Jump to content

Kalemdar

Admin
  • Content Count

    996
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    45

Kalemdar last won the day on February 17 2015

Kalemdar had the most liked content!

Community Reputation

293 Çok İyi
About Kalemdar
 
 
  • Rank
    Co Admin
  • Birthday April 27
 
Profil Bilgisi
 
 
  • Cinsiyet
    Array
  • Nereden
    Array
  • İlgi Alanları
    Array
 
Recent Profile Visitors
 
 
26,454 profile views
 
  1. Hadis okumayı tavsiye edermiş Mahmud Sami Ramazanoğlu Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu (k.s) Hocamızın hatıraları salih bir kul nasıl olunur'un güzel bir cevabı niteliğinde..Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu Efendimiz son devirde yetişmiş, yüzüne bakıldığında Hakk'ı hatırlatan bir güzel insan... Güzel ahlakı, edebiyle, kitaplarıyla hayatımızda örnek teşkil etmesi gereken bir Hak Dostu Hukuk fakültesini birincilikle bitirmiş Mahmud Sami Efendimiz... Arapça, Farsça ve Fransızcayı da çok iyi biliyormuş. Talebesi olmaya çalışan bizlere, kendisini tanımamız için yol gösteren, Erkam Yayınları'nın basmış olduğu iki ciltlik Mahmûd Sâmî Efendi'den Hatıralar isimli kitapta merhum Mahmud Sami Efendimiz'in hayatını okuduğumda onun her anında sünnetlere gösterdiği özeni gördüm. Bu da O'ndaki Rasulullah (s.a.v) aşkını gösterdi bana. Her yönüyle insanlığa örnek Efendimiz (s.a.v)'in sünneti seniyyesiyle yaşayan bir zatı tanıdım. Kitabın her sayfasında rahmet damlaları düştü sanki ellerime Bazen de 'hayret Ya Hayy' dedirtti. Ramazanoğlu Efendimiz, Allah'ın her an kendisini gördüğü şuuru ile ayaklarını uzatarak oturmaya çekinirmiş. Hep dizlerinin üzerine otururmuş. Nasıl bir haşyet bu Ya Rabbi... Vefatında, Allah'a kavuştuğunda yine dizleri bükükmüş. Hayret ettim hatıralarını ve O'na dair bilgileri okudukça. Anladım ki bu kitabı okuyunca, Allah dostları Allah ile yüz yüze gibi yaşamışlar ve yaşıyorlar. Her bir hatıra üsve temsilcisi İnsanı yaşanmış hikâyeler her zaman kurgudan daha çok etkilemiştir. Filmler bile yaşanmış bir hikâye uyarlamasıysa daha çok gişe yapar. Bu okuduğum kitabın etkisi de bu nedenle fazlaca... Çünkü her bir hatıra birer üsve-i hasene... Mustafa Eriş'in derlediği Mahmud Sami Efendi'den Hatıralar beni bambaşka bir âleme götürdü ve koltuğumdan kalkana kadar o zamanda yaşattı. Geçmiş günlere götürüp günümüzün muhasebesini yapmama yardımcı oldu bu kitap Bizzat kendi hayatında yaşadığı hatıralar açık bir şekilde anlatılıyor çünkü Tevbe suresi 119. ayet-i kerimeyi hatırladım kitap sayfalarında çok kez. "Salih ve sâdıklarla beraber olun." buyruluyor. Salih ve sâdık olun değil İşte Allah bize salihleşmenin yolunu da ayetinde öğretiyor. Sırrı içinde saklı bir nevi Mahmud Sami Ramazanoğlu'yla beraber olanlar da hep O'na benziyor zamanla Seven sevdiğine benzer der ya hani büyükler, bu sözün tezahürünü gördüm kitapta Mahmud Sami Ramazanoğlu Efendimizin hatıralarını okuduktan sonra bizzat yazmış olduğu, kaleme almış olduğu eserleri de okumamız bizlere çok büyük istifade sağlayacaktır. İslam'ı hassas yaşayan, kul hakkına girme korkusuyla yaşayan güzel zat Said Nursi Hz. ile de aynı zamanda yaşamış Mahmud Sami Ramazanoğlu Efendimiz... Birbirleriyle karşılaştıklarında aralarında büyük bir muhabbetin zuhur ettiğini yanlarındaki