Aziz Nesin Bile Babama Hayrandı..!

Başlatan: Cile54 Tarih: 20.06.2006 11:33 Cevap: 2

CI
20.06.2006 11:33
#1

Üstad'ın vefat yıl dönümünde haber ekleyebilecek kadar online olamadığımdan bu işi Gazi arkadaşım üstlenmişti. Sanırım bu haberi kaçırmış.. ;)

 

Gene de eklemek de fayda var. Sizinle de paylaşmak istedim..

Selametle..

 

Haber 28.05.2006 Akşam Gazetesi

 

 

Edebiyatımızın en tartışılan isimlerinden Necip Fazıl Kısakürek doğumunun 102, ölümünün 23'üncü yılında anılıyor. 'Üstad'ın oğlu, Büyük Doğu Yayınları'nın başındaki Mehmet Kısakürek babasının yaşamını ve kendi üzerindeki izlerini ilk kez anlatıyor

 

Büyük Şair'in oğlu Osman Kısakürek'le bir grubumuzda yaklaşık on yıldır top oynuyoruz. Olağanüstü cana yakın karakterli Osman abimizle ne zamandır kendi yayıncı ve futbolcu kişiliği üstüne bir söyleşi yapmak istiyordum. 'Futbolcu kişiliği' derken, birçok önemli takımda oynamış eski bir profesyoneldir kendisi. Ama alçak gönüllü ve medyadan uzak tavrıyla o, bu talebi ağabeyi Mehmet Kısakürek'e havale etmeye çalışıyordu. Mehmet Bey'in yoğun işleri, programı derken, Necip Fazıl'ın doğum ve ölüm yıldönümüne (26 ve 25 Mayıs'a) rastlayan dönemde buluşabildik ancak. Dolayısıyla ana temamız şairin karakteri ve eserleriydi bu sohbette.

 

Medyayla aranız nasıl? Necip Fazıl'a ve yayınevinize ilgi gösteriliyor mu? Gerçi siz de pek hevesli değilsiniz...

 

Medya, içinde yaşadığımız toplumu temsil ettiğine göre, medyanın Necip Fazıl'a gösterdiği alaka toplumun gösterdiği alakayla doğru orantılı. Ben, toplumun muazzam bir körlüğe doğru gittiğini görüyorum.

 

Toplumsal bir kötüleşme yaşanıyor yani sizce.

 

Öyle peyderpey bir kötüleşme değil, muazzam ivme kazanmış bir düşüş, kötüleşme. Böyle bir atmosferde bu çapta bir insanın anlatılması, algılanması çok ciddi bir mesele.

 

HERHALDE KAHREDERDİ

 

Kendinize muhatap bulamıyorsunuz diyebilir miyiz?

 

Evet. İşte bu manzara içinde medya bize ne kadar ilgi gösterebilirse o kadar gösteriyor. Bir takvim gayreti var, mayıs ayı gelince ilgi artıyor. Onun dışında birtakım üstünkörü alakalar. Başka taraftan soyadımıza karşı benim hala izahını yapamadığım bir saygı artışı da söz konusu, bir nüfuz artışı... Öyle olunca iş daha da içinden çıkılmaz hale geliyor. Şüphesiz medya içinde bize çok yakın insanlar var, bizim kıymet verdiğimiz, bize kıymet verenler... Ama medyanın büyük kesimi tamamen kayıtsız, bırakın Necip Fazıl'ı, birçok şeye karşı kayıtsız. Bu milletin şiir derdi, kültür derdi gibi birtakım dertleri olmadığı kanaatindeyim. Yaşanan hayatta böyle fikri, estetik kaygıların yeri yok. Bu da beni son derece müteessir ediyor.

 

Özellikle medyadan kaçma derdiniz yok bu durumda.

 

Asla yok. Ama şöyle bir derdimiz var: Necip Fazıl gibi bir insanın hamurundan, onun parmak izlerini taşıyan bir adamın böyle bir cemiyette hangi sahada olursa olsun bir şeyleri beğenmesi çok zordur.

