İçeriğe git

Foto

Hocaefendi’nin Son Konuşması Büyük Yankı Uyandırdı


  • Kilitli Konu kilitli
Konuda 3 cevap var

#1
gardenya

gardenya

    Emekli Yönetici

  • YüzBaşı
  • 581 Mesaj sayısı:
Hocaefendi’nin son konuşması büyük yankı uyandırdı


Tarih : 11:01:52 | 28.04.2006
--------------------------------------------------------------------------------

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin, irtica yaygaralarını eleştiren “Bu çağın en sinsi takıyyecileri” başlıklı yazısı, gazeteci ve yazarlar tarafından genel üslubunun dışında bir “patlama” şeklinde değerlendirildi.

Gazeteci Yazar Ahmet Taşgetiren, Gülen Hocaefendi'nin bugüne kadar bu nitelikte bir değerlendirme yapmadığına dikkat çekerek, “Türkiye fotoğrafını oldukça net ifade edecek bir yazı ortaya koymuş. Türkiye’de hassasiyet sahibi her insanın tahammülünü aşan gelişmeler oluyor. Hocaefendi’nin de bu gelişmelerden rahatsız olması gayet doğal. Yazı, gelişmelerin ortaya çıkardığı bir tepki niteliği taşıyor. Bizler zaten uzun süredir yapıyorduk bu tesbitleri. Hocaefendi bugüne dek sorumlulukları sebebiyle daha mutedil yaklaşıyordu. Ama demek ki, onun da damarına basıldığı bir durum sözkonusu oldu” şeklinde konuştu.
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak ise; kamuoyunun Fethullah Gülen’i mutedil üslubu ile tanıdığını belirterek, “Sayın Gülen’in bu üslubunu bozmamak için azami gayret sarfettiği de herkesçe bilinmektedir. Ancak, ülkemizin birlik ve beraberliğini bozmaya dönük çabalarda, ülkemiz üzerinde oynanmak istenen oyunlarda, Müslümanların potansiyel bir tehlike olarak gösterilmek ve Türkiye’nin dünya devletleri yanında yerini almasının engellenmek istendiği durumlarda sayın Gülen’in üslubunun zaman zaman değiştiği de bilinmektedir. Uzun yıllar boyunca maalesef gereksiz tartışmalar açarak irtica yaygaraları koparanların, ülkemizin birlik ve beraberliğini bozmak isteyen çevreler oldukları üzücü bir şekilde müşahede edilmektedir” diye konuştu.
ZEHİR ZEMBEREK BİR YAZI
Gazeteci Yazar Mustafa İslâmoğlu ise; Hocaefendi’nin açıklamalarını “zehir zemberek” olarak nitelendirdi. Yazının içeriğindeki hususların Türkiye’de birçok insan tarafından bilindiğini ve dile getirildiğini, fakat bu hususların Fethullah Gülen Hocaefendi tarafından söylenmesinin ayrı bir anlamı olduğuna değinen İslâmoğlu, şunları söyledi: “Hocaefendi nihayet konuşmuş. Zehir zemberek açıklamalar yapmış. Bunu kendisinin genel üslubunu dikkate aldığımda söylüyorum. Söylediklerinin hepsi doğru, hepimizin yaşadığı gerçekleri çok veciz biçimde dile getirmiş. Adeta Türkiye’nin altına konan dinamitin fotoğrafını çekmiş. Hocaefendi cinayeti gördü, cinayeti görüp de susmaması bizim için önemliydi. Türkiye’de herkes için Hocafendi’nin bunları söylemesi önemlidir. Yazısında ağır bir cümle de yok zaten. Ama Hocaefendi’nin bu cümleleri kullanması önemli. Kendisi gönüller üzerinde etkili bir insan. Derin odakların, kimsenin bilmediği pisliklerine muttali oldu demekki... Şu bir gerçek ki, kendisi bizim bilmediğimiz bazı gerçekleri biliyor. Bunları şu an böyle feveran etmesine, tufan gibi patlamasına sebep olan mutlaka bir şey vardır. Hocaefendi bazı gerçekleri bu kadar çıplak bir biçimde söylemeyi tercih etmişse, bu memlekette herkesin tetikte olması, bu açıklamalara kulak kabartması lazım.”
(VAKİT)
Hep ayrılık; isteğe erince istek ölür,
Bir anda ölseler de insanlar tek tek ölür...