kişiler farkedermiş. Şam'da yaşadığı süre içerisinde orada bulunan fakir talebelere de çokça yardım etmiş. Bir gün Şam'da Mustafa Alemdar kapısını çalmış, Sami Efendimiz hemen hadis okumalarından bahsetmiş. Çok etkilenmiş Mustafa Alemdar bu halden... Şam'a Sami Efendimizi Türkiye'ye davet için gittiğini tam kendilerine bildirecekken, bir ay sonra inşallah döneceği cevabını alıp mutlu olarak yanından ayrılmış. Mahmud Sami Efendimiz ticaretle uğraşmasına rağmen hiç bir zaman kulluğunu unutmamış. Büyüklerin tabiriyle 'el kârda gönül yarda' yaşamış. Her gün Erenköy'den Tahtakale'ye vapurla ve dolmuşla gidermiş. Yolculara ve çalışanlara sıkıntı vermemek için hep paralarını bozuk olarak öncesinden hazırlarmış. Bu, vapur jetonu satanların veya dolmuş şoförlerinin bile dikkatini çekmiş. İşte İslam'ı böylesine hassas yaşayan, kul hakkına girme korkusuyla yaşayan güzel zat Mahmud Sami Efendimiz... Ve o gün dolmuş ve vapur parasını karşılayacak kadar Allah ona lütfettiği için o miktar parayı şükür mahiyetinde infak edermiş. Hem fakiri gözetmek, hem şükür... Ne güzel bir anlayış... Çok da cömertmiş. Kendisine hediye edilen en güzel seccade, tesbih, halıları hemen aynı günü kimin ihtiyacı varsa infak edermiş. Kendisine biri bir avuç lokum verdiyse o üç avuç verirmiş. Birçok yolculuklarında fakir birini gördüğünde arabayı durdurur, hemen yardımına gidermiş. Yanındaki insanları göndermek değil, kendisi bizzat tevazu ve nezaket içinde verirmiş. O'nun terbiyesinden geçen Musa Topbaş Hocamız da yine ihtiyaç sahiplerine para infak ederken zarf içinde ve zarf üzerinde kime verecekse ismiyle yazarmış. Hatta isminin yanına da muhterem diye eklermiş. Paraları bile eski, buruşmuş, katlanmış şekilde değil, yeni olanlardan seçermiş. Bu nasıl bir incelik? Bu nasıl bir incitmemezlik? İşte salihler, diğer yandan da bizler... Peygamberimiz (s.a.v)'in ayak ucuna defnedilmek nasib oldu Sami Efendimiz ömrünün son beş yılını Medine'de geçirmiş. Vefatı da Medine'de gerçekleşmiş, Peygamber (s.a.v.) âşığı Sami Efendimiz dünyada ve ahirette O'na (s.a.v.) komşu olmuş. Her sohbetlerinde değinirlermiş 'nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz' hadis-i şerifine... O, sünnet-i seniyye ile yaşadı; Cennetül Baki'ye, kutlu topraklara defnedilmekte ona nasip oldu. Kabri Hz. Osman Zinnureyn'e ve Hz. Ebu Said el Hudri'ye yakınmış. Ayak ucunda durulduğunda Mescid-i Nebevi tam karşısına denk gelirmiş. Abdullah Sert Hocamız bu durumu şu cümleyle özetler: "Hayatında Peygamber'in ayak izlerinden yürüyen Sami Efendimiz'e Peygamberimiz (s.a.v)'in ayak ucuna defnedilmek nasib oldu." Ömrünün son zamanlarında eserlerinin basılmasını ve kütüphanelerde bulunmasını istemiştir Sami Efendimiz. Bu vasiyete binaen hayatını, hatıralarını öğrenmeye bu kitap ile başlayabiliriz. İşte hatıralarıyla kalplere aşı yapan bir gönül sultanı Sami Efendimiz... Sadrında derya olan insanlara satırlar yeterli gelmez vesselam. Rabbim hepimize bir nebze de olsa hayatından hayatımıza katreler nasip etsin inşallah Eslem Nilay Bozdemir yazdı
