Selamlar,
Ben de afallanmaması gerektiği kanaatini dile getiren arkadaşlara iştiraktayım acizane.
Sicili hiç de temiz olmayan sabık maarif vekillerimizden Hasan Ali Yücel'in veledi Can Yücel isimli şahsiyet hakkında fazla yorumda bulunmayacağım. Bu küfürbaz (daha da beteri bunu marifet sanan), küçük beynine rağmen kendisini dev aynasından izlemeye bayılan, neticede de "Aha ölmedim, ölmüyorum, ölmeyeceğim" falan diye zırvalarken gırtlak kanserinden nalları diken kuduz komünist, insan müsvettesi hakkında Rahmetli Osman Yüksel'in vaktinde sarfettiği şu cümle, nefis ve son derece isabetli bir profil çizmektedir:
- Bravo Hasan Ali'ye, p..ini de kendisi gibi yetiştirmiş!..
Can Yücel'in şahsıyla ilgili çıkınımızı tam açmadan burada kapatalım ve bu kaale alınmaması gereken, fakat afallamalara sebep olduğundan kısaca değinilmesi iktiza eden sarhoş saçmalarına geçelim.
Öncelikle, bazı arkadaşların da vurguladığı gibi Urfa olayı kafadan yanlıştır. Üstadın soyu Maraş'a dayanır, Abdülbaki Fazıl Bey'in doğum yeri ise Urfa değil, İstanbul'dur. Üstadın Maraş doğumlu dedesi dahi Urfa'da hiç bulunmamıştır. Ya "O güzel dadaş, o erzurum kongresi yiğidi cevat dursunoğlu", ya da C. Yücel epeyce sallamış, yahut her iki ilin de sonradan başına birer ünvan almış olmasından dolayı zihin bulanıklığına duçar olmuşlardır. Bu hal belki de sarhoşluktandır.
Üstadın babası Abdülbaki Fazıl Bey, genç yaşında, babası Mehmet Hilmi Efendi tarafından müthiş bir şekilde şımartıldığı için özellikle şehvani konularda kontrol edilmesi güç bir yaramaz haline gelmiştir. Zaten 16, 17 yaşlarında evlendirilmesinin altında da onu dizginleme düşüncesi pay sahibidir. Çevredeki lakabı da "Deli Fazıl"dır. Buraya kadar çizilen portre Can Yücel'in zırvalarının doğru olabilme ihtimalini soru işareti olarak karşımıza çıkarır, devam edelim: Öte yandan A. Fazıl Bey, Mekteb-i Hukuk'u bitirmiş, Bursadaki bir mahkemede aza mülazımlığı, Gebze savcılığı ve Kadıköy ceza mahkemesi hakimliği yapmış ve 30 yaşında üstadın validesi Mediha hanımı boşadıktan sonra başka bir kadınla evli bulunduğu bir sırada 34 yaşında iken vefat etmiştir. Kendisi hayatı boyunca tımarhaneye hiç girmemiştir. Lakabının "Deli Fazıl" olması, çocukluğunda taşıdığı o müthiş yaramaz ruhundan ileri gelmektedir. Kendisi özellikle cinsel bakımdan tasvip edilecek bir insan değildir, fakat lanse edildiği gibi bir deli de hiç değildir, belirtildiği gibi tımarhanede yatmamış ve kesinlikle ciddi bir zeka gerektiren görevlerde uzun yıllar çalışmıştır. Kaldı ki bir insanın babası deli bile olsa, bu insanın kendisinin bir dahi olamayacağını iddia etmek saçmalama fiilinin varabileceği en uç noktalardan birisi olarak karşımıza çıkar. Sevmediği bir insanın babasına "iftira" atmak ve aklınca hedef alınan şahsiyetin değerini bu şekilde düşürmeye yeltenmek de ayrı bir düşkünlüğün, kalitesizliğin, ezikliğin, bayağılığın göstergesidir.
Dediğim gibi, kaale alınacak laflar değil bunlar...
Saygı ve selamlarımla