Mehmet Akif Ve İslamiyet Anlayışı

Başlatan: Ali NFK Tarih: 23.01.2009 21:16 Cevap: 43

HA
23.01.2009 21:16
#1

Esselamu Aleyküm...

Sevgili kardeşler, bu sorular beynimi kemiriyor.

Biliyorum sitede birçok konu açıldı Akif ile ilgili ancak ayrı bir başlıta bu meseleyi açmak ve toplamak istedim.

Akif Ehl-i Sünnet'e uyuyor muydu?

Tasavvuf meselesine nasıl bakıyor?

Akif İslamiyetin neresinde?

Bidatçıları övdü mü?

'Afgani ve diğerleri' meseleleri?

Reformcu mu?

Meshepsiz mi?

Nedir nedir nedir?

Akif'in İslamiyet anlayışı nedir Allah aşkına?

Bütün bu sorularıma ve bu çember içinde ki birçok meseleye cevap arıyorum.

Vesselam...

AS
23.01.2009 21:27
#2

selamun aleykum,

 

bende bir sey sormak istiyorum,akifin ilk baslarda bircoklari gibi ABDULHAMIT hani anlamadigi soylenir,fakat kimine gore sonradan onu oven,pismanligini dile getiren siirler yazmistir,kimine gore ise onu hic anlayamadan bu dunyadan gocmustur.(ekrem bugra ekinci yi bilen varsa ben ondan duydum,bir gun sohbetinde aynen soyle dedi,medinede yada suriye de bir ziyarette bulundugu sirada ,bir adam goruyor,hungur hungur aglayip dua eden,adama yaklasip halini hatrini soruyor,derken adamin turk oldugunu filan ogreniyor,meger adam tam bir akif hayrani,adamla akif uzerine bir muddet sohbet ettikten sonra bu sahis diyorki akif cok degerli,bilgin bir adamdi,fakat abdulhamiti anlamadi,anlayamadi,(konu oraya nerden geldiyse)) arkadaslar bilenler bilir bu ekrem bugra ekinci dedigin sahis,marmara univ'de islam hukuku profesoru,ayni zamanda ara sira turkiye gazetesinde yazilari cikan biri.eger aktarirken bir yanlislik yaptiysam,ozur dilerim.sadece akifle ilgili kucuk bi bilgi paylasmak istedim.

 

selametle

MU
23.01.2009 21:35
#3

Selamlar,

Mehmet Akif - Abdulhamid meselesine dair görüş belirtilen bir başlığa buraya tıklayarak ulaşabilir ve mesajları okuyarak sualinize cevap bulabilirsiniz.

 

Harun kardeşimin sorusuna gelirsek, Mehmet Akif'in Cemalettin Afgani'yi ve Abduh'u yazılarında, şiirlerinde övdüğü, onları sevdiği bilinen bir gerçek. Şuraya tıklayarak bu yöndeki bir şiirini okuyabilirsiniz. Buraya tıklayarak da Afgani'yi öven bir yazısına ulaşabilirsiniz. Mehmet Akif bu insanları okuduğu ve beğenediği için muhtemelen ehl-i sünnete uygun değil, Abduh'un, Afgani'nin kafasına göre bir sisteme bağlanmıştır diye düşünüyorum. Bu konuda bir kaç şey daha ekleyeceğim, okuduğum bir kitaptan aldığım notlara bakmam lazım.

 

Ek olarak şu linkteki bilgileri de okuyunuz lütfen: http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=7172

23.01.2009 22:11
#4

Mehmet Akif Ersoy'u anlatan bir kitapta yazar şu anlama gelen cümleler kurmuştu:

Mehmet Akif'in cenazesi Edirne'de toprağın bağrınna koyulduğu sırada üniversite gençliği de Mehmet Akif'in cenazasine gitmiş. Mustafa Kemal Atatürk ise bu gençliğe kırılmış. Mehmet Akif'in Abdülhamit'e karşı durması kadar, Said Nursi de karşı durmuştur. Ama buna rağmen bu iki insanı kötü tanımak yakışık kalmaz. Zamanın karışık şartlarını da düşünmek gerekir. Trabzon mebusu Şükrü bey Atatürk'e muhalif yönüyle bilinir. Ama Topal Osman onu feci bir şekilde öldürür. Bu Şükrü bey Mehmet Akif'in samimi arkadaşıdır ve o kadar ki, Mehmet Akif onun ölümünde çok üzülür. Mesela Said Nursi'nin 3 aylık bir mebusluğu vardır. O yüzden 1.meclis ile 2. meclis çok farklıdır. Anlatmak istediğim, Abdülhamit ile Mehmet Akif ve Said Nursi ayrı saflarda görülseler bile, soraki yıllar gösterecek ki, aynı saftaymış gibi muamele gördüler. Üçüde şeriatçı...

Siz hiç Kutup'un kitabını okudunuz mu? Eğer okursanız anlarsınız ki, orada temel itikad mevzuularına girmeden, dünya işlerini Kur'an ve Sünnete göre yorumlar. Temel itikad mevzuuna gelince pek ses vermez. Siz de böylece yazılanlara inenırsınız. Ahlaksa ahlak... Oysa ahlakın hakikatini azda olsa kalbinize düşen nurla anlarsınız. Dışardan değil içerden bir sesle... Buda ancak bir mürşidi Kamil ile olur. İşin sır noktası işte tam burası bana göre... Bu sırrı anlamak için de Müthiş bir vakaları yakalama becerimizin olması gerekir. İşte burada Üstad ve onun gibiler devreye girer. Mehmet Akif'e gelince; onun için bu kadar katı yazamam. Allah rahmetini eksik etmez inşallah. Selam ve dua ile...

MU
23.01.2009 23:06
#5
Siz hiç Kutup'un kitabını okudunuz mu? Eğer okursanız anlarsınız ki, orada temel itikad mevzuularına girmeden, dünya işlerini Kur'an ve Sünnete göre yorumlar. Temel itikad mevzuuna gelince pek ses vermez.

Sayın Hâcegân kardeşim,

Öncelikle şuradaki yazıyı okumanızı acizane tavsiye ediyorum. Dünya işlerini Kur'an ve Sünnete göre yorumlama meselesine gelince, bu müçtehitlerin yapacağı iştir. Müçtehit dışında kimse Kur'an'dan ve Sünnet'ten yorum yapamaz. Müçtehitler Müslümanlara lazım olan her mevzu hakkında içtihat yapmışlardır. Seyyid Kutup muteber bir kişi bile değil ki nerede kaldı Kur'an ve Sünnetten yorum yapması...

 

Mehmet Akif'e gelirsek; Abdulhamid Han'ın Efgani'ye bakışı ve ona karşı olan icraatı bilinmektedir. Ki Efgani'yi, Abduh'u çok seven M.İslamoğlu da Abdulhamid'in Efgani tutumunu eleştirmekte, büyük Hakan'a korkak demeye kadar gitmektedir. Diyeceğim şu ki, Mehmet Akif de Efgani'yi seviyordu. Belki Abdulhamid'e yönelik menfi bakışı; sevdiği, okuduğu ve fikirlerine hürmet ettiği Efgani'nin tesirinde kalmasından dolayı olabilir. İnsan, itibar ettiği kişilerin fikirlerini de sahiplenir. Burada Mehmet Akif'in haklılığı veya haksızlığı konusunu değil, Efgani'nin (eğer bu şekildeyse) üzerindeki etkisini vurgulamak istiyorum.

Efgani reformcuydu, bu da bir gerçek. "Efgani'ye göre içtihat kapısı açıktır. Siret, hadis, icma-kıyas hakkında bilgisi olup Arapça'yı bilenler içtihad yapabilirler. Ona göre Kur'an-ı Kerim'de, devlet yönetiminden, yöneticilerin görev ve sorumluluklarına, insani meselelerin yanında uzaydaki gök cisimlerinin arasındaki ilişkilere kadar pek çok şey hakkında açık veya kapalı bilgiler mevcuttur. Bunları doğru olarak anlayabilmek, aklın ve ilmin verilerine uymakla mümkündür." Bu fikirler ona aittir. (Tıklayıp okuyalım)

Mehmet Akif'in de bu fikirlerden etkilendiğini yazdıklarından görebiliyoruz. Bir kaç örnek verelim:

Yedi yüz yıllık eserlerle bu dînin hâlâ

İhtiyâcâtını kabil mi telâfi? Asla. [safahat, Asım, s. 378]

 

Doğrudan doğruya Kur'ân'dan alıp ilhamı,

Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm'ı [safahat, aynı yer]

 

Yedi yüz yıllık, beş yüz yıllık vs. Ehl-i sünnet alimlerinin yazmış oldukları eserler, nakletmiş oldukları doğru iman bilgileri bugün için de, yarın için de ihtiyaçları telafiye kabildir. O mübarek müçtehitler, lazım olan her şeyi bildirmişler, İslam alimleri de yüzyıllardır onları bize nakletmişlerdir. Bir İmam-ı Rabban-i Hazretlerinin Mektubatına bugün hangi alim ulaşabilir, o mübarek insanın derecesine ulaşamaz ki, yazabilsin, yorumlayabilsin.

İkinci beyitte geçen "Doğrudan doğruya Kur'ân'dan alıp ilhamı" ifadesi de mezhepleri es geçmek manasına geliyor. Mezhepler, bugün de geçerlidir, kıyamete kadar da geçerli olacaktır, bir fıkıh kitabında, bir hanefi mezhebinin ilmihalinde, en ince ayrıntısına kadar bir Müslümana lazım olan her şey nakledilmiştir. Bu durumda, yedi yüz yıllık eserlerin ihtiyaçları karşılamayacağını, doğrudan doğruya Kur'andan ilham almayı ben reformculuk olarak görmekteyim, kendi adıma.

Ertuğrul Düzdağ'ın "Mehmed Akif, Mısır Hayatı ve Kur'an Meali" isimli kitabından bir iktibas yapıyorum aşağıya:

 

Sekizinci ciltten itibaren Sebîlürreşâd unvanıyla gazete daha mütekâmil bir şekilde çıkmaya başladı. Hey'et-i tahrîriye genişledi. Münderecat tenevvü etti. Mebâhis, üstadın tensibi veçhile, tefsir, hadis, felsefe, içtimaiyat, fıkıh, edebiyat, tarih, terbiye, siyasiyat, hayat-ı akvâm-ı İslâmiye, harekât-ı ilmiye ve fikriye, şuûn-i İslâm... gibi kısımlara ayrıldı. Her kısım hakkında takip edeceğimiz meslek izah olundu. Mebâhis, hey'et-i tahrîriye arasında ihtisasa göre ayrıldı. Tefsir kısmına gelince Halim Sabit dedi ki:

"- Ben bu kısmın Üstad Mehmed Akif Bey tarafından yazılmasını çok münasip görürüm."

Üstad tevazu göstererek îtizâr etti:

"- Bu, benim işim değil. Bu ağır yükü bana tahmîl etmeyiniz. Onun kavâid ve usûlü var ki benim onlarla tevaggulüm yok."

Halim Sabit hemen cevap verdi:

"- Daha iyi ya! Biz de öyle istiyoruz. Kavâid ve nakliyattan ziyade, doğrudan doğruya Kur'ân'dan anladığınızı, duyduğunuzu yazınız. Ayetlerin size ilhamları, bizce en mükemmel tefsirdir."

"- Bilmem ki becerebilecek miyim? Yapmaya çalışayım."

 

Üstâd'ın bunu kabulü hepimizi sevindirdi. Çünkü Üstâd'ın bunu en mükemmel tarzda yapabileceğinde şüphe yoktu. Edebiyat-ı Arabiyye'ye olan vukufu, sonra tercümedeki kudreti, kelimelere karşılık bulmak, cümlelere şiir gibi ahenk vermek hususundaki muvaffakiyeti malûm idi. Yalnız bunu kabul etmesi kâfi idi.

Üstad'dan öteden beri Kur'ân'ın tercümesini rica ederdik.

- Bu, benim yapacağım iş değil" der, geçerdi. Şimdi her hafta birkaç âyet tercüme edecek, sonra da bu âyetlerden mülhem olduğu hakaiki yazacaktı. Hiç şüphe yok, pek mükemmel bir şey olacaktı.