 

Şair yazılarında benzer şeylerden yakınıyor, ama onun zamanına göre de bir yozlaşma söz konusu herhalde. Yaşasa daha mı kahrolurdu?

 

Ya kahrolurdu, ya kahrederdi. Bu medyatik imkanlarla herhalde daha çok kahrederdi. O öyle bir insandı ki herhangi bir kalem heveslisinin onun kalemine şahit olduktan sonra kalemini çöpe atması gerekirdi. Öyle bir konuşma kabiliyeti vardı ki, onun sözlerine şahit olan birinin artık dilini yutması gerekirdi. İşte ben de 40 sene onun kanatları altında yaşamış bir insan olarak bu işi iyi becerdiğimi zannediyorum. Ne kalem, ne fazla konuşma. Biraz medyadan ve topluluklardan uzak kalmışsam, sebebi bu olsa gerek psikolojik açıdan. Burada ironik bir durum da sözkonusu. Mesela Necip Fazıl'dan söz ediyorlar. Kabuğuna bile yaklaşamıyor mevzu. O bir ekoldür, sineması tiyatrosuyla, hal ve edasıyla, muaşeret adabıyla, müziğiyle... Böyle bir estetik dünyanın içinde yetişmiş biri olarak ne alanda olursa olsun, ister siyasi ister kültürel, kolay kolay beğenemiyorsunuz kimseyi.

 

SÜREKLİ İNİŞ ÇIKIŞLAR

 

Şairin hayatı sürekli soruşturmalar, mahkemeler, hapishanelerle geçmiş. Çocukluğunuzda ve ilk gençliğinizde siz ve aileniz o sıkıntılara nasıl katlandınız? Çok zorlandığınız, umutsuzluğa düştüğünüz zamanlar oldu mu?

 

Evet, çok hareketli, fırtınalı, zikzaklı bir hayat. Siz bu işin uzmanısınız, beni en iyi siz anlayacaksınız. Hayatımız öyle dalgalanmalarla geçti ki... Muazzam yükselişler gördük. Her yükselişin sonunda o dalganın köpük uçlarında bir facia bizi bekliyordu. Çok sert kontrastlar, derin iniş çıkışlar. Ama atlattık. Benim yerimde başka biri olsaydı psikopat olurdu. O sıkıntıları babamla bire bir yaşamış hassas bir insan olarak. Sadece üstadı tanımakla bile ezilen, mahvolan, kendi benliğini tamamen kaybeden, ciddi krizlere giren, ondan sonra da kendini ispata kalkan, ben neredeyim deyip ruhi bozukluklara düşen çok insan vardır. İlkokul 4. sınıfta yüzümde ciddi tikler başladı. Bir dönem mütemadiyen ağlıyordum. Sanki dünyada hiç kimsem kalmamış gibi duygulara kapılıyordum. Öğretmenimin sen bir hafta okula gelme dediği zamanlar. Öyle bir hayattı ki, kardeşim Ömer'le birlikte Moda İlkokulu'na giderken giyecek ayakkabımız yoktu. Kar yağıyordu. Ayakkabılarımızın altı delikti. Annem içlerine karton koyardı, o da bir süre sonra su çekerdi. Her adım atışımızda cırk cırk diye ses çıkarırdı ayakkabı ve biz bundan utanırdık. Ondan sonra babam hapisten çıkıyor. Kurban kesiliyor. Evde bir bayram havası. Saka kuşlarımın hepsini azat ederdim. Ondan sonra taylar, seyisler... Caddebostan'da at sırtında geziyorum. Evde opera dinleniyor. Aristokrat bir hayat. Madden manen muazzam iniş çıkışlar. Nasıl gördünüz bir uzman olarak beni, izleri kalmış mı üstümüzde?

 

Gayet iyi gördüm. Osman Abi'yi zaten iyi tanıyorum, o da fazlasıyla iyi.

