Selamlar,
Offf... Pislik küçük ama verdiği rahatsızlık büyük... Buyurun işte... Niçin kaşınır durursunuz ki zeka fukaraları...
İlkokul talebesi şebekliğiyle Necip Fazıl Kısayürek yazarak komik olduğunu zanneden bu geri zekalı insanımsı gerçekten komik olmayı başarmış. Aptallığıyla, ezikliğiyle... Güldüm ben baya, siz ne dersiniz? Gerçekten komik değil mi?
Muaviye bir sahabidir. Sahabi olmak için İki Cihan Güneşi'ni bir kez dahi olsa iman nazarıyla görmüş olmak yeterlidir. Bu şahıslara hakaret etmek affedilmez bir suçtur. Zira peygamberimiz buyurmuştur ki: "- Her günaha şefaat ediciyim, fakat Sahabîlerime dil uzatanlara asla!.." Bu hadise hala "Ama, ama o şöyle yaptı, ama o 1400 yıl önce halifeliği çaldı, onun oğlu bizim Hüseyinimizi öldürdü" diye ezilmişlik edebiyatıyla zırıldayarak cevap verecek olan varsa, buyursun.
Üstad, tevafuka bakın ki, benim de tam bugünlerde okumakta olduğum "İlim Beldesinin Kapısı - Hazret-i Ali" isimli kitabında (İmam Ali Değil!!!) şöyle diyor:
"...Bize düşen, hakkikatın hakkını vermekle beraber, sahabeler arasında görüş farklarında, her tarafı mazur, masum ve haklı bulmaktır. Bu akıl üstü incelik, ileride, çok ileride, bilhassa Hazret-i Ali ve Muaviye aykırılığında meydana çıkacaktır..."
"...Hiçbir zümre ve telakkinin hatırı için olmaksızın, yalnız hak adına ve «Sünnet ve Cemaat Ehli» ölçüsüyle bildirelim ki, Peygamber damadı, Nur Neslinin yürütücüsü ve mâna âleminin Hazret-i Ebu Bekr'den sonra ikinci sultanı Hazret-i Ali, sırada dördüncü olduğu gibi kıymet derecesinde de dördüncüdür; ve dört büyük sahabı arasında, akıl ve hikmet yönünden baştadır. Birincisinde rikkat ve rahmet, ikincisinde şiddet ve celâdet, üçüncüsünde haya ve edep, dördüncüsündeyse akıl ve hikmet.
Hazret-i Muaviye ile arasındaki nispete gelince, sahabîlik derecesinde ondan çok yüksek ve dâvasında mutlak surette haklı...
Fakat burada bir incelik var:
Mutlak surette haklı olan Hazret-i Ali'ye mukabil Hazret-i Muaviye haksız değil...
Tezat gibi görünen bu hükmün inceliğini ancak sır idrakine mâlik bir vicdan sahibi anlar. İçindeki su yarı yarıya dolu bir bardağa bakınca, iyimser, «yarı yarıya dolu», kötümser de «yarı yarıya boş» der. Aynı incelik...
Büyük harflerle yazıyoruz:
MALÛM DÂVADA HAZRET-İ Ali MUTLAKA HAKLI, HAZRET-i MUAVİYE DE HAKSIZ DEĞİLDİR!!!...
Allah Resulünün sır kâtipliğini yapmış, İslâmı denizlere çıkarmış ve ölürken Kâinatın Efendisi'nin mübarek tırnaklarını dudaklarına koydurmuş olan Muaviye büyük sahabîlerdendir. Ali ile ihtilâfı da bir içtihat meselesinden ibaret... Nur Neslinin iki kol başısına edilen, gök kubbeyi devirici zulüm ise Muaviye'nin eseri değil..."
Son paragrafı okuduğumuzda, Üstadın da ileride bu yazıyı kusan şahıs gibi zeka fukaralarının, saplantı sümüklülerinin çıkabileceğini düşünerek bir ileri görüşlülük gösterdiğini ve peşinen olayı ifade ettiğini görüyoruz. Evet, açlıktan ölmek üzereyken ekmek çalan da, ekmeklerinin hesabını soran da haksız değildir. İki hak böyle veya Hz. Ali - Muaviye çatışması benzeri durumlarda karşı karşıya gelebilir.