#2
gardenya

gardenya

    Emekli Yönetici

  • YüzBaşı
  • 581 Mesaj sayısı:
İrtica küfrün takiyyesi


Tarih : 11:04:53 | 28.04.2006
--------------------------------------------------------------------------------

İrtica’nın bir sindirme aracı olarak kullanıldığını belirten Fethullah Gülen Hocaefendi, “irticânın gölgesine sığınarak bizzat Müslümanlığı hedef alıyorlar. irticâ küfrün takıyyesidir; gericilik yaygaraları dinsizliğin ve ilhadın maskesidir” dedi
Kendi sitesinde irtica tartışmalarını değerlendiren Fethullah Gülen Hocaefendi’nin konuyla ilgili sorulara verdiği cevapları sunuyoruz.
Türkiye’nin içte ve dışta çok ciddi problemlerle karşı karşıya kaldığı bir dönemde, bazı kimselerin yine irticâ çığırtkanlığına başlamalarını ve en büyük tehlike olarak irticâyı göstermelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Aslı ve mesnedi bulunmayan böyle bir iddiayı zaman zaman tekrar gündeme taşıyanlar neyi hedefliyor olabilirler?
“İrticâ” tabiri Arapça’dan dilimize geçmiştir; menşei, “dönüş, geriye dönme” manalarına gelen rücu’ kelimesine dayanmaktadır. Fıkıh ıstılahında, geriye dönülebilen ve vazgeçme ihtimali bulunan boşanmaya “rıc’î talak” adı verildiği gibi, bela zamanında veya acı bir haber duyunca “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn - Biz Allah’a âidiz ve vakti geldiğinde elbette O’na döneceğiz!” (Bakara, 2/156) ayet-i kerimesini okuyarak Allah’a teveccüh edip O’na sığınmaya da “istircâ” denmiştir. İrticâ ifadesi de, temelde “geri dönmek” manasını çağrıştırdığından dolayı, gericilik, muhafazakarlık, tutuculuk, eskiyi koruma, yeniye karşı tavır alma, medeniyeti kabul etmeme, moderniteye karşı çıkma ve tarihin tekerleğini geriye döndürerek eski olanı canlandırmaya çalışma gibi manaların hepsini birden ihtiva eden bir tabir olarak kullanılır hale gelmiştir.
HANGİSİ İRTİCA?
Ne var ki, öteden beri belli bir kesim, irticâ sözünü sıradan bir kelime olarak istimal etmekten daha ziyade, onu siyasî ve ideolojik bir suçlama ve sindirme aracı olarak kullanmaktadır. Bu talihsiz kimseler, bazen kolay anlaşılması için “gericilik” ifadesini dillerine dolamakta, çoğu zaman da, meseleyi daha korkunç göstermek maksadıyla manası daha az bilinen “irticâ” tabirini tercih etmekte ve kötü şekilde algıladıkları, kötü bir mazmunun karşılığı olarak kullandıkları, toplum nazarında da bir heyula haline getirdikleri bu laflarla her fırsatta Müslümanları karalamaya çalışmaktadırlar.
Yıllar var ki bu ülkede fuhuş, edepsizlik ve soysuzlaşma peşinde koşarak cahiliye devrindekinden daha beter bir cehalete geri dönenler hoşgörüldüğü ve ilerici addedildiği halde, kendi değerlerine, diline, târihine, kültür ve medeniyetine sahip çıkan, özünü yitirmeden ve yabancılaşmadan muâsırlaşmak isteyen ve dinine bağlılığını ifade eden insanlara “mürtecî”, “fundamentalist” damgası vurulmaktadır. Esefle müşahede etmekteyiz ki, akla-hayale gelmedik çeşit çeşit ahlâksızlığı irtikap edenler “modern” sayılmakta ve müsamahayla karşılanmakta; fakat, Müslümanlar çağdışı gibi gösterilmekte ve “gerici, yobaz, teokratik düzen yanlısı” türünden yaftalarla kötülenmektedir.
