Sizden önce o mektubu yayınlıyorum, görüleceği üzere bunak diye bir tabir kullanılmamıştır.
Es-Seyyid Abdülhakim Arvasi Efendi Hz, Risale-i Nur - Birinci Şuâ'da geçen bazı Kur'ân ayetlerinin cifir ve ebced açısından yorumlanmasını tenkid etmişti. Kastamonu Lâhikasında Üstad Bediüzzaman, Risale-i Nur'daki bazı meselelere itiraz yönelten Es-Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hz. ile ilgili şöyle demiştir:
Şahsım için mucib-i hayrettir ki, o itiraz eden zât, benim silsile-i ilimde en mühim üstadım olan Şeyh Fehim'in (k.s.) tilmizi (talebesi) ve en ziyade merbut olduğum (bağlandığım) İmam-ı Rabbânî'nin (r.a.) bir talebesi olduğu halde, herkesten ziyade kusurlarıma, eski karışık hayatlarıma, taşkınlıklarıma bakmayarak bütün kuvvetiyle imdadıma koşmak lâzım iken, maatteessüf, ondan tereşşuh eden bir itiraz, bazı zayıf arkadaşlarımıza fütur ve ehl-i dalâlete bir senet hükmüne geçtiğini çok teessüfle işittik. O ihtiyar zattan, çabuk bu su-i tefehhümü (yanlış anlaşılmayı) izale etmek için tamire çalışmasını, hem duasıyla, hem tesirli nasihatiyle yardımını bekleriz.
İhtiyar: Kelime manası, yaşlı kimse.
Bunak: Kelime manası, aklı yerinde olmayan, ne dediğini bilmeyen.
Görüldüğü gibi ihtiyar demek, bunak anlamına gelmiyor.
Şimdi yorumumuzu bir mümin nezaketiyle yapmaya çalışalım. Çok ince ve hassas bir konu.
Büyüklerin hikmet nazarı, biz de bazen yanlış anlaşılmalara neden olabilir, bu yüzden hikmetin derinliği arttıkça, susmamızın da kesinleşmesi gerektiğini söyleyebilirim. Zira, büyüklerin hikmetlerinden sual olunmaz.
Bediüzzaman Hz. nin son cümlesine dikkatinizi çekeyim.
hem duasıyla, hem tesirli nasihatiyle yardımını bekleriz
Sanırım, Bediüzzaman Hz. bu cümlesiyle, Efendi Hz. nin büyüklüğünü yeterince anlatabilmiştir.
Olay şu ki;
Efendi Hz., görüleceği üzere, Risale-i Nur Birinci Şuâ'da geçen bazı Kur'ân ayetlerinin cifir ve ebced açısından yorumlanmasını tenkid ediyor.
(Kuran-ı Kerim'de bütün ilimler vardır. Bu ilimleri de herkes kendi kabiliyetine göre okuyabilir veya hissedebilir. Ancak bu ilimleri Kuran'dan okurken, benim anladığım ilim kesin doğrudur diyerek değil de, ben böyle anlıyorum, şeklinde söylemek gerekir. Çünkü bir gün bu anladığı bilgiler yanlış olursa Haşa Kuran yanlış olmuş gibi algılanır.)
Efendi Hz belki bu açıdan yorum getirdi, belki de başka bir hikmet sezdi. Bunu bilemeyiz.
Bediüzzaman Hz ise kendi hikmet çerçevesinde yazdığı yazıları, yine kendi hikmet çerçevesinde savunmuştur.
Bize bu durumda koskocaman bir susmak düşer. Olay haşa "benim babam, senin babanı döver" şekline gelirse, işin içinden çıkılmaz.
Biz büyüklere, kendi idrakımızla hüküm verecek bir maneviyata malik olmadığımız gibi, yine aynı idrakla, hikmet inceliğini anladığımız ya da anlayamadığımız durumları birbirine karıştırmamalıyız görüşündeyim.
Zira Bediüzzaman Said-i Nursî Hz, bu olaydan yıllar sonra, Efendi Hz ile ilgili yorumunda şöyle buyurmuştur.
Talebelerinden nakille:
Sungur ağabey aynı ziyaretimde Abdülhakim Arvasi Efendi Hz. ile alakalı da şunları anlattı: 1950'de Abdülhakim Arvasi Hz.nin oğlu Emirdağı'na gelmişti. İkindi namazını eda etmiştik. 33 tesbihat bitmişti. Sıra La ilahe illalllah'a gelince Abdülhakim Arvasi Hz.nin mahdumu kalkmak istedi. Hz. Üstad ona işaret etti. "Otur" dedi. O da oturdu. Tesbihatttan sonra, Sikke-i Tasdik-i Gaybi'den (sh:63-Envar neşr) eyuhhibbu ehadüküm...mektubunu okuttu. Ve ona: "Fakat, baban evliyadandır. Biz Denizli hapsine, baban da kabre gitti" dediler.