  2. Necip Fazıl neden uçakla git demiş ki?! Mustafa Yazgan TYB İstanbul Şubesi Necip Fazıl’ın talebesi Mustafa Yazgan’ı misafir etti. Bir hatıralar geçidi sunuldu.. Mustafa Yazgan Bey, Üstad Necip Fazıl Kısakürek’le uzun yıllar teşrik-i mesai yapmış kıymetli düşünce ve aksiyon insanlarımızdan bir tanesi. Samimiyetinden ve vefasından olacak ki Üstad’ın güvendiği ve sevdiği isimlerden birisi olma şerefine kavuşmuş. Adeta bir vazife bilinciyle 18 yıl fahri olarak Üstad’ın emrinde çalışmış. Bülent Arınç Bey, Beşir Atalay Bey ve birçok ünlü simanın da üyesi bulunduğu Büyük Doğu Kulübü’nün Ankara başkanlığını yapmış. Üstadın Anadolu’nun çeşitli yerlerinde verdiği konferanslarında yanında bulunmuş ve birçok kere onun takdimini gerçekleştirmiş. Yani kısacası zor zamanlarda hak dava için çalışmış ve bunun bedelini de ödemekten geri durmamış. Örnek bir faaliyet oldu Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi geçtiğimiz günlerde Mustafa Yazgan Bey’i misafir etti. Mahmut Bıyıklı’nın sunumuyla çok güzel bir söyleşi gerçekleştirildi. Bizler de gençlik için numune-i imtisal olan böyle kıymetli şahsiyetleri dinlemekten büyük mutluluk duyduk. Böyle örnek şahsiyetlerin çağırıldığı hayırlı programları her zaman takdirle karşılıyor ve devamını diliyoruz. Ayrıca böyle şahsiyetleri gençlerle buluşturmanın önemli bir vebal olduğunu da buradan çeşitli kurum ve derneklere hatırlatmak istiyoruz. Yani açıkçası; biz gençliğe örnek olmayacak hafif meşrep kişilerdense böyle ağır dava adamlarını kürsülerde görmek istiyoruz. Bu bakımdan Türkiye Yazarlar Birliği’ne teşekkür ederiz. Fikir ve aksiyona devam Konuşmasına gençlerden fikir ve aksiyon hareketlerini devam ettirmelerini rica ederek başlayan Mustafa Yazgan Bey, kendisinin uzun süredir Türkiye’nin çeşitli yerlerinde konferanslara gittiğini söyledi. Karda kıyamette otobüslerle gittiği konferanslardan cebini parayla doldurup gelmediğini, Allah rızası için oralara gittiğini söyleyen Mustafa Yazgan Bey, bu işlerde ihlas olmadan hiçbir şey elde edilemeyeceğini, Rıza-yı Hak için olmayan işlerin bereketsiz olacağını ifade etti. Mustafa Yazgan Bey’in anlattığına göre Üstad Necip Fazıl, kendisinin konferanslara gittiğini duyunca; “Duydum ki konferansa gidiyormuşsun. Neyle gidiyorsun?” diye sormuş. Mustafa Yazgan Bey de; “Otobüsle” deyince; “Olmaz, uçakla gideceksin” demiş. Bunun üzerine Mustafa Yazgan Bey içinden; “Bu konferanslara öğrenciler kendi harçlıklarından yol paramı çıkartarak davet ediyorlar, nasıl onlardan uçak bileti isterim” diye geçirmiş fakat Üstad’a bu düşüncesini söyleyememiş. Daha sonra çalıştığı kurumun müdürü cumartesi pazarları konferansa gittiğini öğrenince on beş gün içinde görevine son vermiş. O yıllar fecaat dönemiydi Konuşmasının baş kısmında çocukluk yıllarındayken Türkiye’nin nasıl bir atmosferde olduğunu özetleyen Mustafa Yazgan Bey, bu konuda şunları söyledi: “Sene 1948, İslam’a karşı müthiş bir hareket var. Basın Yayın Genel Müdürü Vedat Nedim Tör imzasıyla tamim yayınlandı, denildi ki; ‘Basında Allah’tan ve ahlaktan bahsetmek yasaktır, böyle bir yayına girişmiş olan dergilerin en geç bir haftaya kadar bu yayınlarına son vermesi rica olunur.’” Mustafa Yazgan Bey’in anlattığına göre o dönemlerde Müslümanların aleyhine birçok kirli oyunlar kurulmuş. Bir keresinde bir provokasyon düzenlemişler. Polis bir meczubu giydirip kuşatıp Sıhhiye’deki M. Kemal heykeline saldırtmış. Meczup kılıklı adam heykelin üstüne çıkmış ve elindeki çekiçle heykeli kırmış. Ertesi gün gazeteler “Ankara’da irtica” diye