Evet, bazı müfsitler, ağızlarını her açışlarında ıslahtan, imardan, kendini ifadeden, iradenin hakkını eda etmekten ve insan haklarından dem vurmaktadırlar; fakat, böyle konuştukları aynı anda vicdanlara baskı yapmakta, başkalarının haklarını çiğnemekte, zulmün en hunharcasını irtikap etmekte, insanlar arasındaki münasebetleri kırıp dökmekte ve azgınlıktan azgınlığa koşarak herkesi sindirmeye çalışmaktadırlar. Dahası, bunca fezayi ve fecâyii mazur göstermek için sürekli paranoyalar icad etmekte; “yeşil sermaye” deyip birine saldırmakta; “gerici yapılanma” bahanesiyle diğerini ortadan kaldırmakta; “irticâ” çığırtkanlığıyla tiranlar döneminde bile eşine rastlanmayan kanunlar çıkarmaktadırlar. Kanunlara göre hareket edeceklerine, heva ve heves edalı hareketlerine göre kanunlar hazırlamakta ve bütün bunları yaparken irticâ maskesinin ardına saklanmaktadırlar. Bu itibarla, şüphe götürmeyen bir gerçek vardır ki; irticâ küfrün takıyyesidir; gericilik yaygaraları dinsizliğin ve ilhadın maskesidir.
MODERN TAKIYYECİLER
Bildiğiniz gibi; takıyye, kendini gizlemek, olduğundan farklı görünmek, inandığının aksini söylemek ve tehlikelerden korunmak için hileli yola başvurmak demektir. Bazıları, takıyyeyi Müslümanlığa mal etmek isteseler de, İslam’da takıyye yoktur. Dinimizde, bir Müslümanın savaş anında düşmanın zulmünden kurtulmak ve canını kurtarmak maksadıyla imanını gizleyerek müdarâtta bulunması şeklinde ifade edebileceğimiz, “İllâ en tettekû minhum tükâh - Ancak onlar tarafından gelebilecek bir tehlike olursa başka!” (Âl-i İmran, 3/28) hakikatına bağlı bir disiplin var ise de, Şiilik’te söz konusu olan takıyyenin Müslümanlıkta yeri yoktur. Takıyye, Şii anlayışında, özellikle de İran Şiiliğinde bir esastır; dolayısıyla, Anadolu’daki saf Alevî vatandaşlarımız da takıyye bilmezler.
Fakat, Fars Şiiliğinde, “Sizden olmayanları ve sizin çizginizde bulunmayanları aldatmadıktan sonra hakîkî Müslüman olamazsınız” manasında bir takıyye mevcuttur ki, onun menşeini de Sünnî bir atmosferde yetişmiş olan İmam Cafer-i Sadık hazretlerine isnat ederler. Doğrusu, İmam Cafer gibi müstakim bir insanın, böyle çarpık bir düşünce ifade edeceğine inanmak mümkün değildir. Kaldı ki, Hazreti İmam böyle bir cümle söylese bile, Allah Resulü “Aldatan bizden değildir” buyurmuştur.
Bu itibarla, İslam’da böyle bir takıyye yoktur; yoktur ama günümüzde takıyyeyinin katmerlisi yapılmaktadır. Camideki Müslümana “müslim” yerine “mürtecî” diyen, Cenab-ı Hakk’ın kemale erdirdiği ve insanlar için yegâne din olarak seçtiği İslam’ı ya da onun bazı emirlerini “fundamentalizm” ve “gericilik” şeklinde karalamak isteyen kimseler bu çağın en sinsi takıyyecileridir. Evet, bir kere daha ifade etmeliyim ki, “mürtecî, gerici, yobaz” türünden isnatlar belli bir kesimin takıyyesidir; bu çirkin yakıştırmalar, hileli bir oyunun maskesidir.
İRTİCA PARANOYASI
Peki, bazıları neden şimdilerde bir kere daha böyle bir takıyyeye ve hileli oyuna başvuruyorlar?