 

Evet, en neşelimiz odur. Herkesle hemen diyalog kurar, insanlara sevdirir kendini. Bana hep Mehmet Bey derler, ona Osman Abi. Bana da çoğunun 'abi' demesini isterdim.

 

Okulda çocukların ilgi konusu olmuyor muydu babanızın bu mahkeme, hapishane hayatı?

 

Olmuyordu, ama bir gün çocuğun biri, senin baban niye içerde, diye sordu. Babam gazeteci dedim, ne diyeyim. Ha anladım, dedi. Okuldan çıktık, yürüyoruz, o sırada bir gazete müvezzii bağırarak gazete satıyor. Senin baban yoksa bu mu dedi bana. Ben de çok üzülmüştüm.

 

Ölümünden sonra yayınevinin başına geçtiniz. Omzunuzda çok ağır bir yük hissettiniz mi?

 

Bana ve kardeşlerime, daha çok bana yönelen en büyük eleştirileri bununla alakalı. Benim birçok noktada geri planda kalışım. 83 yılından sonra içinde bulunduğum yayın faaliyeti, babamın aralıksız yayınlanan eserleri, babamla gençlerin arasına giren aracılar için ciddi bir problem doğurdu. Biri çıkıyor üstadı anlatıyor, bir de üstadın eseri kendini anlatıyor. Bu ikisi birbirini tutmuyor. Ankaralı bir gencin güzel kategorize ettiği bir nokta var Necip Fazıl'la ilgili. Şimdi bir, Necip Fazıl'dan geçinenler var; iki, Necip Fazıl'cı geçinenler; üç, Necip Fazıl geçinenler. Adamın biri kitap yazıyor, bana sen niye yazmıyorsun, diyor. Biri panelde konuşma yapıyor, sen niye gelmiyorsun diyor. Orada olmamamı benim aczime yoruyor. Bu üç grup da benden ziyadesiyle şikayetçidir.

 

Necip Fazıl'ın değil de sıradan başka bir insanın oğlu olmak ister miydiniz? Daha rahat hareket edebilmek?

 

Asla. Asla kelimesini hayatımda bu kadar üstüne basa basa kullanmadım. Çünkü o benim iki cihan kurtarıcımdır. Ben kendi benimi onun kanatları altında kaybetmekten dolayı büyük saadet duymuş bir insanım. Halen de aynı ruh hali içindeyim. Hatta zaman zaman ben bu insana ne ölçüde layık olabildim gibi endişelere boğuluyorum.

 

Kardeşiniz, siz ve aileniz gayet dışa açık, hoşgörülü insanlarsınız. Necip Fazıl'ın yazılarını okuyanlar ise özellikle aynı cepheden değilseler bu sertlik karşısında korkuya kapılıyorlar. Fakat üstadın da yazılarında gösterdiği sertliği insan ilişkilerinde göstermediği biliniyor. Burada bir çelişki yok mu?

 

Yok. Babamın yazıları hakikaten serttir, ama hayatta da sert bir insandır. Bakışları sertti, konuşması, kapıdan girer girmez karşısındakileri etkisi altına alırdı. Ama aynı saftan olmayan insanlara kötü davranmazdı, bu doğru. Bir gün babamla vapurdayız. Biri babamı gördü, heyecanla yanımıza yaklaştı. Halinden belli, bayağı sarhoş. Ne kadar zaman oldu, görüşmemişiz, çok özlemişim, dedi. Doğan Nadi'ymiş. Babamın göğsüne başını koydu, iki dakika ağladı. Buram buram alkol kokuyor, babam muhakkak rahatsız olmuştur, ama belli etmedi. Aziz Nesin, Yaşar Nabi ve başkaları babama hayrandılar, bunu belirtmekten de çekinmezlerdi.

 

FUTBOLU SEVMEZDİ

 

Babanızın binicilik yaptığını biliyoruz. Futbola ilgisi nasıldı, takım tutar mıydı?

