Necip Fazıl KISAKÜREK Dedem’e dair hüzünlü bir anı
Tarih ve Düşünce dergisinde çalıştığım yıllardı. Dergide dört kişi çalışıyorduk. O zamanlar elli yaşlarında olan bir Bekir ağabeyimiz vardı. Bekir ağabey gençliğinde gazetecilik yapmış, birçok gazetede çalışmış, çeşitli kültür ortamlarında bulunmuş, çelebi meşrep bir ağabeyimizdi. Yedi yıl öncesinden bahsediyorum; bu sebeple Bekir ağabeyin soyadını hatırlayamadım; eğer bu yazıyı okursa beni bağışlasın; soyadını hatırlayamadığım için.Bekir ağabey, bir Necip Fazıl hayranıydı. Çok iyi bir Müslüman'dı. Onca yaşına rağmen, hem bekâr kalmış hem de iffetini korumuş ender insanlardan biriydi. Türk matbuat tarihini iyi bilirdi. Türk edebiyatının önemli simaları ile çeşitli anıları vardı. Zaman zaman bana, "dinle şair" der söze başlar, uzun uzun anlatırdı. Çelebi meşrebinin verdiği nükteli konuşmalarıyla Bekir ağabey, anlatmaya başladığı zaman biz ağzına bakardık. Ben gider birer demli çay getirir ki ben gelene kadar konuşmasının kaldığı yere bir virgül atar bekler, diğer arkadaşlarla Bekir ağabeyin başına çöreklenir o hoşsohbet bilge adamı dinlemeye doyamazdık. Konuşmalarının arasında mutlaka birkaç şiir okurdu. Necip Fazıl'la ilgili anılarını anlatırken benim dinlememi özellikle ister, ihtimam gösterirdi. Ben, Necip Fazıl'a kökeninin Maraşlı olması hasebiyle dedem derdim. Bekir ağabey Necip Fazıl'la ilgili anılarını anlatırken "gel şair, dedenle ilgili" der, benim bu hassasiyetimi bilge derinliğiyle onaylardı. Bekir ağabey bir şair değildi ama bir şairde olması gereken ya da beklenen bütün özellikler vardı. Şiir yazıyor muydu; sanıyorum yazmıyordu; yazsa bana getirirdi. Çünkü herhangi bir dergide dikkatini çeken bir şiir gördüğünde getirir bana okur ve "nasıl" diye sorardı. Okuduğu şiirler de genelde özgün, iyi şiir olurdu. Bazen, bu şiir değil dediğimde, niye şiir olmadığını sorar, ben de tafsilatlı anlatırdım. Bazen de "ağabey sen benden daha iyi biliyorsun şiiri, sen dururken bana açıklamak düşmez" derdim; "bak bak mütevazılığe bak, şair mütevazı olmaz kardeşim, senden bunun niye şiir olduğunu ve niye şiir olmadığını öğrenmek istiyoruz; bırak şimdi bu mütevazılıği de anlat bakalım" derdi.
Belleğim beni yanıltmıyorsa; Bekir ağabeyin sevdiği edebi şahsiyetler; başta Necip Fazıl olmak üzere, Neyzen Tevfik, Osman Yüksel Serdengeçti, Ahmet Kabaklı, Sezai Karakoç ve Yavuz Bülent Bakiler vb gibi belli bir merhale kaydetmiş isimlerden oluşuyordu.
Bekir ağabey Mayıs aylarından bir gün (demek ki 25 Mayıs imiş) geldi, bana, "dinle şair" dedi ve Necip Fazıl'ın Vasiyet şiirini ezbere okudu; "Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam; / Alıp beni götürsün, tam dört inanmış adam..." Sonra, o beni çok etkileyen, beni ağlatan anısını anlattı. Bekir ağabey şöyle anlatmıştı; "Üstadın cenazesi çok olaylı geçti. Hakkında tutuklama kararı bulunuyordu. Cenazesinde bulunan o büyük kalabalığın arasında yürüyorum; birden polis müdahale etti; herkes bir yana kaçıştı. Ben de kaçtım. Kaçtım kaçtım, bir ara dedim ki ne olacaksa olsun, nereye kaçıyorum böyle, üstad için beni tutuklayacaklarsa tutuklasınlar. Durdum. Eyüp sırtlarındayım; geçtim bir kayanın üzerine çömeldim. Bir de baktım ki ne göreyim; üstadın tabutunu sadece dört adam taşıyor. Sadece dört kişi var; diğerleri benim gibi kaçmış, zaten kaçmayanı da polis tutup götürüyor. Ben kaçtığım için polis beni götüremedi, o yüzden orada duruyorum ve bakıyorum; tabutu sadece dört adam taşıyor. Tabutunu sadece dört adam taşıdığını görünce, o an bu şiiri aklıma geldi; oturdum ağladım. Epey bir zaman ağladıktan sonra kalktım defnedileceği şimdiki mezarının yakınına geldim. Üstad'ın gerçek bir veli olduğunu anladım. Alıp beni götürsün tam dört inanmış adam mısrası aynen çıkmıştı. Hayatta yaşıyorken sonunun ne olacağını bilmek kadar büyük bir şey var mı güzel kardeşim Keklikçi" demişti. Ben o an ağladığım için Bekir ağabeyi sadece başımla onaylamıştım.
Bu yaşıma kadar, Necip Fazıl Kısakürek'le ilgili binlerce ilginç anekdot dinledim veya okudum. Ama beni, Bekir ağabeyin gördüğü ve yaşadığı olay kadar etkileyeni olmadı. Her 25 Mayıs günü bu 'yaşanmış ve bana anlatılan olay' gelir aklıma. Geçtiğimiz 25 Mayıs günü de, yine geldi aklıma, yine hüzünlendim. Bu dünyadan Necip Fazıl geçti dedim. Yalnız başıma andım. Ruhuna bir fatiha okudum. Dileğim o ki bu yazıyı okuyanlar da bir fatiha okusun
Kaynak: Milli Gazete Cafer KEKLİKÇİ