Beklediğimiz İnkilabın Yönleri

Başlatan: Ali NFK Tarih: 18.12.2008 19:19 Cevap: 8

HA
18.12.2008 19:19
#1

GENÇLİK

 

· İslâm inkılâbının, ruhunu dökeceği kalıp gençliktir.

 

· İslâm inkılâbının ruh ve fikir muhtevası, kâinatı kavuracak bir hareket şiddetiyle, erimiş bir maden gibi bu kalıba dökülecek ve şahsî temsil kadrosu olarak, o kalıpta her şekline kavuşacaktır.

 

· Gençlik kalıbını, en ince girintileri ve çıkıntılariyle oymak ve dâvayı yüzde yüz gençlik işi haline getirmek, İslâm inkılâbının, ameliye sahasında başlıca çilesidir.

 

· Ne bugünkü murakabesiz. rehbersiz, gayesiz ve şahsen mesuliyetsiz gençlik; ne dünkü çürümüş ve kokmuş, şaşırmış ve ihtilâca düşmüş nesiller; ne de evvelki günkü, aşksız ve vecdsiz, ruhsuz ve heyecansız, sadece kitapların ve mevzuların başlıklarına takılı ve kakılı softacıklar nesli., İslâm inkılâbını kadrolaştırmaya memur gençlik, Sahabiler ve onların gerçek bağlılarından başka kendisine hiçbir ruhî örnek kabul etmiyecek; ve bu ruhu, baştan başa yepyeni, fakat aslına uygun olarak, nefsinde ve dünyada maddeye nakşedecekir.

 

· Allanın, güzel isimleri arasında «Ganî» adiyle tecellisinden harikulade bir hikmet ifadesi olarak, 4 asırdan beri yeryüzünde ve devletler, hükümetler, cemiyetler, topluluklar plânında, İslâmî temsil kadrosu bütün nurunu kaybetmiş bulunuyor. O gün bugün, sadece bazı şahıslar ve dar zümreler çerçevesinde ışık salan bu nurun, hem mânasını ve hem maddesini topluluk çapında bina etmek ehliyetine malik ortada hiçbir içtimaî örnek mevcut eğildir. Bu örneği, müstakil olarak, işte İslâm inkılâbının erimiş bir maden gibi ruhuna dökeceği yeni gençlik kalıbı billûrlaştıracaktır.

 

· Bu gençlik, annesine, babasına, dedesine, ninesine ye geride bıraktığı mü'min nesillere, sadece ve kısaca ancak Müslüman (hakikatte Müslümanlığın ateş ve hamlesinden mahrum, klişe ve kelime Müslümanları) oldukları için saygı besleyecek; ve İslâmî temsil kadrosunun bugünkü duruma düşmesinden tarih boyunca bu ölü nesillerden hiçbirisini hiçbir hususta, hiçbir tavır ve edasiyle, hiçbir renk ve çizgisiyle taklit etmiyecektir. Onlar, gerçek ve derin müslüman olamamışlardır.

 

· Başlıca dövizlerimizden biridir ki, umumiyet ifadesiyle (hususiyet ifadesiyle değil) bugünün bütün İslâm diyarlarındaki, hem mânaları ve hem maddeleri geçkin pörsük örnekler, bize, aks-i dâvamızı temsil edenlerden bel ki daha uzaktır, ve onlarda kendilerine benzemek, bakımından tasavvur edilebilecek hiçbir hayır kalmamıştır.

 

· Ancak İlâhî bir nefha halinde ve tepeden inme bir intikalle, yeni gençlik kalıbının içine, Kâinat Mefahirinin ve O'na eksiksiz ve fazlasız bağlanmış olanların ruhaniyet âleminden düşecek bir yıldırımdır ki, İslâm inkılâbının özlediği gençliği birdenbire alevler içinde belirtecek; ve artık her şeyi bu gençlik örnekleştirecek ve temelleştirecektir.

 

· 40 yıllık yırtınış ve didinişlerimizle, böyle bir gençlige maya tutturabildiğimizi sanıyoruz.