Evvela; Türkiye’de istikrar havasının hâkim olmasını istemiyor; emareleri görülen huzur ve güven atmosferini çekemiyor; bu istikametteki olumlu bazı gelişmeleri ve yararlı icraatı hazmedemiyor; gelişme hesabına katedilen mesafelerden rahatsızlık duyuyor ve demokratikleşme adına atılan adımların önünün alınması gerektiğini düşünüyorlar. Çünkü, millet için çok müsbet sayılan bu türlü ilerlemeleri kendi ikballeri açısından birer tehlike olarak görüyor; makam ve mevkilerinden ayrılma ve çıkarlarından olma telaşı yaşıyor, kaybetttikleri koltukları tekrar elde edememe endişesiyle doluyorlar. Bunların hepsini aynı çizgide mütalaa etmek doğru olmasa bile, çoğu itibarıyla bohemce bir yaşayışa ve serâzat bir hayat tarzına alışmışlar. Yapıp ettiklerini çirkin bulacak kimselerin çoğalmasını rahatça davranmalarına ve keyiflerince yaşamalarına mâni kabul ediyorlar. Daha sonra da bu nefsânî ve şeytânî hislerine fikir libası giydirerek “İrtica tehlikesi var; mürtecîler bizi çağlar ötesine götürecekler. Bunlar, lâik sistemi devirecek, toplumun hayat tarzını değiştirecek, çarşı-pazara müdahale edecek ve ülkeyi bizim için yaşanmaz hale getirecekler!” türünden yâvelerle bağırıp duruyorlar. Bu asılsız iddiaları o kadar çok dile getiriyor ve tekrarlıyorlar ki, kendi hilaf-ı vâkî sözlerine zamanla kendileri de inanmaya başlıyor, sonunda tam bir irticâ paranoyasına tutuluyor ve kendilerinden başka herkesi rejim düşmanı görme ruh hastalığına dûçar oluyorlar.
Diğer taraftan, bu asılsız düşünceler sürekli empoze edildiğinden ve bazı medya organları adeta mürtecî avcılığı yaptığından dolayı, bir kesim “irticâ var” dediği zaman, bu iddia hemen başkalarını da harekete geçiriyor. Çünkü, irticâ adlı heyula mesnetsiz isnatlarla zihinlerde her gün biraz daha şişirile şişirile öyle bir hal alıyor ki, bir kesimin okumuşu da, aydını da, batıya açık olanı ve kendi değerlerini korumak şartıyla dünyayla entegrasyona sıcak bakanı da onu büyük bir tehlike görmeye başlıyor. Maalesef, toplumda onca bilgi birikimine ve okumuşluğuna rağmen bu türlü iddiaların perde arkasını anlayamayacak, hatta işin içinde başka hesapların varlığını düşünemeyecek çok kimse var. İşte, pek kurnaz ve gizli hesaplar peşinde olan bazı kimseler, onlardaki bu zaafı kendi çıkarları istikametinde değerlendiriyor; işler aleyhlerine sarpa saracağı anlarda ya da bir kısım planları uygulayacakları her zaman diliminde bir kere daha “İrtica kapıda, sistem tehlike altında; ülke elden gidiyor!” diyerek yaygara koparıyor; bu entrikadan habersiz yığınları aldatıyor, korku sâikini kullanarak onları tetikliyor, bir cephe oluşturuyor ve karşı tarafı sürekli psikolojik baskı altında tutuyorlar.
Yıllar var ki bu ülkede fuhuş, edepsizlik ve soysuzlaşma peşinde koşarak cahiliye devrindekinden daha beter bir cehalete geri dönenler hoşgörüldüğü ve ilerici addedildiği halde, kendi değerlerine, diline, târihine, kültür ve medeniyetine sahip çıkan, özünü yitirmeden ve yabancılaşmadan muâsırlaşmak isteyen ve dinine bağlılığını ifade eden insanlara “mürtecî”, “fundamentalist” damgası vurulmaktadır.”
Evet, bazı müfsitler, ağızlarını her açışlarında ıslahtan, imardan, kendini ifadeden, iradenin hakkını eda etmekten ve insan haklarından dem vurmaktadırlar; fakat, böyle konuştukları aynı anda vicdanlara baskı yapmakta, başkalarının haklarını çiğnemekte, zulmün en hunharcasını irtikap etmekte, “irticâ” çığırtkanlığıyla tiranlar döneminde bile eşine rastlanmayan kanunlar çıkarmaktadırlar.”
