''Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış;
Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış...''
Üstad Necip Fazıl'ın gayriyi silici o mukaddes gayesini muhteşem bir zekayla kaleme alışı... O edebiyatçı mı, şair mi, muharrir mi, kuru bir fikir adamı mı, tarihçi mi?.. Ah, hiç biri değil, bin kere değil!..
Bakın O - Güya olanların var olduğu bir dünyada- ne:
''Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri!
Sadece, beyni zonk zonk sızlayanlardan biri!
Bakmayın tozduğuma meşhur Bâbıâlide!
Bulmuşum rahatımı ben bir tesellide.
Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası!
Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası?
Evet, kafam çatlıyor, gûya ulvî hastalık;
Bendedir, duymadığı dertlerle kalabalık.
Büyük meydana düştüm, uçtu fildişi kulem;
Milyonlarca ayağın altında kaldı kellem.
Üstün çile, dev gibi geldi çattı birden! Tos!!!
Sen cüce sanatkârlık, sana büsbütün paydos! ''
Dahası var:
''İki yıldız arası göğe asılı hamak...
Uyku, uyku... Zamansız ve mekansız, uyumak.
Uyumak istiyorum; başım bir cenk meydanı;
Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı.
İlgisizlik, herşeyden kesilmiş ilgisizlik;
Bilmeyiş ki, en büyük ilme denk bilgisizlik.
Usandım boş yere hep gitmeler, gelmelerden;
Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden!
Göz kapaklarımda gün, kapkara bir kızıllık;
Kulağımda tarihin çıkrık sesi, bin yıllık.
Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri;
Raflarda toza batmış Peygamberlerden bildiri.
Her gün yalnız namazdan namaza uyanayım;
Bir dilim kuru ekmek; acı suya banayım!
Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla!
Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla...''
Ve beklemeyin artık onu dünya heveslerine; aynalar yolunu kesti...
Eğer ilhamları öteden haber veriyorsa, gaygısı birtakım şiir ölçüleri değildir. Yunus'un izinden gider Üstad:
Canlar CAN’ını buldum, bu canım yağma olsun.
Assı ziyandan geçtim, bu dükkanım yağma olsun!..
Ben, benliğimden geçtim, gözüm hicabın açtım,
DOST vaslına eriştim, gümanım yağma olsun.
Taalluktan üzüştüm, ol DOST’tan yana uçtum
Aşk divanına düştüm, divanım yağma olsun!..
İKİLİKTEN usandım, BİR’lik hanına kandım,
Derdi şarabın içtim,dermanım yağma olsun!..
Varlık, çün sefer kıldı, DOST ondan bize geldi,
Viran gönül NUR oldu, cihanım yağma olsun!..
Geçtüm bitmez sağınçtan, usandım yazu kıştan,
Bostanlar başın buldum, bostanım yağma olsun!..
Yunus ne hoş demişsin, balu şeker yemişsin,
Ballar balını buldum, kovanım yağma olsun!..
Ve üstad o mukaddes kapının eşiğinde:
''Benim efendim!
Ben sana bendim!
Bir üfledin de
Yıkıldı bend’im.
Ben ki, denizdim,
Dağbaşı bendim.
Şimdi sen oldun,
Âleme pendim.
Benim efendim!
Feza levendim!
Ölmemek neymiş;
Senden öğrendim.
Kayboldum sende,
Sende tükendim!
Sordum aynaya:
Hani ya kendim?
Benim efendim!
Benim efendim!
Emri yüklendim!
Dağlandım kalbden
Ve mühürlendim.
Askerin oldum,
Başta tülbendim;
Okum sadakta,
Elde kemendim.
Benim efendim.''
Şu şiirden sonra gelde konuş:
Sonsuzluk Kervanı, "peşinizde ben,
Üç ayakla seken topal köpeğim!"
Bastığınız yeri taş taş öpeyim.
Bir kırıntı yeter, kereminizden!
Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben...
Gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller...
Ufuk önlerinde bayrak kulesi.
Bu gidenler Altun Kol Silsilesi;
Ölçüden, ahenkten daha güzeller.
Gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller...
Sonsuzluk Kervanı, istemem azat!
Köleniz olmakmış gerçek hürriyet.
Ölmezi bulmaksa biricik niyet;
Bastığınız yerde ebedî hasat.
Sonsuzluk Kervanı, istemem azat.