Jump to content
Kalemdar

Eşrefoğlu Abdullah-I Rûmî

Recommended Posts

Eşrefoğlu’nun saydığı dört mürşid-i kamil

 

man-1.jpg

 

Eşrefoğlu Rumi, “on yedi şeyhe yetiştim, her birine hizmet ettim. İçlerinden dört tanesi mürşid-i kâmildi” der ve onları sıralar..

 

13. ve 14. yüzyıllarda, Anadolu ve Balkanların İslam nuruyla aydınlanması ve Türk adının İslam’la özdeşlemesinde büyük katkıları olan nice dervişler yaşamış. Bunlardan kimilerinin adı bizlere kadar gelmiş, kimlerinin adı unutulmuş gitmiş, kimilerinin adı hiç bilinmemiş. Adı bize kadar ulaşanlara baktığımızda, o büyüklerin şiirler yoluyla bize kadar ulaşabildiklerini görüyoruz. Yûnus Emre, Hacı Bayram Veli, Eşrefoğlu Rumi hep bu şekilde bize kadar ulaşmış olan büyükler cümlesinden.

Toprağın fethinden önce gönüllerin fethi gerekir düsturundan hareketle, önce gönül erlerini göndermiş büyükler, fethedilecek topraklara. Bu erler, halkın İslam’la tanışmasına, İslam’ı sevmesine yardımcı olmuşlar. Böylece yerli halk İslam’a kendi istekleriyle girmişlerdir. İşte Tarık Buğra’nın Osmancık, Kemal Tahir’in Devlet Ana romanları bu konularına değinen edebî eserlerdendir. Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun eserlerini de unutmayalım.

 

esrefoglu-abdullah-i-rumi-5001-68011-1.jpg

 

Osmanlının kuruluş devrinde (1353–1469) yaşamış bir Allah dostudur Eşrefoğlu Rumi. Asıl adı Abdullah olan Eşrefoğlu, Mısır’dan Anadolu’ya göç etmiş bir aileye mensuptur. Medresede ilim tahsili görür ve bugünkü anlamda doçentlik seviyesine kadar yükselir. Gördüğü bir rüya üzerine tasavvufa meyleder. Önce Emir Sultan’a gider. Emir Sultan yaşlandığını söyleyip ölümünün yakın olduğunu belirterek kendisini Ankara’ya, Hacı Bayram hazretlerine gönderir. “Aradığını orada da bulabilirsin” der.

Hacı Bayram Veli’ye intisap ederek 11 yıl hizmetinde bulunan Eşrefoğlu, hazretin kızıyla evlenerek damadı olur. Bir müddet sonra, Hacı Bayram Veli’nin işaretiyle, Abdulkadir Geylani’nin Suriye’de bulunan torunlarından Hüseyin Hamavî’ye intisap eder. Suriye’den dönerek İznik’e yerleşir. İlkin bir uzlet hayatı yaşayan Eşrefoğlu, daha sonraları insanları irşad etmeye başlar.

 

Eşrefoğlu Rumi hazretleri hakkında piyasada bir menakıp kitabı var

 

Eşrefoğlu Rumi’nin özellikle yazdığı şiirler çok önemlidir. Onu, Yûnus Emre’nin müteakibi olarak değerlendirenler bulunmaktadır. Gelgelelim Eşrefoğlu Rumi Türkçede daha çok Müzekkin Nüfus (Nefislerin Tezkiyesi) adlı kitabıyla tanınmaktadır. Ki bu güzel eser, yıllarca ülkemizde halk kitabı olarak basılmış ve İhyau Ulumid Din’in, Büyük İslam İlmihali’nin, Tenbihu’l-Gafilin’in, Envaru’l-Âşıkın’ın, Menakıb-ı Çehar-ı Yar-ı Güzin’in, Hz. Ali Cenklerinin, Kara Davut Şerhi’nin yanında kendisine yer edinmiştir kütüphanelerimizde. Müzekkin Nüfus sade bir dille İslam dinini anlatan bir kitaptır. Halkımız yıllar yılı bu eserlerden istifade ederek imanlarını kavi tutmuşlar ve amellerinde ihlâslı olabilmişlerdir.

Eşrefoğlu Rumi hazretlerinin hayatı hakkında pek fazla bir bilgiye sahip değiliz. Birçok mutasavvıf gibi, onun hakkındaki bilgilerimizi de hakkında kaleme alınmış menakıp kitaplarından öğreniyoruz. Hazret hakkında piyasada bir menakıp kitabı var. Günümüz Türkçesinde ilk olarak Bedir Yayınları tarafından basılan bu eseri, Abdullah Uçman hazırlamış. Rıza Tevfik uzmanı olarak nam salmış olan Uçman’ın nice titiz çalışmasından biri de bu menakıpname.