28 ŞUBAT’IN MÜRTECİLERİ
Hatırlayacağınız üzere; Şubat soğuğuna denk gelen son post-modern darbe (!) evvelindeki hadiseler sırasında da bir kısım şaşkınlar zuhur etti. Giyim-kuşamdan zikir ve ibadet tavırlarına kadar pek çok hal ve hareketleriyle tam bir aykırılık sergileyen bazı kimseler figüre edildi. Onlara bir kısım roller verildi; kimisi tarikat şeyhi kisvesine bürünüp medyada boy gösterdi, kimisi teokratik düzeni hâkim kılma sevdalısı bir gerici numarası yaptı, kimisi mürtecîlerin ağına düşürülüp kandırılmış bir kurban rolü oynadı ve kimisi de karanlık güçler tarafından kiralanan bir tetikçi, silaha sarılıp elini kana bulayan bir kanlı kâtil olmasına rağmen, irticâ piyesinde “Allah’ın ordusu”nun sadık bir eriymiş gibi sahne aldı. Bütün figüranlar rollerini öyle gerçekçi ortaya koydular ki, hemen herkes oynananın bir oyun olduğunu unutup sahiden ülkenin elden gittiği zehabına kapıldı.
Sonrası malum... Masum dindarların üzerindeki baskılar arttırıldı.. batı stilinde çalışma sistemleri oluşturuldu; günahsız vatandaşlar fişlendi, en tabiî haklarından edildi. Müslümanlığını doğru dürüst, samîmâne ve en güzel biçimde yaşamaya gayret gösteren insanlar potansiyel birer terörist gibi gösterildi. Dahası, bu yapılanların bütün faturaları sürekli bazı kimseler adına kesildi ve toplum yapısını ayakta tutan esasları sıyanet vazifesiyle muvazzaf kesim manipüle edildi. Millet, onları Demokles’in kılıcı gibi hep tepesinde hissetti, ürktü, korktu, sindi ve evrensel haklarından bile vazgeçti. Gerçi, sayıları çok az da olsa, bazen toplum fertleri arasında her şeyi reddeden ve herkese “canı cehenneme” diyen kimseler de bulunabilir. Bunlar, ilim, fen ve teknolojiyi gereksiz, hatta zararlı görmeleri itibarıyla bir manada gerici de sayılabilirler. Bazı varoluşçuların “İlim de teknoloji de yerin dibine batsın!” dedikleri gibi, bunlar da ilim ve teknolojinin, fen ve felsefenin karşısında olabilirler. Fakat, bu türlü insanlar, hem sayıları itibarıyla çok azdır, hem heyet-i umumiyeye karşı çıkacak ve genel âhenge tesir edecek güçte değillerdir; hem de samimi Müslümanlar tarafından da dışlanmış ve umumi tablonun haricinde kalmış kimselerdir. Heyhat ki, o karanlık dönemde bu gerçek gözardı edildi; birkaç aykırı misal ard arda sıralanınca ve toplumun genel halini asla yansıtmayan birkaç kare yan yana getirilince sahiden bir irticâ tehlikesi varmış gibi gösterildi ve bu mevhum tehlike bir psikolojik harp silahı olarak istimal edildi.
Evet, işin bir psikolojik savaş olma yanı var ve irticâ yaygaracıları 28 Şubat’tan önce yaptıkları gibi, hemen her zaman onu büyük ölçüde tehdit, şantaj ve yıldırma malzemesi olarak kullanıyorlar. Millet adına hayırlı faaliyetlerde bulunacak insanları gericilikle suçlayıp sindiriyor ve önlerini kesiyorlar. Mürtecîlikle itham edilen taraf pusunca, onlar bu fırsatı ganimet biliyor; ya ezici bir kanun çıkarıyorlar veya karşı tarafı bütün bütün felç ediyorlar.
MÜ’MİNE “DİNCİ” DİYENLER “DİNSİZ” Mİ?