manşetler atmışlar. “Ticaniler atamızın büstüne saldırdı” gibi haberleri yaymışlar. Ticanilik adı altında ne kadar Müslüman varsa hepsine çeşitli zulümler yapmışlar. O yıllarda irtica yaygarası yapan öğretmenler varmış O yıllarda Mustafa Yazgan Bey okula gittiğinde öğretmeni sürekli şunları söylüyormuş: “Çocuklar, cumhuriyet size emanet, mürteciler bakın gördünüz mü ne yapmış? Bu mürteciler cumhuriyeti yıkmak istiyorlar.” İşte böyle bir ortamda büyüyen Mustafa Yazgan Bey sürekli irtica yaygarası dinleyerek yetişmiş. O dönemde Mustafa Yazgan Bey’in bir nasibi varmış ki o da; babasının evlerine bütün dergileri almasıymış. Üstad’ın Büyük Doğularını sekiz-on yaşlarında okumaya başlamış. Sonra da Çöle İnen Nur adlı kitabını okumuş ve çok derinden etkilenmiş, adeta çarpılmış. Çocuğu kitap isteyince yüzünü buruşturan anneler var Burada şunu hatırlatmak isteriz ki dergi giren evlerle dergi girmeyen evler bir değildir. Bir çocuk hayırlı bir dergi giren bir evde yetişirse Allah’ın izni ile bunun bereketi görülür. Maalesef bu konu benim çok üzüldüğüm konulardan birisidir. Bir Müslüman okumasa bile, hayırlı bir yayın yapan bir dergiyi desteklemek amacıyla abone olmalıdır. Hiç olmazsa bu konuda çocuklarına örnek olmak için bunu yapmalıdır. Bir baba çocuğuna; “Benim babam parasıyla abone olarak İslamî içerikli bir dergiyi desteklerdi” dedirtebiliyorsa ne mutlu o babaya... Bir de annesine babasına; “Bir dergiye abone olalım” dediğinde ya da; “Bir kitap almak istiyorum” dediğinde asık bir suratla karşılaşan çocuklarımız var ki kitabın ve derginin önemini kavrayamayan anne babaları olduğu için Allah onlara yardım etsin. Üstad’la böyle bir atmosferde tanıştım İrtica yaygaralarının çokça yapıldığı bir dönemde üniversitede asistanken Üstad’la tanıştığını söyleyen Mustafa Yazgan Bey, Üstad’la tanışmasını şöyle anlattı: “Antep’te bir konferansın başında bir arkadaşımız beni Üstad’la tanıştırmak için odasına götürdü. Bana çok nazik bir şekilde davranan Üstad ile orada biraz sohbet ettik. Üstad; ‘Konferansın başında beni takdim eder misiniz?’ dedi. Bunun üzerine onun takdimini yaptım. Takdimim 15 dakika sürünce uzattığımı anladım ve hemen üstadı anons ettim. Daha sonra Üstad’ın bir huyu varmış, onu öğrendim. Üstad kendisini takdim eden takdimi beş dakikadan fazla uzatırsa hemen girer sahneye, elinden mikrofonu alır ve ‘teşekkür ederim’ dermiş. Bana öyle yapmadı. O günden sonra birçok kereler daha Üstadın takdimini yaptım.” 12 Eylül’ü yaşamayan bilmez 12 Eylül darbesi olduğunda Mamak’a düştüğünü söyleyen Mustafa Yazgan Bey, cezaevi günleri ile ilgili şunları söyledi: “Allah bu memlekete bir daha 12 Eylülleri yaşatmasın. Ergenekoncuların ve darbecilerin ne menem adamlar olduklarını ancak biz biliriz. Yaşamayan bilmez. İdamlıkların olduğu yerde kalıyordum. Koridorun iki tarafında iki tane petrol bidonu vardı, temizlemişlerdi, biz onunla abdest alıyorduk. Yoğurt kaplarını gazete ile siliyorduk, onu demirin altından askere veriyorduk, o da o bidondan doldurup bize veriyordu. Bir gece saat 2’de uyuyoruz. Yastık yok, yorgan yok, çuval gibi bir şeyin için teneke kola kutuları, şişeler, marangoz artıkları doldurulmuş yatak diye bize verilmiş... Gece yarısı nöbet değişimi için bir gürültü kopardılar. Koridorun başındaki asker öbürüne