Jump to content

Sign in to follow this  
Ali NFK

Yunus Emre Piyesi

Recommended Posts

TABLO 1

 

(Kaval sesleri ile açılan perde... ön sahne... Sağda birkaç mezar taşı... Solda kuru bir ağaç...)

 

(Mezar taşlarının yanında, bir kaya parçası üzerinde, çoban kaval çalıyor. Soldan ağır adımlarla derviş gelir. Derviş yavaş yavaş çobana doğru yürür. Çoban ona bakmaz ve kavalını çalmakta devam eder. Çoban dervişi önünde görünce kaval çalmayı keser.)

 

Derviş — Akşamın bu vaktinde ölüleri mi ağlatıyorsun?

Çoban — Ölüler ağlar mı imiş?

Derviş — Hem de nasıl? Taştan su kaynar gibi ölü kemiklerinden göz yaşı sızar.

Çoban — Ben ağlamayı, yaşayanların işi bilirdim.

Derviş — Ölüler, yaşadıklarını sananlardan daha çok ağlarlar. Göz yaşı kaldı mı ki, şimdi yaşayanlarda?

Çoban — Doğru! Yürekler katı, gözler kuru şimdiki dünyada...

Derviş — Şimdiki dünyada insan, birbirini yiyen canavar... Yılan olsun, akrep olsun, sen hiç aynı cinsten olup da birbirini yiyen hayvan gördün mü?

Çoban — Ben çobanım! işim hayvanlarla... Böylesini görmedim.

Derviş — Aman, işin hep hayvanlarla olsun!... Bir aç sırtlana derdini anlatabilirsin de bir moğola söz geçirebilir misin? Bir moğolla bir sırtlanı yan-yana koy! Hangisinin gözünde merhamet ötekinden daha belirli?... (Eliyle istikamet göstererek) Aras suyundan Sakarya kıyılarına kadar her tarafı kana boyuyorlar.

Çoban — Buralardan da geçtiler.

Derviş — Ne yaptılar?

Çoban — Ellerinin değdiği her şeyi kuruttular. Yeşil yaprağı sarıya, pembe yüzü toprak rengine çevirdiler.

(Yakın mesafeden bir dörtnal sesi... Çoban ayağa kalkar, ikisi birden sol taraf istikametinde nal seslerinin geldiği yere bakarlar.)

Derviş — Bir süvari?

Çoban — Altında cins bir at...

Derviş — Kılığı da beyzade olduğunu gösteriyor. (Nal sesleri kesilir. Uzun durak...)

Çoban— İşte indi. Atını ağaca bağlıyor!

Derviş — Buraya gelecek...

Çoban — Geliyor!

Derviş — (Gözleri hep süvarinin geldiği istikamette) Ne güzel delikanlı! Hali de garip. Başka bir diyarın adamı galiba...

 

(Soldan Buhara'lı beyzade kılığında, 25 yaşlarında, Yunus Emre görünür. Siyah, gayet ince ve hafif çizmelerinin üstüne düşmüş kırmızı ipek şalvarlı, beyaz ipek kaftanlı ve tepesinde küçük bir sorguç ışıldayan burma sargı serpuşlu... Sağ elinde bir kırbaç... Bir kaç adım atarak durur.)

 

Yunus — (Kendisine dikkatle bakanlara) Es -Selâm!..

Derviş — Ve Aleyküm üs-Selâm, delikanlı?

Yunus — (Kırbacı ile mezar taşlarını göstererek) Burası da ne?

Çoban — Mezarlık...

Yunus — Bu köyünde mi kapısında mezarlık?..

Çoban — Başka türlüsü olur mu?

Yunus — (Hakim bir eda ile) Ben işte o olmayanı arıyorum!

(Derviş ve çobanda hayret... Birbirlerine bakarlar. Durak...)

Derviş — (Yunus'a) Sen garip bir insana benziyorsun, delikanlı! Yaklaş bakalım, yaklaş da halleşelim!..

(Yunus bir kaç adım daha atıp yaklaşır. Dervişi bekler. Durak-.)

Derviş — Aradığın neymiş senin?

Yunus — Mezarlığı olmayan köy...

Derviş — Gecesi olmayan gündüzü arasan daha iyi etmez misin?

Yunus — İşte onu arıyorum zaten!

Derviş — öyleyse atla atına da koş güneşin peşinden!.. Bakalım onu yerinde mıhlayabilecek misin?

Yunus — Belki...

Derviş — Sen bir deliye benziyorsun!..