Saniyen; ben, iyi bir mü’min olduğum iddiasında değilim; fakat, Allah’ın varlığından ve ahiretin mevcudiyetinden hiç şüphe etmedim. Bir gün hesap vereceğim hususunda asla şüpheye düşmedim. İşte şimdi, öyle bir şüphesizlik mülahazasına bağlı olarak, kalbim gibi bilerek ve eğer farklı mülahazalarla bir şey ifade ediyorsam Allah’a hesab vereceğime çok iyi inanarak diyorum ki; vallahi, billahi, tallahi, bunlar irticâ tehlikesinden bahsediyorlar ve irticâya bağladıkları insanlara da mürtecî diyorlar.. ama aslında Müslümanlığı kastediyorlar. “Radikal Müslüman” derken de, “aşırı dinci” diyerek sadece bir kesimden söz edermiş gibi yaparken de aslında bizzat İslam’ı hedef alıyorlar. Çünkü, İslam’ın aşırılığı olmaz.. Müslümanlık bütün aşırılıklara karşı orta yolu tutan ilâhî bir sistemin adıdır..
‘İSLAMCI’, ‘DİNCİ’ GİBİ İFADELER DİLİMİZDE YOKTUR
İslam dinini kabul edip onun emirlerini uygulamaya çalışan herkes –kalbleri sadece Allah bilir– Kitap ve Sünnet açısından mü’min, Müslüman ve dindardır. Onları, bundan başka herhangi bir isimle ya da unvanla anmak ise, en hafif ifadesiyle saygısızlıktır. Bizim terminolojimizde, “İslam”, “Müslüman”, “dindar” tabirleri vardır; ama, dine hasım kimseler tarafından kasıtlı olarak dilimize sokuşturulan ve cahillerin kullandığı “İslâmcı” ve “dinci” gibi ifadeler yoktur.
İRTİCA’NIN HEDEFİ İSLAM VE MÜSLÜMANLAR
Bu açıdan, irticâ çığırtkanlığı yapan kimseler, şayet cahil, bilgisiz ve manipüle edilmiş insanlar değillerse, demek ki, irticânın gölgesine sığınarak bizzat Müslümanlığı hedef alıyorlar. Bunlar, İslam’a açıktan açığa saldırmak ve Müslümanlığa karşı düşmanlıklarını izhar etmek istemiyorlar. Çünkü, halkın yüzde doksanı Ramazan-ı şerifte oruç tutuyor; milletin yüzde sekseni en azından Cuma namazı kılıyor; insanımızın yüzde elliden fazlası günde beş vakit namazını eda ediyor. Eline birazcık imkan geçen hemen herkes Hac vazifesini yerine getirmek için yollara düşüyor. Hatta şimdilerde aristokrat sınıftan bazıları ayrı olarak ve aristokrasi mülahazasını koruyarak gidiyorlar, yol boyunca başkalarına karışmıyorlar. Fakat, gidişlerine nazaran çok farklı bir ruh haletiyle dönüyorlar; “Gönlümüz fetholdu, ruhumuz doydu!” diyorlar.
Dahası, Hıristiyanından Yahudisine, Budistinden Brahmanistine kadar yabancı ilim adamlarından ve ilahiyatçı temsilcilerden yüzlercesi “Müslümanlık çok farklı.. hayatın her alanıyla alakalı bütün ihtiyaçlara cevap veriyor. İnsanın arzuları, istekleri ve beklentileri adına hiçbir boşluk bırakmıyor. Bundan dolayı, İslam’ı yok saymak, Hazreti Muhammed’i görmezlikten gelmek ve Kur’an’a karşı lâkayt kalmak bir insan için çok büyük bir nakîsedir” diyorlar..
İşte, böyle bir atmosferde, bazı kimseler, İslamiyeti ve Müslümanları hiç sevmeseler bile, doğrudan “En büyük tehlike İslam ve Müslümanlardır” demeye cesaret edemiyorlar. Öyle açıkça saldırmak suretiyle Müslümanlık unvanıyla onca insanı karşılarına almayı kendi menfaatleri açısından zararlı buluyorlar. “İrtica” yerine “İslamiyet” dedikleri zaman, camiden çıkan herkesin “zafer işareti” yaparak “Ben de Müslümanım” demesinden korkuyorlar. Dolayısıyla, İslam’ın aydınlık ikliminde boy atan güzellikler karşısında kendi çirkin ruhları zaviyesinden rahatsızlık duyan ve Müslümanlar hakkında cibillî olarak kötü duygular besleyen böyle kimseler, İslam’ı ve Müslümanları açıktan açığa karalayamayınca takıyye yapıyor, dolambaçlı yollara sapıyor ve akla-hayale gelmez entrikalarla dini-dindarı baskı altında tutmaya çalışıyorlar.