Bursalı Mehmed Veliyyüddin namında bir zatın hazırladığı bu eser, Menakıb-ı Hazret-i Eşrefzade eş-Şeyh Abdullah er-Rumî el-İznikî adını taşıyor. Eseri, son olarak Mustafa Güneş hazırlamış, Sahaflar Kitap Çarşısı da 2006 yılında basmış. Kitabın önemli bir özelliği var. Hem orijinal eskimez Türkçe, hem eskimez Türkçenin latinize edilmiş hali, hem de sadeleştirilmiş metin bir arada bulunuyor kitapta. Böylece, gerek Osmanlıca bilenler, gerek bilmeyenler, hem halk, hem araştırma yapmak isteyenler kitaptan yararlanabiliyor.

 

Topyekûn bir eğitim sistemimiz tasavvuf mayasıyla yoğrulsa…

 

Menakıp kitabından öğrendiğimize göre, Eşrefzade’nin soyu Hz. Ali vasıtasıyla Peygamber Efendimize kadar ulaşmaktadır. Bu anlamda Eşrefoğlu bir seyyiddir. Eşrefoğlu Rumi, Hacı Bayram Veli hazretlerinin dergâhına kabul edildiğinde kendisine önce tuvaletlerin temizlenmesi görevi verilir. Daha sonraları dergâhın imamlığı görevini üstlenir.

Burada hemen bir parantez açmakta fayda var. Tasavvufta nefislerin terbiyesi ve tezkiyesi, kibirden, riyadan ve ucuptan arınabilmesi için, sıkı perhiz ve tedbirlere başvurulduğunu görüyoruz. Örneğin Şah-ı Nakşibend hazretlerinin öğrencilerinden, daha sonra Nakşibendî yolunun büyüklerinden ve hazretin damadı olacak Alâeddin Attar hazretleri, Buhara sokaklarında elma satmıştır. Yine Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri, kadılık yaptığı Bursa sokaklarında ciğer satmıştır. Yine Nakşibendî yolunun Halidiyye kolunun serçeşmesi Mevlana Ziyaeddin Halid-i Bağdadî hazretleri de Abdullah Dehlevi hazretlerine intisap ettiğinde, helâların temizlenmesi görevi kendisine verilmiştir.

Aynı manzarayla Eşrefoğlu Rumi’nin hayatında da karşılaşmak şaşırtıcı olmasa gerek. Nitekim Hz. Ömer, halife olduğu dönemde bir gün, eline aldığı su kırbasıyla insanlara su dağıtıyor. ‘Size yakışmaz, siz halifesiniz’ denildiğinde, ‘Nefsime bir kibirlenme geldi, onu kırmalıyım’ cevabını veriyor. Yine aynı şekilde Hz. Ömer’in sırtında un çuvalı taşıması da meşhurdur. Hele bu olayı Mehmed Akif’ten okumak ise başlı başına bir edebî ve dinî bir lezzettir.

Tasavvufun kibri ezmek için, insanı böylesi kerih işlerle uğraştırması, elbette bir terbiye metodudur. Bugün, daha küçücük yaşlardaki çocuklarımıza kendisine güveni gelsin diye, türlü hokkabazlıklar ve şaklabanlıklar yaptırıyoruz. Kendisini göstermesini istiyoruz, egosunu şişirmeye çalışıyoruz. Benliğini okşuyoruz. Eğitim sistemimiz de maalesef bu yöne doğru deli dereler gibi akıyor. Akan dereler, önüne kattığını götürüyor. Geriye ne kalacak, bilemiyoruz. Tasavvuf bize eğitim konusunda da unuttuğumuz şeyleri hatırlatamaz mı acaba, bugünün insanının sayrılı ruhuna ilaç olamaz mı acaba? Topyekûn bir eğitim sistemimiz tasavvuf mayasıyla yoğrulsa ne olur acaba? Denemeden karar vermek zor olsa gerek.

 

İçlerinden dört tanesi mürşid-i kâmildi

 

Tasavvuf, insanın nefsini, kibrini, hasedini ve cimriliğini kıracak nadide bir yoldur. Eşrefoğlu Rumî de, ilmin kendisine verdiği büyüklükten tasavvuf yolundaki hizmetleri sayesinde kurtulmuştur, menakıpnamede geçtiğine göre.

Eşrefoğlu Rumi, “on yedi şeyhe yetiştim, her birine hizmet ettim. İçlerinden dört tanesi mürşid-i kâmildi” der ve onları şöyle sıralar: Hacı Bayram Veli, Şeyh Hüseyin Hamavî, Akşemseddin ve Emir Sultan.

Kitap sadece Eşrefoğlu Rumi’nin menkıbelerini anlatmıyor, hazretten sonra Eşrefîlik yolunun sürdürücüsü olan zatların da menkıbelerine değiniyor. Bu anlamda Eşrefoğlu Rumi’nin dergâhının ve türbesinin nasıl yapıldığını da bu eserden öğrenmemiz mümkün.

Kitapta keşke hazretin şiirlerinden de bir güldeste yer alsaydı diyesi geliyor insanın.

 

 

İsmail Demirel, “Allah, gönül erlerinin aydınlık yollarında yürüyebilen kullarından eylesin” diyerek okudu ve tavsiye etti

 

Kaynak

Share this post


Link to post
Share on other sites

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Sign in

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now

×