Filhakika Üstad bu yolda tercüme ve tefsire başladı. Kur'ân'ın belâgatini, ruhunu, ulviyetini öyle açık, öyle sâde bir lisanla gösterdi ki herkes hayrette kaldı. [Eşref Edip Fergan-Mehmet Akif, c. 1, s.27, İstanbul, 1938]

 

**

 

Mehmet Akif'in çevresinde, doğrudan doğruya Kur'an'dan anlaşılanı yazmasını isteyen bir grup insan da var yukarıdaki hatıradan görüldüğü gibi. Mehmet Akif bu işi yapmak istemese de bu ısrarlar karşısında sonunda işe el atmayı kabul ediyor. Tefsir gibi çok hassas bir saha malumunuzdur ki İslam alimlerine açıktır. M.İslamoğlu gibiler de güya tefsir yapıyor ama onları geçiyoruz. Mehmet Akif, tefsir yapabilecek derecede âlim miydi? Öyle olduğunuz farz edelim, Efgani'yi, Abduh gibi "hatalı" insanları seven, öven bir kişinin tefsirine bu hatalar yansımaz mı?

Mesela ehl-i sünnet itikadında olan, Abduh, Efgani, Teymiyye gibi dinde sapık kolda olanları tanıyan Üstad, edebi cephesi de Mehmet Akif'ten kat kat üstün olmasına rağmen böyle bir işe girişmiş midir? Üstadın İdeolocyasında da geçen yenileme bahsi, sadece Kuran'dan anlaşılanı yazalım çerçeveli bir mahiyete asla sahip değildir, bunu da belirtelim.

Harun kardeşimin sualleri etrafında vermeye çalıştığım cevapların hülasasında, gene kendi sullarini alarak şöyle diyebilirim:

 

Akif Ehl-i Sünnet'e uyuyor muydu? - Abduh ve Efgani gibi bidat ehlini sevdiği ve onları övdüğü için ehl-i sünnete uymuyordu.

 

Tasavvuf meselesine nasıl bakıyor? - Mehmet Akif, kendi döneminin tek Abduh mütercimi. Ve tercümelerini de dergilerinde yayınlıyor. Bu durumda diyebiliriz ki, tercüme edecek ve Abduh'u Müslümanların hizmetine(!) sunacak kadar onu seviyor ve beğeniyorsa, Tasavvuf meselesine de Abduh'un baktığı gibi bakması muhtemeldir.

 

Akif İslamiyetin neresinde? - Abduhçu ve Efganici cephesinde.

 

Bidatçıları övdü mü? -Abduh ve Efgani bidatçi olduğuna göre ve Akif de onları övdüğüne göre...

 

'Afgani ve diğerleri' meseleleri? - Afgani ve diğerleri Üstadın Doğru Yolun Sapık Kollarında anlatılmıştır. Hem Afgani zihniyetinde olan sapık kol, hem de doğru yol.

 

Reformcu mu? - Muhtemelen...

 

Meshepsiz mi? - Muhtemelen...

 

Nedir nedir nedir?

Akif'in İslamiyet anlayışı nedir Allah aşkına?

**

Saygılarımla

HA
24.01.2009 01:55
#6

Eyvahlar olsun!

Ya bana eyvahlar olsun ki İmam-ı Rabbani'ye bağlanma yolundayım ya Akif'e eyvahlar olsun!

Aman yarabbi!

Gerçekten anlatamayacağım dehşetler içindeyim.

Son bir soru...

BİZ EHL-İ SÜNNET BAĞLILARI, EHLİ SÜNNETE BAĞLI OLMAYANLARA, MESHEPSİZLERE, ŞİİLERE NE GÖZLE BAKALIM. İNSAN MESHEPSİZİM DEMEKLE KAFİR OLUR MU?

Biliryorum ki İmam-ı Rabbani hz. Meshepsizlik küfre köprüdür der. Ancak Akifin Hayatını meshepsiz tamamladığını farzedersek (Doğruyu Allah bilir) ona ne demek lazım gelir?

Bu çok can alıcı bir sorudur benim için.

Meshepsizler, Şia kolu vs... Bu İnsanların bilmeden yada bilip uyarak kendilerini dinden çıkarıcı sözleri var ise bize onlara karşı ne demek düşer?