BEYHUDE YORULMAYIN, KAPILAR SÜRMELİ
Fakat, kanaatimce, onların unuttukları bir husus var: Artık bu millet bundan ikiyüz, üçyüz sene evvelki millet değil. Günümüzün insanları okuyor, anlıyor, tahlil ve terkiplerde bulunuyor, analiz ve sentezler yapıyor ve araştırıp iyice öğrendikten sonra inanıyorlar. Evet, bugünün mü’minlerinin imanı taklidî değil; onlar, bir ideolojinin peşine takılıp körü körüne onun ardı sıra yürümüyorlar.
Bu açıdan, irticâ dellallarına samimi bir nasihatte bulunmak istiyorum: Beyhude yorulmayın, çeşit çeşit oyunlar oynasanız ve bir sürü entrikalar çevirseniz de bundan sonra umumî efkârı ifsâd edemezsiniz. Artık herkes irticâ ile ne kastettiğinizi biliyor, onunla neyi hedeflendiğinizi fark ediyor ve siz ne yaparsanız yapın millet hangi kıbleye yönelmesi gerektiğinin şuurunda, yoluna devam ediyor.
Unutmamalısınız ki, millet kendi değer ölçülerine saygı göstermeyen kimselere hürmet ve muhabbet nazarıyla bakmaz. Eğer, saygı ve sevgi mukabelesi görmeyi diliyorsanız, tarihe yüz karası olarak geçmek ve nefretle anılmak istemiyorsanız, meseleyi gönülleri fethetmeye bağlamalı, halkın değerleriyle asla çatışmamalı, onların duygu ve düşüncelerine kıymet vermeli ve milletin inançlarına saygılı olmalısınız.
İRTİCA ÇIĞIRTKANLARI SADECE NEFRET UYANDIRIYOR
Zannediyorum, bazıları kendi insânî telakkîleri açısından bu mülahazalarıma saygı duysalar da, bu sözler bir kısım kimselerin bir kulağından vurup öbür kulağından çıkacak ve ihtimal onları çok rahatsız edecek. Hatta belki beni oyunbozanlık yapmakla levmetmeye de kalkacaklar; “Bu niye bizim takıyyemizi fâş ediyor.. “irticâ” perdesinin gerisinde işlerimizi ne güzel götürüyorduk; kovanımıza neden çomak sokuyor?” deyip homurdanacaklar. Oysaki, “En ummadığın keşfeder esrar-ı derûnun / Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın!” diyen Ziya Paşa adeta bugünün Anadolu insanının bilgeliğine işaret etmiş gibidir. Sözlerime kulak vereceklerini bilseydim, irticâ paranoyasına tutulmuş kimselere bu sözü hatırlatır ve herbirine derdim ki: Gel, bu milleti hafife alma; sen irticâ çığırtkanlığı yaparken halkın sana inandığını sanma. Bu millet artık kimin kim olduğunu ve neyin ne ifade ettiğini çok iyi biliyor; senin o kelimeyi kullanırken ne kasdettiğini de pekâlâ anlıyor. Şu çirkin yakıştırmalarınla halk nezdinde sadece nefret ve tiksinti uyandırıyorsun. Oysa ki, senin de sevilecek ve takdir edilecek yanların var. En azından insansın; eşi–menendi yaratılmamış abide bir canlısın ve mahiyetin itibarıyla meleklerden de ulvî aziz bir varlıksın. Dolayısıyla, Allah’ın yarattığı o kıymete uygun sözler söylemeli, ona göre bir kısım davranışlarda bulunmalı, kendi değerlerini ayaklar altına almamalı, halk nezdinde maskara olmamalı ve bir nefret heykeli haline gelmemelisin.
(VAKİT)
Hep ayrılık; isteğe erince istek ölür,
Bir anda ölseler de insanlar tek tek ölür...

