Jump to content

mumin

Necip Fazıl Ve Erzurum

Recommended Posts

1920'de babasını kaybeden Necip Fazıl, annesiyle birlikte Trabzon üzerinden Erzurum'a, Polis Müdürü olan dayınsın yanına gelir. Bu, Necip Fazıl'ın Erzurum'a ilk gelişidir. Bu geliş kışın sonuna doğru, muhtemelen Şubat ayına rastlar. Necip Fazıl, bu yolculuğu "Kafa Kâğıdı" adlı eserinde şöyle anlatır:

"Anadolu harekâtı gelişmeye başlamış ve devletleşme çığırına girmiştir.

...Büyük dayım Anadolu'da Erzurum Polis Müdürü... Haydi bu defa onun yanına!.. Anneannem, annem ve ben, yabancı bir kumpanyanın gemisiyle güverte yolcusu olarak Trabzon yönündeyiz. Trabzon'dan yaylı arabasıyla sekiz günde varılan Erzurum. Niyetim, kışın son demlerini Erzurum'da geçirdikten sonra İstanbul'a dönmek?"

Necip Fazıl, daha 16 yaşındayken çıktığı bu yolculuktan 'O ve Ben' adlı eserinde ise şöyle söz eder: "Erzurum'da polis müdürü dayımın yanına gittik... Niyetim kışın son demlerini Erzurum'da geçirdikten sonra İstanbul'a küçük dayımın yanına dönmek ve sonbaharda 'Darülfünûn'a girmek..."

Necip Fazıl, Erzurum'da emniyet(polis) müdürü olan dayısının yanında ata merak salar. Ata ilk merakı aslında yaylı arabayla annesi ve anneannesi ile yaptığı Trabzon-Erzurum yolculuğu sırasında arabacının (birçok arabası bulunan ve arabalarına sürücü tutarak bugünkü şehirlerarası otobüs işletmeciliği yapan Tevfik adında zamanın eşkıya çetesini de kumanda ettiği söylenen Tevfik adında biri) arada sırada Necip Fazıl'ı ata bindirmesiyle kıvılcımlanır. Daha sonra dayısının konağının ahırındaki atlar, Necip Fazıl'ın kendi ifadesiyle kendi ifadesiyle 60 yaşına kadar atlara olan ilgisinin başıdır:

"Bu at ilgisi, Erzurum'da konağımızın ahırına bağlı bir atat boyuna binmek, ondan sonra süvari zabiti üniformasını taşıyacağım günlerde büsbütün azmak ve oturduğum bahçelik ve kırlık semtlerde daima ahırımda bir, hatta iki soylu at bulundurmak suretiyle 60 yaşıma kadar benden ayrılmadı."

Necip Fazıl ilk gelişinde edindiği Erzurum ve Erzurumlu izlenimlerini ilk gelişinden 45 sene sonra 1965'te önce "Büyük Kapı", 1975'te de "O ve Ben" adını koyduğu eserinde kaleme almıştır. 15 yaşında geldiği Erzurum'da yine dayısına ait atla çarşıda başından geçen bir hatırasında aktardığı "Erzurumlu" tarifi, en kuşatıcı ve mükemmel dadaş tariflerinden biridir:

"Erzurum; sonraları Anadolu'nun en saffetli yerlerinden biri olarak kalbime naksedilen Erzurum'da, bu yere ve onun yerlisine ait ilk intibam yine ata bağlıdır:

Bir gün ahırımızda ariyet olarak bırakılan ve benim besleye besleye şişirdiğim, hatta azgınlaştırdığım ata binmiş, çarşı tarafından geçiyordum. Her taraf kar? Kar iki yana tepeleme çekilmiş ve ortasında ancak tek adamın geçebileceği, üstüne kömür tozu serpili ince bir yol bırakılmış? Atım azgın? Kantarmaya abanmış, yavaşlamak bilmez bir hızla ilerliyor, dizginlere asılışıma hiç aldırmıyor, önümde bastan aşağı damalı bir çarşafa bürülü bir kadın yürüyor. Kadına çarpacağım! Ata hâkim olamamamın hicabıyla kadına haykırmak zorunda kalıyorum:

Hey, hatun! Kenara çekil! Nereye çekilsin?.. Kar yığının tepesine mi çıksın?.. Kadın dönüp arkasına bakmıyor bile? Var kuvvetimle dizginlere asılıyorum. At biraz yavaşlıyor, fakat kadına hafifçe çarpmaktan da kendini alamıyor. Birden dizginlere yapışan ve atı zınk diye olduğu yere mıhlayan bir el? Genç bir Erzurum dadaşı?

Ata binmeyi bilmezsin! Zenne kişiye de çarparsın! N'ola senin halin!

Korkunç hakaret!.. Bu hakarete hak verip geçeceğime onun daha büyüğüne lâyık bir adilikte bulunuyorum. Polis Müdürü dayımın mevkiine güven duygusuyla genç Erzurumluya diyorum ki:

Sen benim kim olduğumu biliyor musun?

İşte o zaman Erzurum delikanlısı, beni hayran bırakan ve asla hatırımdan çıkmayan cevabını veriyor. Yüzüme nefretle bakıp atımın sağrısına bir tokat aşkediyor ve:

İstersen vali paşanın oğlu ol, diyor; haydi çek git!

Ufukları, feza cüsseli bir pehlivanın şişkin kol adalelerini andıran dağlarla sınırlı, geceleri aya merdiven dayamak ve yıldızları yemiş gibi koparmak hissini verici, hiçbir şek ve şüphe karartısı taşımaz, berrak, sonsuz berrak bir madde çerçevesi içinde, işte en basit bir Erzurum delikanlısının tüttürdüğü mânadaki saffet ve asalet!"

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Necip Fazıl ve Erzurum-2 Murat Ertaş

 

Necip Fazıl'ın Erzurum'a ikinci gelişi de yine bir kış mevsimine rastlar.

Askerliğinin büyük bir bölümünü İstanbul'da 1931 ilâ 1933 senesinin ilk aylarına kadar fasılalarla devam eden Necip Fazıl 1942'de Babanzâdeler'in Neslihan Hanım'la Abdülhakim Arvasî Hazretlerinin huzurunda evlenir ve kısa bir süre sonra, kalan 45 günlük askerliğini tamamlamak üzere Erzurum'a gelir. 16 Ocak 1943 ile16 Nisan 1943 tarihleri arası Erzurum'da bulunur. 39 yaşını doldurmuştur.

Dönemin meşhur sanat tarihçisi, edebiyat araştırmacısı ve çevirmeni Burhan Ümit Toprak'ın kayınpederi Fevzi Çakmak'ın Necip Fazıl için. "Boyuna uzattığı askerlik hayatı benimkine yakındır." sözü meşhurdur.

Erzurum'da askerdeyken "Yeni İstanbul" gazetesine yazılar göndermekte, askerin siyasi yazı yazması yasak olduğu için bu yazıları eşi Neslihan Hanım'ın yazdığı hissini vermek için "Çerçeve" başlığında ve N.Kısakürek ismiyle yayımlamaktadır. Ancak askerdeyken yazdığı bir siyasi yazı nedeniyle hayatındaki ilk hapis cezasını alır. Disiplin cezası mahiyetindeki bir günlük hapis cezasını Sultanahmet Cezaevi'nde çeker.

Necip Fazıl'ın Erzurum'a üçüncü gelişi 1963'te olur. Üstad 59 yaşındadır.

Bu defa bir kış mevsimi değil sıcak bir yaz günü Erzurum'dadır.

1961 ihtilâlinden sonra birkaç arkadaşıyla birlikte konferanslar vermek ve kapatılan Büyük Doğu mecmuasını yeniden çıkarmak için birçok Anadolu'yu karış karış dolaşır ve konferanslar verir. Bu illerden biri de Erzurum'dur.