MU
24.01.2009 10:01
#7

Mezhep, dinimizde çok önemli bir yere sahip. Bu mevzu hakkında İslam âlimlerinin yazdıklarını okuyunca önemini anlıyoruz, okumasak anlayamayız. Tabi mezhepten kastımız, ehl-i sünnet olan 4 hak mezheptir, yoksa diğer sapık mezheplere bağlı olmak, doğru yolun sapık kollarına tâbii olmaktır. Ve bir dua olarak İmam-ı Rabbani Hazretlerine bağlanmanızı Yüce Allahtan niyaz ediyorum kıymetli kardeşim.

Sualiniz gelince, bunların cevabını da ehl-i sünnet âlimleri veriyor. Mezhep itikad meselesi olduğu için çok önemli, itikad bozuk olunca, imanın temeli de çürük oluyor. Öncelikle mezhebin önemini bilmeliyiz ki, meselenin neden hassas olduğunu anlayabilelim. Aşağıda linkini verdiğim yazıları öncelikle okursanız devamında iktibas edeceklerimin önemine daha iyi bir şekilde nüfuz edebilirsiniz:

 

Mezhepsiz kime denir

Âlimlere uymak vaciptir

Sahabenin mezhebi nedir

Dört mezhepten birine uyulmazsa

Resulullahın vârislerine güvensizlik

Kur’an-ı kerimi tercüme etmek

***

Mezhepsizin konumunu gösteren aşağıdaki yazı, Mezhepsizlere, ehl-i sünnet olmayanlara nasıl bakalım sualinize cevap verecek nitelikte:

 

Sual: İnsanlar inançlarına göre nasıl sıralanır?

CEVAP

En kötüsünden başlayarak yazıyoruz:

1- Ateistler (Allah’a ve ahiret gününe inanmayanlar) Mürtedler, zındıklar ve münafıklar bu gruba dahildir.

2- Bir yaratıcıya inananlar, fakat bir dine inanmayanlar. İman yönü ile bunların ateistlerden farkı yoktur

3- Ehl-i kitap (Yahudi ve Hıristiyanlar).

4- Mutezile, şii, cebriye gibi olanlar. Müslümandırlar, fakat itikadları bozuktur. İtikadları küfre girmişse diğer kâfirler gibi ebedi Cehennemde kalırlar.

5- Mutezile, şii, cebriye gibi olanlar. Müslümandırlar fakat itikadları bozuktur. İtikadları küfre girmemişse, bid'at günahları yüzünden Cehennemde cezalarını çektikten sonra Cennete gideceklerdir.

6- Mezhepsiz yani bid'at ehli müslümanlar. Bunların da küfre girmeyenleri 5. maddedeki gibidirler, küfre girenleri ise 4. maddedeki gibidirler.

7- İtikadda ehl-i sünnet ama amelde bid'at işleyenler.

8- Amelsiz müslüman. İnanır ama ameli yok, içki içer, namaz kılmaz, açık gezer. Bunlardan küfre düşmeyenler, günahları kadar cezalarını çekip Cennete giderler.

9- Ehl-i sünnettir, amelde bid’at işlemeyenler, günah işleyenler, bazı ibadetleri de yapmayanlar.

10- Ehl-i sünnet itikadındadır, bid’at işlemez, amel de işler, haramlardan kaçar.

Günümüzdeki müslümanlar genelde 6 ve 7. maddeye girerler. 9. maddeye girenler azdır. Onuncu gruptakiler çok azdır, evliya bu sınıfın içindedir.

*Kaynak

 

 

Yukarıdaki yazı; ölçüyü, âlimlerin bildirdiklerini en sâde şekilde özetliyor. Allahu teala bütün Müslümanlara razı olduğu doğru yolu nasip eylesin. Müslümanları sapıklıktan, bidat ehli olmaktan kurtarsın. "Kalbin şifası dini ilim yani ehl-i sünnet bilgileridir." diye buyurmuş âlimler.