Yunus — Sen de ötelerden haber veren bîr veliye benziyorsun! Kimsin sen?

Derviş — Hakir bir derviş... Ya sen kimsin?

Yunus — Dertli bir garip...

Derviş — Nereden geliyorsun?

Yunus — Çok uzaklardan... Horasandan...

Derviş — Sen bir beyin oğlu olsan gerek... Sırma kaftanlı bir beyin oğlu...

Yunus — Şu anda, mezarda kefeni bir dilencininkinden farksız bir beyin oğluyum. Bir zamanlar sırma kaftan giyen bir beyin oğlu... Ülkemizi bıraktık, yâd ellere düştük.

Derviş — Ne oldu da bıraktınız ülkenizi? Moğol talanının silip süpürdüğü bir diyardan başka yer bulamadınız mı?

Yunus — Moğollar yüzünden göç ettik buralara... Buralarda da Moğolların içine düştük. Yolda Moğollar, babamı, anamı, kardaşlarımı gözümün önünde kestiler. (Sol tarafı gösterir) Ben şu hayvana atlayıp kaçabildim. Aylardır yollardayım. O köy senin, bu köy benim...

Derviş — Mezarlığı olmayan köyü arıyorsun!

Yunus — Mezarlığı olmayan köyü arıyorum!

Derviş — Orada ne yapacaksın?

Yunus — Ölümsüzlüğe ereceğim!

Derviş — Öyle bir yer bulabileceğini sanıyor musun?

Yunus — Evet! îstenen her şey bulunur. Bulunmayacak olan istenemez! Düşünülemez ki istensin...

Derviş — (Yunusu baştan ayağa süzerek) Sen benden daha fazla dervişliğe yakınsın! Adın nedir?

Yunus — Yunus...

Derviş — Bey kılığı içinde, bey sorgucu altında, derviş Yunus... Hiç bu kılıkla ölümsüzlük aranır mı?

Yunus — ölümsüzlüğü aramanın kılığı mı var?

Derviş — Elbette var... Yalın ayak, başı kabak... ölümsüzlüğü böyle ararsan belki bulursun... Bir de...

Derviş — Mezarlığı olmayan köyü, dışında değil, içinde arayacaksın! Diyelim ki, onun ismi erenler köyü... Ona dışındakilerden yol sorma, içindekilerden sor!

Yunus — içime saplanacak olursam bir daha çıkamam, içim ölüm dolu, karanlık dolu...

(Işıklar yavaş yavaş kararmağa başlar.)

Derviş — içine saplan, içine saplan! Karanlığa daldıkça dal, daldıkça dal!

(Sahne kap - karanlık...)

Dervişin Sesi — Tam dibe varacağın zaman nuru bulacaksın!

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

TABLO 2

 

(İç sahne... Köy meydanı... Sol kenarda yarısı görünen cami... Sağa doğru camiin giriş kapısı ve iki penceresi... Sağ tarafta boşluk ve İlerisinde, ufku çizen dik ve yalçın, sıra dağlar... Sağ ön tarafta bir binek taşı...)

 

(Şafak vakti... Dağların arkasında fecir püskürtüleri... Camiin pencerelerinde ışık... Sağ kenarda, binek taşının yanında, alaca karanlıkta, yüzü cami kapısına doğru çapraz vaziyette ve aynı kılıkta Yunus Emre... Bir heykel gibi dimdik... Uzun durak...)

 

Gaipten koro

— Yalancı dünyaya konup göçenler

Ne söylerler, ne bir haber verirler

üzerinde türlü otlar bitenler

Ne söylerler, ne bir haber verirler.

Yunus der ki, gör takdirin işlerini,

Dökülmüştür kirpikleri, kaşları,

Başları ucunda hece taşları,

Ne söylerler ne bir haber verirler.

 

(Yunus tavrını bozmaz. Uzun durak...)

Camiden İmamın sesi — Es - Selâmü Aleyküm ve Rahmetullah... (Durak) Es - Selâmü Aleyküm ve Rahmetullah...

(Kuş sesleri... Uzun durak... Camiden meçhul adamlar çıkar, Yunusa doğru yürüyüp karşısında mıhlanır, hayret ve dikkatle bakar.)

Yunus — (Gelene) Burası ne köyü?

Meçhul adam — Erenler köyü...

Yunus — Burada insanlar ne yaparlar?

Meçhul adam — Yaşamak için gerekeni...

Yunus — Meselâ?..