#3
gardenya

gardenya

    Emekli Yönetici

  • YüzBaşı
  • 581 Mesaj sayısı:
Esselamualeyküm arkadaşlar,haberi Vakit kaynaklı veriyorum çünkü ZAMAN'da bulamadım,işiniz yoksa araştırır mısınız?Önemli çünkü...
Hep ayrılık; isteğe erince istek ölür,
Bir anda ölseler de insanlar tek tek ölür...

#4
goktasi

goktasi

    Atıldı

  • Sivil
  • 48 Mesaj sayısı:
HOCE EFENDİ ÇOK GÜZEL KONUŞMUŞ.ZATEN TÜRKİYEDE YAPILAN DENSİZLİKLERİN GÜN GELECEK KARŞILIĞI VERİLECEK.BENCE HERKES KENDİNE ALLAH'A GİDEN BİR YOL BULMALI.İSTEYEN UÇAR İSTEYEN YÜRÜR İSTEYEN YÜZER.BENCE HER İMANLI GÖNÜL KENDİSİNE BİR YOL BULMALI KENDİ SİNESİNİ AYDINLATIRKEN DİĞER IŞKSIZ SİNELERE YOL GÖSTERMELİ VE DİĞER YOLLARDAKİLERLE KARDEŞ OLMALIDIR.ÜLKEMİZDE İNANCA DEMOKRASİYE KARDEŞLİĞE YAPILAN HAKSIZLIKLARA BÖYLE KARŞI DURABİLİRİZ.NE MUTLU BİZE YOL GÖSTEREN HOCA EFENDİYE O YOLDA GİDENLERE VE DİĞER YOLLARDAKİ KARDEŞLERİMİZE.