bağırıyor; ‘Bu koridordaki su neyin nesi?’ diye. Ötekisi; ‘O buradaki Müslümanların abdest suyu’ diye bağırıyor. Öbürü; ‘Ben onların abdest suyunun içine bilmem ne yaparım’ diyor ve çok affedersiniz onun içine idrarını yapıyor. Biz o günden sonra artık duvarlara teyemmüm yaparak namazımızı kıldık. Bu asker Müslüman değil mi diye düşünüyorum.” Üstad’la Bağlum’a giderdik Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in mürşidine çok özel bir bağ ile bağlı ve ona vefalı bir insan olduğunu söyleyen Mustafa Yazgan Bey, bir gün Bahri Zengin, Cahit Zarifoğlu, Mehmet Akif İnan ve Erdem Bayazıt (Allah hepsine rahmet etsin) ile beraber Bağlum’a gittiklerini ve orada Abdulhakim Arvasi Hazretlerinin mezarını ziyaret ettiklerini anlattı. Mustafa Yazgan Bey bu ziyaretten şu anıyı paylaştı: “O gün mezarın yanındayken Üstad bize dedi ki; ‘Gidin, karşı yolda bekleyin.’ Biz arkadaşlarla dediği yere gittik, kendisini yirmi beş dakika orada bekledik. Biraz sonra sendeleyerek yanımıza geldi, o arada biz arabaya binme telaşındayken bir arkadaşımız mezara tekrar gitti. O arkadaşımız bize Üstad’ın akıttığı gözyaşlarından toprağın çamur olduğunu anlattı.” “Özal Türkiye için bir kıymet” dedi Mustafa Yazgan Bey, Üstad ile olan son görüşmesini ise şöyle anlattı: “Üstad vefatından bir yıl önce, 1982 yılında bir gece saat 2’de beni aradı. ‘Yarın Ankara’ya geliyorum, kimseye haber verme, bir araba bul, beni karşıla’ dedi. Gittik onu karşıladık. O gün kendisi Çankaya’da Turgut Özal Bey ile bir görüşme yaptı. O görüşürken biz de arabada bekledik. Bir saat sonra geldi: ‘Müthiş bir insan, Türkiye için bir kıymet. Ona gereken şeyleri söyledim’ dedi. Bir de; ‘Semra Hanım benim şiirlerimi ezberden okuyor’ dedi.” Dursun Ali Taşçı teşekkür etti Son olarak dinleyiciler arasında olan Dursun Ali Taşçı Hoca’nın teşekkür mahiyetindeki konuşmasıyla program nihayete erdi. Dursun Ali Taşcı Hoca bu konuşmasında Üstad Necip Fazıl hakkında şunları söyledi: “‘Bir Adam Yaratmak” eserini geçen bir tiyatro eseri daha yazılmadı. Bize yabancıları çok büyütüyorlar ama hayır öyle değil! İnsan ruhunu ilgilendirmeyen hiçbir şey o kadar büyük değildir.” Aydın Başar haber verdi Kaynak
  3. Bu tefsir bambaşka Beklenen tefsir çıktı Seyh Abdülkadir Geylani Hazretlerini en büyük eseri yayımlandı. Uzun zamandan beridir beklenen GEYLANİ TEFSİRİ nihayet elimizde. Geylani Tefsiri Arapça neşrinden sonra şimdi Türkçe’ye çevrildi. Çeviriyi “Abdülkâdir Geylânî ve Kâdiriyye’nin Kolları” isimli yetkin doktora çalışmasıyla tanıdığımız Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dilaver Gürer’in de aralarında bulunduğu sekiz ikişilik bir ekip gerçekleştirdi. Bu kıymetli tasavvufi tefsir 6 cilt olarak Beyrut'ta bastırıldı. Bu tefsirin dünyanın değişik kütüphanelerinde dört adet nüshası vardır. Tefsir, tam bir işarî yani tasavvufî tefsirdir. Bu Tefsirde, Kur'an-ı Kerim, baştan sona kadar işarî bir üslup ile tefsir edilmiştir. Bu tefsir, daha önce Nehcüvani adına basılmış. Ama yapılan karşılaştırmada iki tefsirin birbirinden farklı olduğu, Nehcüvani adına basılan tefsirin Geylani Tefsirinin bir haşiyesi (ilaveli şekli) olduğu tespit edilmiştir. Kaynak