Meçhul adam — Toprağı kazarlar, ekerler, ektiklerini biçerler, biçtiklerini yerler.

Yunus — Sonra?

Meçhul adam — Hayvanlarının yününü eğirirler, dokurlar, giyerler, geçinip giderler.

Yunus — Daha sonra?

Meçhul adam — Giderler.

Yunus — Nereye giderler?

Meçhul adam — Onu kimse bilmez. Giden geri gelmez ki, bildirsin...

Yunus — Desene ki, burası da her yer gibi...

Meçhul adam — Biz, aşılmaz, sıra dağlarla çevriliyiz. Başka bir yer bilmiyoruz ki söyleyelim...

Yunus — Demek burada da ölürler.

Meçhul adam — ölmek mi?.. O da ne demek?

Yunus — Yürek çalışmaz, göz görmez, kulak duymaz, dil dönmez olur. İnsandan bir şey uçup gider, geriye gübre gibi bir şey kalır. Onu teneşir dedikleri tahtaya sererler, tabut isimli tahta kutuya yerleştirirler, musalla taşına oturturlar.

Meçhul adam — Musalla taşı mı?

Yunus — Musalla taşı yok mu bu cami'de?

Meçhul adam — Yok öyle şey!...

Yunus — Sonra cenaze namazını kılarlar. Beş vakit namazınız var da cenaze namazınız yok mu?

Meçhul adam — Yok:

Yunus — Peşinden toprağı açıp ölüyü gömerler, üstünü örterler. Onu karanlık çukurda yapyalnız bırakıp söyleşe söyleşe giderler. İşte bu yere mezarlık denir. O da mı yok burada?

Meçhul adam — Hiç biri yok bunların bizde!...

Yunus — (Gösterir) Ya cami?... Nasıl olmuş ta gelebilmiş buraya?..

Meçhul adam — (Eli dağlara doğru) Şu dağın ardından gelmiş haberi...

Yunus — Onunla beraber Ölümün haberi gelmemiş mi?

Meçhul adam — Gelmemiş...

(Şafak aydınlıkları artmakta... Camiden cemaat çıkmaya başlar. Yunus, hep aynı vaziyette, kaya gibi... Cemaat onlara doğru yürür.)

Meçhul adam — (Gelenlere) Hey, erenler köyünün insanları!.. Gelin, halkalayın! în midir, cin midir tuhaf bir insan peydahlandı köyümüzde!..

(Cemaat, meçhul adamın yanında sıralanır.)

Meçhul adam — (Gelenlere) ölümden, teneşirden, musalla taşından, cenaze namazından, mezarlıktan bahsediyor. Hangi dünyanın adamı bu insan?..

(Gelenler hayretle Yunusa bakar. Yunus, yanındaki binek taşına sıçrar.)

Yunus — Galiba buldum! (Heyecanlı haykırış) Ölümsüzlük diyarını buldum! Söyleyin erenler köyünün insanları! Siz bu köyde üreye üreye çoğalır, kalır mısınız? İhtiyarlamaz mısınız? Çökmez misiniz, göçmez misiniz?

Meçhul adam — (Yunusa) Biz bu köyde ne eksilir, ne çoğalırız. Bir taraftan gelir, bir taraftan gideriz. Biri doğar, biri gider.

Yunus — Gidişiniz benim dediğim gibi olmaz mı?

Meçhul adam — Olmaz!

Yunus — Nasıl olur?

(Meçhul adam bir adım ilerler, hafif döner, sağ taraftaki boşluk istikametinde elini dağlara doğru Çevirir.)

Meçhul adam — (Yunusa) Şu dağları görüyorsun ya; İşte oradan bir ses gelir: Falan oğlu filan, vaktin doldu, gel!.. Kimin adını verirse, o adam, çarpılmışa döner; hemen işini bırakır dağa doğru uzanır, kaybolur. Bir daha da dönmez.

Yunus — Aman ne güzel! Anlat, anlat!

Meçhul adam — Adı çağrılan kişi, insanlara haklarını helâl ettirecek kadar bile vakit bulamaz. Onun için bu köyde herkes, her dakika dağın ardından çağırılacakmış gibi hazırdır. Kimse, kimsenin hakkını yemez, yüreğini kırmaz.

Yunus — Kimse de kimseye vurmaz, yaralamaz, öldürmez, öyle mi?

Meçhul adam — Öyle!..

Yunus — Ya bu çağrılış ve gidiş ne anlatır size? Gidenler dağın ardında yaşamakta devam ederler mi?