 

· Bu gençlik, her ferdîyle mutlaka, sağındakini, solundakinî, önündekini ve arkasındakinî yakan «otomobil: zatiyle hareket halinde» bir teaddî, hamle ve hareket ateşi olacak; ve değdiği her şeyi, kendisine, ateşe döndürecektir.

 

· Bu gençlik ruhta en ileri ve maddede en güzel vücuda sahip ve bu gayenin en girift hesabına malik olacaktır.

 

· Safha safha bütün dünyanın tarih ve oluş çilesini çekmek, cihanı bütün kıtalarına şamil tarihî roller ve encamlar içinde murakabe etmek, nefsine ve millî tarihine edilen ihanetleri, gizli parmak izlerine kadar belirtmek, bütün putları devirip bütün gerçek âlemleri yerli yerine ve tam hakikatiyle oturtmak, bu gençliğin en asıl nefs muhasebesine bağlı ana fârikasıdır.

 

· Bu gençlik, basit ve ahmak bir evlilik - sonralık hesabiyle sadece keleş kemmiyet imtiyazını ve bu imtiyazın mankafa korkuluğunu değil, ezele doğru bitmez ve ebede doğru tükenmez «yeni» ve «doğru»nun keyfiyet muhafızlığını temsil edecektir.

 

· Bu gençlik, bütün muaşeret şekillerinden, maddî ve manevî bütün tavr ve edalarda, ahlâkta, edepte, hayâda, hicapta, saffette, ölçülü heyecanda, hakikî vecd ve aşkta ve bütün bunlara rağmen en yırtıcı hamle ve hareketlerde semavî bir zuhur denecek kadar muhteşem ve Muazzam bir tecelliye, en harikulade renkler ve çizgilerle dekorluk edecektir.

 

· Pantolonun ütüsünden, serpuşunun biçimine kadar yepyeni, malûm örnekler içinde benzersiz ve tamamen aslî bir dünya görüşü, bir şahsiyet ve hakikat murakabesi getirecek olan öyle bir gençlik ki, onu, ne bütün merhaleleri ve sınıflariyle küfür ve delâlet kutuplarının eski ve yeni vereseleri ne de Âlemlerin Nuru'ndan, Sahabelerinden ve gerçek bağlılarından başka hiçbir ata soyu tanıyamayacak; eski ve yeni Müslümanlar ona hayranlıkla bakıp sadece «ha, işte Müslümanlık buymuş!» diyeceklerdir.

 

· Evet; birdenbire açılan göklerin kapaklarından paraşütle atlamış, ayrı ve esîrî bir dünyanın insanları halinde topraklarımıza inecek bir gençlik!., İşte hayal ve rüya ufkunda, İslâm inkılâbının muhtaç olduğu gençliğe ana vasıflariyle kısa bir bakış!

 

İdeolocya Örgüsü / Beklediğimiz İnkilabın Yönleri

HA
18.12.2008 19:23
#2

GENÇLİĞE HİTABE

 

Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...

"zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik...

Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk iki buçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hâkimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını, Allah’ın Kuran’ında "belhüm adal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devirleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik...

Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek bir nida kopararak "mukaddes emaneti ne yaptınız?" diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...

Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik...

Halka değil hakka inanan, meclisinin duvarında "hâkimiyet hakkındır" düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta ve halis hürriyeti hakka kölelikte bulan bir gençlik...

Emekçiye "benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başıboş bırakılamazsın!", kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve resul ölçüsünü kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!", ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebette bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlik...

Bir buçuk asırdır yanıp kavrulan, bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığını, türkün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını çözecek ve her sistem ve mezhep, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin İslâm’da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna İslâm âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik...

"kim var!" diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "ben varım!" cevabını verici, her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur!" duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...

Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette strateji ve taktik sahibi bir gençlik...

Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifiri karanlıkta ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin bir gençlik...

Bugün, komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kağıdı şehri, müzahrefat kanalı sokağı, fuhuş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi ve nesi, hasılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve terbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tek başına onlara karşı durabilecek ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik...

Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiç birini beğenmeyen, onlara "siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka Müslümanlarısınız! Gerçek Müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek Müslümanlığın "ne idüğü"nü ve "nasıl"ını gösterecek bir gençlik...

