Üstad, Bâbıâli isimli kitabında bu mevzuu anlatırken isim vermemiştir. Kitapta gerçek isim yerine "(Nokta Nokta) Hanımefendi" şeklinde bir ifade kullanılmıştır. Üstad'a dair kaleme alınan kitaplarda da bu hususa dair bilgilere yer verilmiyor. Ki Üstad'ın ifşa etmek istemediği ve etmediği kendinde saklı olan bir ismi de vakıaya şahid olanların, o muhitte bulunanların dışında kimse bilemez. Bu isim konusunda bir bilgiye ulaşmak mümkün değil gibi görünüyor.
Muhtevasındaki karakterler ve hadiselerle Üstad'ın hayatından büyük izler taşıyan Aynadaki Yalan isimli romanında yer alan kişilerden, Nokta Nokta Hanımefendi ile uyuşanı Belma'dır. Tabi bu isim, mezkur şahsa dair bir bilgi değil, roman karakteri için seçilmiş takma bir isimdir.
Bâbıâli isimli kitapta ilgili yerin başlangıcı şöyledir:
"29'uncu yaşını sürüp doğduğu ay olan Mayısa doğru 30'uncu yaşına ilerlerken, 1934 kışının başlarında, sessiz sedasız, hayatının en büyük kasırgasına çatıverdi. Bu kasırga ehemmiyetsiz bir esintiyle başladı.
Lüsyen Abdülhak Hamid; onu bir gün yanına aldı ve:
- Haydi yürü, dedi; seni benden sık sık bahsini duyan, son derece (tipik) bir hanımefendiye götüreceğim!
Ve Lüsyen Hanım, Genç Şairi, onu göstermek için değil de, belki onun yanında kendisini göstermek için, Taksim taraflarında bir apartmana götürdü.
Gayet zevkli döşenmiş, iki üç odadan ibaret, (garsonyer)imsi, kuş kafesine benzer bir dairecik... İki yanı kadife yastıklarla çevrili bir divanda, upuzun, üzerinde ipekli bir örtü. Genç Şair'den en aşağı 7 - 8 yaş büyük, kır saçlarında siyahımtrak perçemler, (Nokta Nokta) Hanımefendi...
Soğuğa karşı tahammülsüz bir yaratılışın sahibi bu hanım, Boğazın karşı kıyısında, şato denebilecek büyük ve haşmetli bir yalıda oturur ve soğuğa hiç dayanamadığı için, her ân buz gibi ve ürpertili tenine sıcağı içirmek üzere birkaç kış aynı Taksim'deki bu hususî dairesinde geçirir.
Kafkas ırkının en ince ve soylu çizgilerini taşıyan, Osmanlı paşalarından birinin kızı, isim yapmış bir ilim adamiyle, sonradan evlendiği, ecnebi, fakat müslüman bir sefirin eski zevcesi bu hanım üzerinde daha fazla kafa kâğıdı bilgisine ihtiyaç yok... Onu da, deminki kadın tahlilimize denk olarak kolay bir müşahhastan ziyade, çetin bir mücerret saymalıyız.
Genç Şair'le (Nokta Nokta) Hanım, ilk ânlarda birbirlerini tepeden ayağa süzgeçten geçirdiler ve birbirlerinde ne aramak gerektiğini yine birbirlerinde aradılar... Lüsyen Hanım, hem de pek ânî, iki taraftan tüten mânaları yadırgadığı ve hele ona eliyle zemin açmış olmaktan birdenbire inkisara düştüğü için midir, nedir, kendisine silikliği seçti, tutuk ve seyirci kaldı.
- Mayıs başından itibaren Boğazdaki yalımıza geçeceğiz. Sizi orada sık sık beklerim.
(Nokta Nokta)nın bu davetine Genç Şair şöyle mukabele etti:
- Biz de Beylerbeyi'nde bir yalıda oturuyoruz, yakın sayılırız. Rahatsız etmeye çalışırım."
(...)
BANKADA fiş imzalarken, bir toplam yaparken, kendisiyle konuşanları dinler gibi dururken hep onu düşünüyor. (Nokta Nokta)yı...
En şiddetli bir zehir gibi, en kısa zamanda bu ne tesirdir, böyle!.. Hali, masallarda dünya güzelini görür görmez tutuluveren, arkası üstü düşüp bayılan, yatağa düşen şehzadeninkinden daha (romantik), daha iptidaî, daha gülünç... Artık (Nokta Nokta), Genç Şairde, dinmez bir diş ağrısı, silinmez bir sabit fikir...
Sen misin, o zamana kadar kadın cenazeleri üstünde yürüdüğünü sanan; şimdi de yürüsünler bakalım, senin cenazenin üstünde!.. Onca kadın, erkeğinin şahsiyetini bir manto gibi giyen, onun kafasiyle düşünüp onun gözleriyle gören, bütün hâkimiyetlerini kaybeden, saadetini mahkûmlukta bulan, hattâ süs ve giyim iradesini bile yitiren, kılığını bile şaşıran bir tesir hedefi değil miydi? Şimdi irade kaybı, şaşkınlık ve perişanlık kendisinde...