Hz. (Evet inatla Hz.) Muaviye, halifelik davasında, kendi penceresinden bakıldığında mazur görülebilecek bir haldedir. Hz. Ali ise zaten haklıdır. Bu meselenin o dönemde uygun bir biçimde çözülememesi ve çok kan götürmesi de zaten bunu ifade etmiyor mu? İki cihan güneşinden feyz almış sahabilerin, haksızlığı ayan beyan ortada olan bir adamın peşinden koşmayacakları, peşinden koşsalar da bunun Cemel gibi, Sıffin gibi büyük neticelere gebe olmuş ve çok kan götürmüş hadiselerin doğurucusu olacak kadar büyütülmeyeceği de biraz olsun fikir yürütebilecek insanlar için bedahet olarak ortadadır. Olayın tarihi seyrine dalmayacağım, zira uzun bir mevzu ve olayı bilenler de takdir edecektir ki Muaviye de "haksız değil"dir. Futbol takımı fanatikliği yapar gibi olayı sadece kendi penceresinden görüp karşıdakinin yüzüne ağız dolusu kusan, bununla da yetinmeyerek olayları mantıklı bir biçimde izah eden birisinin soyismiyle alay ederek beyinsizliğini ifşa eden şahsiyetlerin günümüzde dahi yer kaplayabilmesi beni hayretler içerisinde bırakıyor.
Sitede yazan bazı zırcahiller ise üstadın Yezid'i sevdiği imasında bulunmuş. Bu cahil müfterilerin tükürülesi suratlarına aynı kitaptan, Yezid'den "Muaviye'nin oğlu, babasına dil uzatılmayacağı nispette kendisine her kötü sıfatın isnadı mümkün olan Yezid, Hazret-i Hüseyn'in şenî kaatili" şeklinde bahsedilen paragrafı vurmak gerekir.
Üstad diğer eserlerinde, mesela Peygamber Halkası'nda, bu mevzular üzerine de yazmıştır. O eser de incelenebilir.
Bu foruma üye olmak istemedim, uğraşacak halde değilim zira. Zamanım olsa yapmak isteyip de yapamadığım pek çok işe el atabilirdim. içlerinde Cebrail'in yanlışlıkla Hz. Ali yerine peygamberimize geldiği safsatasına inanan nasipsizler var. "Vay anasını be" diyesi geliyor insanın. Allah'tan emir alan ve iradesi olmayan Cebrail 10 yaşında bir çocuk olan Hz. Ali yerine Peygamberimiz'e gelecek, ona yıllar yılı Kur'an'ı öğretecek, Allah da bu olaya müdahale etmeyecek :P Eğer "Allah bilerek müdahale etmedi" denirse bu da Allah'ın takdiridir ki arkasından konuşmak insanı mürtedliğe koşturur, ayrıca Allah'ın ilim sıfatına edilmiş bir hakaret de meydana gelebilir bu iddiayla... Allah bunları bildiği gibi yapsın... Aynı konuda, altlara doğru indikçe "Necip Fazıl gibi bi şahıstan da ne beklenebilirdi ki" gibi tamamen fikirden yoksun, şakşakçılıktan ibaret, boş beyinlerin boş ürünlerini görüyorsunuz. Evet, ne beklenebilirdi ki? :) Olaya mantıklı cevaplar yazanlara "Ben Hüseyin'imi katledeni seveni vururum" mealli aptalca duygu sömürüleriyle cevap verilmiş. Sanki Üstad Yezid'i övüyormuş gibi... Bir kişinin suçuyla babasını yargılayamayız ayrıca, o da ayrı.
Başta da söylediğim gibi: Pislik ehemmiyetsiz ama verdiği rahatsızlık gerçekten büyük...
Saygı ve selamlarımla...