Tek cümleyle, Allah’ın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı sevgilisinin âlemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, o'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, barınak tanımayacak ve o'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik...

Bu gençliği karşımda görüyorum. Maya tutması için otuz küsur yıldır, devrimbaz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allah’a hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim, manevî babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını da gediğine koymandır.

 

Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!

Ey kahpe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!

 

Allah’ın selâmı üzerine olsun!

 

Üstad Hz. Necip Fazıl Kısakürek (R.aleyh)

21.12.2008 00:57
#3
GENÇLİK

· Ne bugünkü murakabesiz. rehbersiz, gayesiz ve şahsen mesuliyetsiz gençlik; ne dünkü çürümüş ve kokmuş, şaşırmış ve ihtilâca düşmüş nesiller; ne de evvelki günkü, aşksız ve vecdsiz, ruhsuz ve heyecansız, sadece kitapların ve mevzuların başlıklarına takılı ve kakılı softacıklar nesli., İslâm inkılâbını kadrolaştırmaya memur gençlik, Sahabiler ve onların gerçek bağlılarından başka kendisine hiçbir ruhî örnek kabul etmiyecek; ve bu ruhu, baştan başa yepyeni, fakat aslına uygun olarak, nefsinde ve dünyada maddeye nakşedecekir.

 

·.........

·

 

40 yıllık yırtınış ve didinişlerimizle, böyle bir gençlige maya tutturabildiğimizi sanıyoruz.

 

İdeolocya Örgüsü / Beklediğimiz İnkilabın Yönleri

Her zaman olmaya mecbur bu gençlik; olmuyor! olmuyor! olmuyor! Neresinden yapıştırırsanız yapıştırın hava basıncının ağırlığını içinde bulunca, illaki başka bir yerinden patlak veren bisiklet lastiği gibi, bir yerlerde çiğlik hep kalıyor. Bütün bu denemelerde aslı suretini bulamayan gençlik hemen lastik fabrikasına gönderilip bir dahaki oluş atağına ham madde olacağına, cadde üstlerinde yolları kapatacak kadar defolu lastik birikmesine sebep oluyor. Arkasından gelecek denemeleride giderek daha da zorlaştırıyor ve haksız bir nefs mukabelesiyle kendini "olmuş" kabul ediyor. Halbuki yetersiz ve eksik noktalarını tespit edip fikir ve ruh dünyasını yeniden elden geçirmesi icap eder.

Üstadın ve onun şahsında aynı davayı güden büyüklerin emekleri ise hep bu oluş çilesini ve isteğini hazır ve canlı tutmakla, bir gün bu neslin geleceğini samimiyetle bize vad ediyor.

Buna en yakın zamanda çırpınışın ve sancıların en şiddetli olduğu zaman olacaktır.

HA
21.12.2008 02:23
#4

İnsanların kalplerini fethetmek en zoru. Nasıl ki Cihad-ı Ekber nefs cihadıysa fetihlerin de en çetini kalp fethidir. Davanın nihayete erişi şurda:

Genç adam Üstad'la tanıştı ve onu 10-15 senede özümsedi. İslami bilgisi de genişledi farz edelim. Artık iş bilgisini sevgili zevcesiyle yetiştireceği çocuğa nakşetmekte. ZORUNDA! Bu ancak böyle devamlılık bulur ve nihayete erer.

Dedenin camiye her torunsuz gelişi çok büyük bir kayıptır.

Bu mesele hallolunursa tüm meselelerin hallolması çorap söküğü...

Allah'ın izniyle o günleri göreceğiz. Öyle yahut böyle.

Gençlik başlığında bunuda kaydetmek istedim.

Selametle...

21.12.2008 04:57
#5

Allah razı olsun. Bu dediğiniz tamam ama o çocuğu yetiştirecek gençleri yetiştirme aşamasında hızlı, aksiyoner, meydanı işgal edici bir yapı da gerekmez mi? Yada var olan yapılara bu ruhun tam manasıyla verilmesi?

HA
21.12.2008 13:02
#6

Sevgili Eşref gönüldaşım.

