Son günlerde Şehir Tiyatroları’ndaki Yönetmelik değişikliği yüzünden tiyatro eserleriyle gündeme geldiği zannedilen Necip Fazıl, aslında şiir ve fikirleriyle 80 yıla yakın bir zamandır Türkiye gündeminde.
Bazen şiirleri, bazen tiyatro eserleri, bazen de fikirleri-tarih tezleriyle dikkatleri üzerine çeken Üstad Necip Fazıl, galiba en çok 28 Şubat döneminde unutturulmaya çalışıldı. Fakat en olmadık bir zamanda, burada hikâyesi uzun sürecek bir gelişme ile Bir Adam Yaratmak oyunu sahne konularak Şehir Tiyatroları’nda yeniden gündeme geldi.
10 yıl önce bu oyun Şehir Tiyatroları’nda sahnelenirken başrolü oynayan Bora Seçkin, bu yıl özel bir grup oluşturarak İBB Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı desteğiyle bu eseri yeniden sahneye koydu. Bir kısmı Şehir Tiyatroları’ndan, bir kısmı da dışarıdan seçilen bir grup oyuncu ile Ümraniye / Atakent Kültür Merkezi’nde bu oyunu sahneye koyan ve esere daha hâkim bir tarzda başrolü oynayan Bora Seçkin’le arkadaşları tebrik edilecek iş yapıyor. Çünkü böyle büyük eserler, ancak büyük düşünen ve günlük politik tartışmalarla meslekî gruplaşmaların üstünde kalarak, evrensel temalara tutkun estetik bir duyarlıkla sahneye konur.
Bir Adam Yaratmak, büyük şair ve mütefekkir Necip Fazıl’ın kendi hakikat arayıcılığının beyin fırtınasına dönüşmesinin hikâyesidir. Yansıtılan düşünce gelişimi ve olay örgüsü itibariyle de trajik bir şiir ve fikir şöleni haline gelen oyun, dünyada benzeri az görülen bir büyük sahne eseridir. Bu eseri bir dönemin İskandinav yazarları etkisindeki realizm ve irsiyet perspektifleri açısından değerlendirerek o döneme mahsusmuş gibi görmek, bir şaheseri anlayamamaktır. Bu anlayış yetersizliğinin farklı duyarlıklara mahkûm olmakla izahı mümkün, ama bir sahne eserinin özündeki yüceliği basit vesilelerle aktüel göndermelere icra yanlıştır!
Düşünmekten kendini alamayan ve bu yönüyle kendisini nesli kesilmiş bir yaratığa benzeten eserin kahramanı Husrev, samimi bir tarzda sahne eseri ortaya koyarken, birden ontolojik tartışmaların içinde bulur kendini. Çünkü eserinde babasının hayat hikâyesiyle ilgili birtakım olaylara yer vermiş ve şuur altına yerleşen intihar meselesi de bu oyundaki olay örgüsü içinde farklı boyutta kendiliğinden yer alır. Bunların tartışılması farklı zihniyetlerin şaşırtıcı görünüşünü ortaya çıkarır ve eserdeki kazaya benzer bir başka kaza ile oyunun seyri değişir.
Pek çok eserinde olduğu gibi Çile adlı şiirinde de ele aldığı “kriz entelektüel” ile modern dünyanın bunalımını dünyadaki pek çok sanatçı ve düşünürle eşzamanlı veya daha önce ortaya koyan Necip Fazıl, öyle günlük politik tavırlarla hafife alınacak bir sanatçı değildir. Ona ilgi duyan ve eserlerini okuma tiryakisi kesilen çeşitli çevrelerden farklı insanlar var. Bunlardan Çetin Altan’ın ifadesiyle Necip Fazıl, muhatabını hayranlıkla kendisine bağlayan, şiiriyle ve öteki kurgu metinleriyle olduğu kadar ses tonu ve üslubuyla da müstesna bir insan!
Pek çokları gibi Çetin Altan da Üstad’ın sağlığında yazdığı yazıda aynen şunu söyler:
“Kaybolmuş bir gecenin, kaybolmuş bir saatinde, baş başa bir masada otururken de, güzel konuşma şehvetinin karşısındakini çalma hırsızlığından kopmuş bir sesle:
- Benim acımı kimse anlamıyor, benim kanatlarım ufuklara çarpa çarpa kanıyor, demişti...” (Milliyet, 20 Şubat 1982).
Bugün de Bir Adam Yaratmak oyununu seyrederken aynı duygulara kapılmamanız, kanatları ufuklara çarpa çarpa kanayan bir büyük kartalın ruhuyla sahnede dolaştığını fark etmemeniz imkânsız. Üstad günlük hayatında da böyle dolaşırdı. O yüzden Sezai Karakoç, Necip Fazıl’ın ölümü üzerine yazdığı yazıda bunu şöyle ifade etmişti: Göklerin Çektiği Kartal...
Bora Seçkin’i bu oyunda üç kere izledim, ikisi ilk oynanışta, Harbiye Tiyatrosu’nda...
Matine sonrası tebrik etmek istediğimde, “Necip Fazıl’ın sahne şiirini yeterince canlandırabildiğime emin değilim!” demişti. Ben bunu samimiyetle yapmaya çalıştığını gördüm, intibalarımı söyledim. Suaredeki oyuna hazırlanmak için izin istedi. 10 yıl sonra da aynı özen ve ciddiyetle eseri sahnelediğini görmek, benim için sanat hayatımız adına bir umut oldu...
Geçen hafta üçüncü kere izlediğimde asıl metne daha fazla sadık ve eserin ruhuna daha vâkıf bir tavır içinde gördüğüm Bora Seçkin’i beğendim. Ulviye’de Gül Yıldız Akelli, Selma’da Canan Uzun, Mansur’da Ali Nuri Türkoğlu, Nezat’ta İbrahim Can ve Şeref’te Selçuk Soğukçay ve diğer oyuncular gerçekten güzel bir Bir Adam Yaratmak oyunu sahneliyorlar. Kutluyorum. Bu başarı takdir edilmeli; kalabalık bir seyirci kitlesi tarafından alkışlanmalıdır.
Ümraniye / Atakent Kültür Merkezi’nde 10 gün daha sergilenecek oyunu kaçırmayın.
Mustafa Miyasoğlu