  4. Necip Fazıl haccı nasıl anlatıyor? Necip Fazıl'ın Hac'dan Çizgiler, Renkler ve Sesler kitabı o güzel beldeyi zarif kelimelerle anlatıyor. Nefes nefese kalıp okunacak bir kitap varsa hayata dair Necip Fazıl'ın Hac'dan Çizgiler, Renkler Ve Sesler'idir. Umre'ye veya Hacc'a gitmek isteyen arkadaşlara şiddetle tavsiye edeceğim bir kitap. Necip Fazıl her zamanki ilginç çözümlemeleri ve yaşantısı eşliğinde kaleme almış bu kitabı. Hac'dan çizgileri birleştiren Üstad Üç hafta önce elime geçti kitap, Büyük Doğu Yayınları'ndan. (10. b., 2009) Umreye hazırlanırken okumam için tavsiye edildi ve okudum. Akıcı ilerleyip bittiğinde, farklı hisler vardı içimde, o mübarek beldeye gidecektim ve hazırdım. Oralardaki hâller, insanları, ibadetleri, hepsi ele alınmış kitapta. Hanımlara Cennet'ül-Baki'ye girmek yasaktı ama Cennet'ül Baki'nin nasıl olduğunu Üstad Necip Fazıl'dan öğrenmek zor olmadı. Mescid-i Nebevi'yi, Hz. Peygamber'in kabrini, ravzasını öyle güzel anlatmış ki gözlerim dolu dolu okudum. Bu kitap benim aklımdaki soru işaretlerini alıp götürdü. Bir de oradaki el kesimlerini ve hırsızlıkları anlatan bölüm beni çok etkiledi. El kesiminin hak edenlere yapıldığını yani hırsızlık edenlere uygulandığını, sadece Arapların değil, başkalarının da hırsızlık ettiğini ve Suudi Arabistan yönetiminin bu konuyla alakası olmadığını dışardan gelen Filistinli, Pakistanlı ve Türkiye'den gelenlerin hırsızlık yaptığını anlatmış üstad. O beldede her şey yerli yerince Bu kitapta herşey düzgün, güzel, ince ve hoş idi. Okuduğunda anlamamak mümkün değil, hak vermemek beğenmemek olamazdı bu kitapta. Bütün olumsuz cümleler lügattan silinmişti adeta. Kitap bittiğinde seslice düşünmeye başlamıştım, Necip Fazıl yapmış yapacağını, yine hayran bırakmıştı beni bir kitabına. Allah rahmet etsin Üstad'a. Rabbim rahmetiyle muamele etsin. Allah bizlere de onun gibi dinine sahip çıkan insanlar olmamızı, güzel insanlar yetiştirmemizi nasip eder inşallah. Merve Nur Tüfekçi bir temrinle birlik yazdı Dünyabizim.
  5. Cahit Zarifoğlu, vefatının 24. seneyi devriyesinde sevenleri tarafından anılacak. Aczi Allah'a olan şair Mavera Gençlik Hareketi‘nin tertiplediği anma programı 10 Haziran Cuma akşamı saat 19:00‘da Üsküdar Bağlarbaşı Kültür Merkezi‘nde başlayacak. Programa Zarifoğlu’nun ailesi ile yaşayan dostları ve birçok yazar-şair katılacak. İsmi Yedi Güzel Adam içerisinde zikredilen Ersin Nazif Gürdoğan ve yaşayan yakın dostlarından Nurettin Durman’ın Zarifoğlu ile ilgili hatıralarını paylaşacağı anma programında, Zarifoğlu birçok açıdan anlatılacak. Video gösterimlerinin ve sürpriz hediyelerin yer alacağı programın sonunda ise İbrahim Sadri katılımcılara bir şiir dinletisi sunacak. Asım Gültekin, İbrahim Paşalı, Ali Ayçil, Zeki Bulduk, Nurettin Durman, Ömer Erdem, Mehmet Doğan, Yıldız Ramazanoğlu ve sürpriz isimlerin katılımı, İbrahim Sadri'nin Zarifoğlu şiirlerini okuyacağı programa geniş bir katılımın olması bekleniyor. Haberkültür
  6. Çocuk yaşta televizyonlar tarafından eğitilmeye başlıyoruz.Karakterimiz bunların elinde şekil almakta.Onların anlayış ve görüşleri ile fikir kumaşımız ilmik ilmik dokunmakta, tabiat boşluk kabul etmiyor ya siz hükmedeceksiniz çocuklarınıza yada birileri muhakkak hükmedecekler.Sonra neden zamane çocukları aksi vede anlayışsız diye hayıflanıp duracağız.Hadisenin vehameti bunun farkında olamayışımızdır.Allah yardımcımız olsun.Amin
×
  • Create New...