Meçhul adam — Gidenler, annelerimizden dinlediğimiz ninnilere göre, dağın arkasında, simsiyah buzlardan örülü bir mağarada, göğe çıkan bir merdiven bulurlar, oradan gerçek hayata ererler.

Yunus — Demek sizin için de bu hayat yalancı...

Meçhul adam — Yalancı değil, sahicinin habercisi...

Yunus — (Kalabalığa) Erenler köyünün insanları!... Ben aranıza ölümlü dünyadan geldim. Solan renkler, kopan çizgiler, aşınan mermerler, pörsüyen tenler, ayrılan sevgiler, sonu gelen şarkılar dünyasından... ölümü bilmeyen yeri buldum ama, Ölümsüzlüğü bulamadım. Gene bir kesiklik var arada... Bilmiyorum; rüyada mıyım, hakikatte mi, iç dünyada mıyım, dışta mı? Hiç değilse beni ölümlü dünyaya, yıpranmanın, tükenmenin, kurumanın, ufalanmanın dünyasına geri çevirmeyin! Burada, erenler köyünde, aranızda kalayım! Ölümü burada aşmaya bakayım...

Meçhul adam — Burada o dediğin şeyi aşamazsın! Sen onu gene kendi aleminde aşmaya bak!

Yunus — Geriye dönemem ki... Ne çilelerle varabildim buraya... Bana kılavuzluk edecek biri yok mu aranızda?..

Meçhul adam — Dedim ya; biz bu çepçevre dağların ötesini bilmiyoruz.

Yunus — Ne yapayım öyleyse?.. Hem içinize almıyorsunuz, hem dışınıza yol göstermiyorsunuz ?

Meçhul adam — Seni buraya getiren, öteye de götürür. Bekle bakalım, gün doğmadan neler doğar?

(Birden keskinleşen şafak... Dağ tarafından müthiş bir gök gürültüsü...)

Yunus — Bu da ne?.. Açık, bulutsuz havada gök gürültüsü?..

(Herkes korku ile büzülür.)

Meçhul adam — (Haykırır) Dağdan ses geliyor! Aramızdan birini çağıracaklar!..

(İkinci gök gürültüsü...)

Yunus — (Ürkek) Çağrılış böyle mi oluyor?

Meçhul adam — Evet... Üçüncü gök gürültüsünden sonra bekle!

(Üçüncü gök gürültüsü... Herkes, kaskatı sesin geldiği tarafa doğru...)

Dağlardan ses — Yunus, gel! Başı sorguçlu Yunus bey, gel!

Yunus — (Heyecanlı) Beni çağırıyorlar!

Meçhul adam — Seni çağırıyorlar! Durma git!

Yunus — Gidiyorum!

Meçhul adam — Başından sorgucunu at da öyle git!

(Yunus binek taşından atlar. Başındaki sorgucu çıkarıp meçhul adama doğru atar. Vücudu yay gibi gergin, heybetli bir tavırla dağlara doğru yürür.)

Meçhul adam — (Yunusun arkasından haykırıyor) Bakalım, ölümsüzlük dediğin şeye seni nasıl, nerede erdirecekler?

(Işıklar kararırken, Yunus dimdik, ilerler.)

Meçhul adam — (Karanlıkta bağırıyor) ölümsüzlük için ölüm lâzım!..

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Dün gece sabaha kadar tekrar okuduğum bu muhteşem üstü piyesin çok çarpıcı birinci ve ikinci bölümünü paylaşmak istedim.

Her cümle bir alem... Üstad'ın zennedersem bir gecede kaleminde dökülen bu piyes, Yunusun temsil ettiği İslamiyyet aşkının, vecdinin, diyaletkiğinin, irfanının, idrakinin önümüze serilmesi sebebiyle çok kıymetlidir.

Şu iki tablonun ifade ettiklerini ancak Üstad bu denli sağlam aktarabilirdi. Allah Üstad ve Yunus kulundan razı olsun.

(Duygulanmamak elde değil.)

Vesselam..

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Ölümsüzlük için ölüm lazım.

 

Kaskatı kesecek bir yazı dizimi..Gözü kafasında olan için metafizik saçmalama olabilecek ve aynı zamanda arayışı öte dünyaya olan için, madeni bir buhurdandan beyne afyon etkisi yapan bambaşka nida.

 

Mezarlığı olmayan köy.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Loading...
Sign in to follow this  

×
  • Create New...