cenaze namazını kıldıramayan Diyanet İşleri Başkanları gördü bu millet... Necip Fazıl'ın aynı kitabında bu bahis de geçer, hem de Üstadın bizzat tanıklığı ile... Bir ara onu da yazarım...

 

İki yukarıda paylaştığım yazı, Vesikalar Konuşuyor'un 392. sayfasından...

06.12.2012 12:23
#41

''Bu milletin başında bulunanlar, acaba Garp dünyasına ne verdiler, ne vermeyi taahhüt ettiler ki, onlar da ona madde planında, mahdut, fakat her mağlubunkinden daha ehven bir hayat hakkı vermeyi kabul ettiler?'' Vesikalar Konuşuyor'dan

07.12.2012 14:52
#42

''Bu milletin başında bulunanlar, acaba Garp dünyasına ne verdiler, ne vermeyi taahhüt ettiler ki, onlar da ona madde planında, mahdut, fakat her mağlubunkinden daha ehven bir hayat hakkı vermeyi kabul ettiler?'' Vesikalar Konuşuyor'dan

 

''Evet efendiler, Garp dünyasına, hem de İstanbul ve Ankara'da kulis arkası pazarlıklarla bir şey verilmiştir; Garp dünyası ise asırlar boyunca orduları ve milyonları mukabilinde alamadığı bu en aziz şeyi, milli rehberler elinden alıverince, bizim hayat hakkımız tanınmıştır.

Bu şey nedir??'' Vesikalar Konuşuyor'dan

02.08.2014 20:25
#43

''İnkılabımızın; misilsiz bir kurtuluş hamlesine dayanan inkılabımızın, bize gösterebileceği, bütün, tamam, eksiksiz ve tezatsız bir ahlak telakkisi var mıdır? Varsa nedir? Bunun kitabı örgüsü, kanunu an'anesi, tatbik sahası nerededir? Ve ayrıca, bütün cemiyetin topyekun ruhunu teşkil eden mukaddesatın dayandığı iman ve mefkure zeminimiz üstünde neler var, yahut neler yok?''

 

Tanrı Kulundan Dinlediklerim / Necip Fazıl...

02.08.2014 20:38
#44

''Ortada, inkılap adına, inkılap kelimesinden başka hiçbir şey yoktur. Daha birçok kof kelime ve tam bir iş ve hakikat yabancılığı...''

 

Tanrı Kulundan Dinlediklerim / Necip Fazıl...

02.08.2014 20:46
#45

'' Ahlak sukutumuzun artık bir felaket istidadını kazanmaya başladığı bu merhalede başlıca müessir ve mes'ul, Avrupaya en kötü ve kokmuş taraflarıyla imrenen taklitçi züppe tipi, onun sabun köpüğünden edebiyatı; ve (hareket Ordusu)nun arkasından İstanbul'u istila eden ve Şişli muhitlerini kuran Selanik kibarlarıdır.''

 

Tanrı Kulundan Dinlediklerim / Necip Fazıl...

29.08.2014 22:27
#46

Şöyle bir hatırlayalım...

 

 

 

''Sadece maddede ve nazariyede, pazarlıklı bir istiklal karşılığı, manada ve ameliyede düşürüldüğümüz esaret faciasını sona erdirme (...)''

''Hindlilerin ''gulügulü''su gibi ''inkilap, inkilap!'' diye geviş getirmek mi gerçek inkilaba hizmettir; yoksa ona, kaynaklarını tıkadığı eski ahlak telakkimize karşılık yeni bir kaynak açmak kaygısını asla duymamış olduğunu hatırlatmak mı? İşte o zaman inkilap şapa oturacaktır.''

''Cumhuriyet: Bu davanın eğrisi ve doğrusunu düşünmeden Tanzimattan beri gelen çizgiyi açıkta da merkezine ve gizli maksadına ulaştırma, İslam ile bütün alakaları kökünden koparma ve Türk'ü madde planında kurtarıp ruh planında batırma davranışı... Kararlı ve içten ve dıştan planlı...''

''Noksanlarımızı açığa vurmuş olan Garp dünyası, İhtiyaçlarımıza da kefalet etmiş midir?''

'' Düşman silahından kurtuluş umulabilir mi?''

''Atatürk, halk tefekkür ve tahassüsüne dayanmak yerine onu kendi tefekkür ve tahassüsüne dayamak isteyen bir aksiyon üzerindeydi.''

''Serbest Fırka, vatanı yoktan var ettiklerini iddia edenlerin suratına halk eliyle inmiş, yalancılıklarını ihtar edici bir vesile olmuştu''

''1923'ten beri her devrenin birbirine ekleyerek getirdiği, ruhi, ahlaki, siyasi, idari, içtimai, iktisadi iflas günü...''

''...Türk Anayasasının kefaleti altındaki fikir hürriyetiyle, beklediğimiz ihtilal-inkilabı körüklemek de bize ve sıfatlandırdığımız gençliğe düşen borç...''

''Öğrenmemenin vatana ihanet olduğunu en başta öğrenen öğrenci...''

''...müzelerdeki balmumu tiplerin ellerindeki kırbaçla insanları güttüğü, insanların başına yular arandığı her yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükümetlerin şefi de diktatördür.''

''Tamamiyle milli dehanın ve milli haysiyetin ilcası olan, Maraş gibi misalleriyle de teşkilatla da sevk ve idare kağnağından hiçbir selam bile almamış bulunan Anadolu kıyamını bir şahsa veya bazı şahıslar zümresine bağlamaya çalışmak, bu millete edilebilecek hakaretlerin en büyüğüdür.''

''Hayret!
Örf ve adet ölçüleri dururken kılığı kanunla biçilmiş ve mecburi kılınmış hangi millet var bu dünyada?..''

''Ahlak sukutumuzun artık bir felaket istidadını kazanmaya başladığı bu merhalde başlıca müessir ve mes'ul, Avrupaya en kötü ve kokmuş tarafları ile imrenen taklitçi züppe tipi, onun sabun köpüğünden edebiyatı; ve (Hareket Ordusu)nun arkasından İstanbul'u istila eden ve Şişli muhitlerini kuran Selanik kibarlarıdır.''

''İstiklal Savaşının mübarek zaferini bütün Garp emperyalizmasının suratına indirilmiş bir şamar diye kabul ve tavsif ettikten sonra, bundan, Türk milletini yoktan var etme gibi bir mana yoğuranlar ve bunu kendi (...) zümrelerine mal etmek isteyenler, ilim ve selim aklın, cevabına o kadar müştak olduğu bu suali, ne cevaplandırmışlar, ne de sorulabilmesine müsait bir havaya imkan bırakmışlardır.''

''Bu milletin başında bulunanlar, acaba Garp dünyasına ne verdiler, ne vermeyi taahhüt ettiler ki, onlar da ona madde planında, mahdut, fakat her mağlubunkinden daha ehven bir hayat hakkı vermeyi kabul ettiler?''

''İnkılabımızın; misilsiz bir kurtuluş hamlesine dayanan inkılabımızın, bize gösterebileceği, bütün, tamam, eksiksiz ve tezatsız bir ahlak telakkisi var mıdır? Varsa nedir? Bunun kitabı örgüsü, kanunu an'anesi, tatbik sahası nerededir? Ve ayrıca, bütün cemiyetin topyekun ruhunu teşkil eden mukaddesatın dayandığı iman ve mefkure zeminimiz üstünde neler var, yahut neler yok?''

''Ortada, inkılap adına, inkılap kelimesinden başka hiçbir şey yoktur. Daha birçok kof kelime ve tam bir iş ve hakikat yabancılığı...''