 

Takım tutmazdı. Ben koyu bir Fenerbahçeli'yim. On iki yaşımda bir top hastası olmuştum. Benim o halime bir illet gözüyle bakardı. Ancak bilhassa ferdi sporları çok severdi. Sporun ferdi olduğuna inanırdı. Çok iyi binici, çok iyi yüzücüydü. Takım sporlarını, insanların karşılıklı timler oluşturduğu sporları sevmezdi.

 

Fenerliliğiniz babanızdan değil yani.

 

Fenerli olmam tamamen semt sebebiyle. Osman'ın Fenerliliği de semttendir herhalde, belki de benden etkilenmiştir. Bir gün ilkokulu kırdım. Hayatımda ilk defa. St. Joseph'in önünden Dereağzı'na indim, 'tahta stad'a girdim. Orada kahramanlarımı yakından gördüm. Lefter, Can falan. Birkaç adım mesafeden gördüm onları, müthiş etkilediler beni. Başka bir gün, babamla yürüyoruz Moda'da, Küçük Fikret karşıdan geliyor, yanında başka bir futbolcu, yerlere kadar eğilip, nasılsınız üstadım diye selam vermişlerdi. O zamanki futbolcularla şimdikiler arasındaki farkı belirtmek için söylüyorum. Babam yaşasa şimdikiler yolda tanımazlar.

 

Bu futbol tutkunuza bir şey demiyor muydu? Osman Abi bir ara meslek seçmiş kendine.

 

Çok toleranslıydı bize. Yapmayın şunu derdi. Sonra eğer cinayet çapında bir şey değilse yaptıklarımız, döner yazılarına dalardı.

 

TİYATRO ESERLERİNE İLGİ ARTIYOR

 

En çok hangi kitapları ilgi görüyor Necip Fazıl'ın?

 

Bir, 'Çile,' bütün şiirlerini topladığı şiir kitabı. İki, 'Çöle İnen Nur' ve son zamanlarda tiyatro eserleri, çok gariptir.

 

Bunları sıradan okuyucu mu alıyor, yoksa tiyatrocular mı?

 

Tiyatrocular değil. O da bizim müsaademize tabi. Bunları biz mümkün olduğu kadar disiplin altında tutmaya çalışıyoruz. Parasal anlamda değil, aklınıza böyle bir şey gelmesin. Bir tiyatro eseri nasıl sahnelenir, diline ne kadar özen gösterilir, gibi. Oyunları konusunda çok titiz ve muhafazakarız. Şehir Tiyatroları'yla o yüzden başımız derde girmişti. Hatta Hıncal Uluç bile yazı yazmıştı, şu ailesi yok mu üstadın diye. Ailesi dediği de benim. Çünkü 'Bir Adam Yaratmak' adlı oyunu indirmek zorunda kalmıştım, felaketti.

 

AKP'li belediyeler ve onlara bağlı tiyatroların ilgisi mi bu?

 

Hayır, hayır. Üstada gösterilen ilgiye bağlı bir hadise bu.

 

YAYINEVİ ONA AZ GELİYOR

 

Büyük Doğu Yayınları'nın bundan sonraki hedefleri neler?

 

1983'ten bu zamana kadar Türkiye'nin en ciddi kültür faaliyeti üstadın bütün eserlerinin yayımlanması. Kesintisiz, hiçbir ekonomik zorluktan etkilenmeden bu işin yürüyor olması. Faaliyet aynı şekilde devam edecek. Sadece bu insandan ibaret kalmak istiyoruz. Aslında ona az geliyoruz. Yayınlayamadığımız günlük gazete yazıları var, sadece başlıkları 200 sayfa ediyor. Eylül'de onlar yayına hazır hale gelecek. Bütünü 12-13 cilt olacak.

BU
12.10.2012 00:36
#2

Soyadıma Nesin demişler? Bende Aziz Nesin Aziz Nesin deyip durdum demişti bir yazısında Aziz Nesin :) Ah n'olaydı bineydin ya vapurun ucundan kıyısından. Belki ufaktan tutmuşluğun bile Aziz edecekti seni öteler aleminde... Neyse, gene alanımın dışına çıktım.