Sabah kalkar kalkmaz İZ Kanalında bir belgesel veriliyordu. İzlemeye (vakit kaybına) başladım. Belgeselde Taksim anlatılıyordu. Ve nihayet 70lere gelindiğinde mahut sol mitingleri ve kanlı 1 mayıs meselesi... Görüntüler açıkçası beni çok heyecanlandırdı ve ibret alınması gerektiğini aklıma getirdi. Adamlar koskoca pankartlarla koskoca bir insan seli halinde müthiş bir miting...

Bu pislik çuvalı tipler küfür uğrunda bukadar heyecanlı birleşipte Hakka meydan okuyor gerekirse ölüme gidiyorlar da bizim Hakka tapanlar elleri kolları bağlı asıl yapması gereken şeyi yapmayıp radyodan onlara küfür savuruyor. Nasıl oluyorda küfür uğrunda savaşanlar Hakk yolunda savaşanlardan daha azimli ve aşk dolu oluyor? Acaba türkiyede müslüan yok mu diye sorası geliyor insanın.

Niçin müslümanlar ocu bucu diye gruplara ayrılmayıp tek saf halinde mitinglere çıkmıyor?

Nerde o seninde bahsettiğin aksiyon kafası?

Biz daha kendi saflarımızda olupta farklı düşünen gruplara nefret beslerken nasıl olacak bu iş?

Bu iş şöyleolacak sevgili gönüldaşım:

İslam bağlıları ne ocu ne bucu olacak. Ne ülkücü ne milli görüşçü ne alperenci ne de bir başka şey. Bunlar hep teferruat. Her iş bittide partilere bölündük. Bu fikir ayrılıkları içimizde saklansın ve büyük bir sabır örneği göstererek sadece İslam davası yolunda tek yürek halinde tek vicut haline gelsin.

Evvelde yaşanan aptalca ayrışmaları uzun uzun anlatmaya ne hacet?

Üstad bir kitabında şöyle diyor:

BİZ AGORAYA İNDİĞİMİZ ZAMAN KİMSE YOKTU. MÜSLÜMANLAR CAMİDE ADETA HADIM OLMANIN OLTASINDA MUTLU MESUT GEÇİNİYORLARDI. BİZ MAHUT BUZ DAĞINI CİĞERİMİZDEN GELEN SICAK NEFESLE ERİTTİK VE KARŞIMIZA ÇAMUR ÇIKTI.

Evet, Üstad'dan önce tek bir aksiyon bile mevcut değilken 60Tan sonra 4 parti birden fırlıyor. Olacak iş değil.

Benim gönlümde bu yatıyor. Önce bir İnkilabımızı yapalımda sonra ne olacaksa olsun. Tüm fikirler tekrar ayrışsın. Ne önemi var? Ancak önce İnkilap ve birleşme!

Gelsin mitingler, gelsin çığlıklar, gelsin gösteriler, gelsin Hakk'çılar...

Teşekkürler.

22.12.2008 16:19
#7

Bahsettiğiniz birlikteliğin ve hassasiyetlerin toplumda meydana gelmesi için, etrafımdaki herkese ve özellikle kendimi ait hissettiğim ideolojik yapının bütün fertlerine elimden geldiğince(önce gerçek manada kendimi yetiştirmek kaydıyla) anlatmaya ve yaşatmaya çalışacam. Türkiyedeki mukaddesatçı gençliğin kendini çatısı altında gördüğü cemiyet, cemaat, vakıf, örgüt, parti ne varsa hepsindeki arkadaşlarda kendi yapılarında benzer tarzda çalışmalarda bulunurlarsa İnşallah dediğiniz kendiliğinden gerçekleşir. Zati Üstadında hamleleri bu yönde değilmiydi; Özellikle ülkücü ve akıncı gençliği aynı fikir etrafında aynı hamurda yoğurup bahsettiği gençliğe zemin oluşturmak.

HA
22.12.2008 17:16
#8

Evet, Üstad Hz. 70ten sonrasını bu işe adadı. Bir gün Mukaddesatçı Anadolu Gençliği zaferi bulacaktır. Hesap gününe nasıl iman ediyorsak bunda imanımız var.

Allah, mukaddest zatının, peygamberinin ve dostlarının yanında olanlarla beraberdir.