Başkanlığını Avukat İsmail Hakkı Yıldırım'ın yaptığı Erzurum Milliyetçiler Derneği'nin düzenlediği konferans 4 Ağustos 1963'te Arı Sineması'nın salonunda gerçekleştirilir. Konferansa Erzurumluların yoğun ilgisi vardır. Salonda izdiham yaşanmaktadır.

Konferansa olan ilgiyi, Fetullah Gülen Hocaefendi "Fasıldan Fasıla" adlı eserinde şöyle aktarır:

"Kırklareli'ndeki o konferansta halkın duyarsızlığı, anlayışsızlığı karşısında, merhum Erzurum'u anlatma lüzumu duymuştu. Onun ilk konferansı "İman ve Aksiyon" adıyla Erzurum'da olmuştu."Ben, Türkiye'de yaşlısının da genç olduğu bir yer gördüm: Erzurum. -Ellerini kenetleyerek- Böyle dolu bir salon... Ayaklarımı birbirine değdireyim dedim. Birisi canının yandığını söyledi. Bir de ne göreyim? Meğer masanın altına bile girmişler..." dediğini çok iyi hatırlarım.

Necip Fazıl "Edebiyat" dergisinin Şubat 1972 tarihli sayısında yayımlanan röportajında Nuri Pakdil'e Erzurum'daki konferansa halkın gösterdiği ilgiye değinmiştir:

"İstanbul, Ankara, Kayseri, Konya gibi büyük merkezlerde 5-6'ya varan konferansların yekûnu üç yüzü geçer. Bu konferansların tesirini ilk defa Erzurum'da verdiğim "İman ve Aksiyon" konferansıyla tesbit ettim. O güne kadar, ses vermez bir kuyuya, dibe değip değmediğini bilmeden attığım taşlar, Erzurum'da gördüğüm ilgi karşısında, bana ne büyük bir mimariye malzeme teşkil etmiş olduğunu gösterdi. Yine konferanslarımdaki tabirlerimden

biriyle "serseri kuşlar gibi ağzımızdan kayalara serptiğimiz tohumlar, Anadolu steplerinde meğer gür ormanlar yetiştirmiş ve bundan bizim o güne kadar haberimiz olmamış."

"İman ve Aksiyon" konferansında İslâm aksiyonunun kaynağı olarak Erzurum'u gördüğünü ifade eder ve aksiyonu Tortum Şelalesi'ne benzetir. Konferansta Erzurumlulara şöyle seslenir:

"Beklediğimiz (aksiyon) ruhunun menbâlarından biri olarak ben Erzurum'u görüyorum. Ve bu kaynağın, Türkiye'nin her tarafını Tortum şelâlesi gibi kamçılayacak bir mikyasa ermesini istiyorum! Bunun hasretini, ıstırabını çekmek 'aksiyon'a malik olmaktır."

Necip Fazıl'ın Erzurum Konferansı ilk olarak 1964'te Bedir Yayınevi tarafından "İman ve Aksiyon" adıyla kitaplaştırılır. Necip Fazıl'ın İman ve Aksiyon kitabında yer alan diğer konferansı da Kayseri Konferansı'dır.


PALANDÖKEN DAĞLARI

Bir gün Palandöken dağından geçtim
Artık son ışıklar sönüp çakarken
Tâ uzakta eski bir hanı seçtim
Yolcular önünde ateş yakarken

Bu dağlar ne yaman ne yüce dağlardı
Başında bir bora döner, çağlardı
Derindeki sesler o sadalardı
Köpüklü ırmaklar durmaz akarken

Kat kat bulutları başımla deldim
Çıktım çıktım en dik yerine geldim
Birden bire bir kuş gibi yükseldim
Başımı kaldırıp göğe bakarke
n

(M.Orhan Okay;Necip Fazıl Kısakürek, s.91)

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Ne güzel tevafuk oldu böyle Erzurum'a dair yazdığı bu şiiri ilk defa okudum.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Loading...

×
  • Create New...