HA
24.01.2009 13:32
#8

Allah razı olsun Reyhan Hanım. Açıkçası kafamda Ehl-i Sünnet ile ilgili birkaç şüphe vardı. Hoş İmam-ı Rabbani efendimizi okumak dahi her şeyi çözer ancak ne yapasın AKIL... Herşeyi o çözecek. Her işin altından kalkacak güya.

Allah Mehmet Akif'i Marşımızın ve şüphe etmediğim İslam Aşkının yüzü suyu hürmetine affetsin.

Bizi de bidattan sakındırsın.

Allaha emanet.

24.01.2009 14:42
#9

Sayın Reyhan kardeşim,

Dile getirdiğin fikirler benim de kabulüm. ''Dünya işlerini Kur'an ve Sünnete göre yorumlama meselesine gelince, bu müçtehitlerin yapacağı iştir. Müçtehit dışında kimse Kur'an'dan ve Sünnet'ten yorum yapamaz. Müçtehitler Müslümanlara lazım olan her mevzu hakkında içtihat yapmışlardır. Seyyid Kutup muteber bir kişi bile değil ki nerede kaldı Kur'an ve Sünnetten yorum yapması...'' Hele bu fikirlerinin altına imzamı atarım. Bizce batıl olsa da Seyyid Kutup Kuran ve Sünnete dayalı veya sadece Kuran'a hesapta dayalı fikirler yazmadı mı kitaplarında?

(İslâmiyet bir bütündür, ayrılan cüzleri birleştirmeli, ihtilâflar ortadan kalkmalıdır.) [İslâmda Sos. Adâlet s.35]

Bu ifade sizce sinisice bir ifade değil mi? İşte ben bunları vurguladım, ''Siz hiç Kutup'un kitabını okudunuz mu? Eğer okursanız anlarsınız ki, orada temel itikad mevzuularına girmeden, dünya işlerini Kur'an ve Sünnete göre yorumlar. Temel itikad mevzuuna gelince pek ses vermez.'' derken... Temel itikad mevzuualrındaki batıl yönlerini vurgulamak için kurduğum bir cümledir o. Yanlış anlaşılmak istemem.

 

Ayrıca; Seyyid Kutup'un idamında, Üstad, şehit olup olmadığına dair ihtiyatlı olmuştur. Aynı ihtiyatı ben Mehmet Akif için dile getirdim.

 

''Cemil Meriç bu eserde (Muhammed) Abduh'u eleştirir gibi yazdı. Elmalılı M.Hamdi Yazır da bir esrinde (Muhammed) Abduh'a bazı noktalarda katılmamaktadır. Necip Fazıl'ın bu mevzuu hakkındaki görüşü de malumunuz... Mehmet Akif ise Abduh'u kendisine rehber edinmekte neredeyse. Mustafa İslamoğlu da Abduh'u savunur. Afgani ve Abduh mevzuunda, alimlerimiz arasında bir ihtilaf vardır. Galiba işin püf noktası tasavvuf... '' Bu fikirleride 'En son okuduğunuz kitap...' başlığında yazmıştım. Dediğim gibi, Kuan ve Sünnet'i referans almada işin püf noktası Tasavvuf... Mehmet Akif ve diğerlerinde bunun eksikliğini söylüyorum zaten.

 

Selam ve dua ile.

HA
24.01.2009 17:21
#10

Üstad Necip Fazıl Kısakürek Hazretleri buyuruyor ki:

O'na ''Kuran'ı tercime et'' diye verilen emre mukabil, ''Kuran tercüme edilemez'' son teklifi red ve mukavelesini feshetmesi, aldığı avansı geri göndermesi, sonrada eldeki bazı mealler bir gün resmi ve cebri ibadete vesile olur korkusuyla onları yakması, imanındaki büyüklük ve hüsranındaki acılığın en hazin levhasıdır.

(Hitabeler - Sf.121)

 

Sanırım bu açıklama benim son iletime paralel bir ümit besliyor. Son iletimde ki duaya da amin diyerek selametinizi istiyorum. Dua ile...

MU
24.01.2009 20:25
#11

Allahu teala razı olsun sayın Hâcegân kardeşim. Bir miktar yanlış anlamışım. Hakkınızı helal ediniz.

EH
24.01.2009 21:21
#12

Hacegânın dediği gibi iş tasavvufa Erenler YOL'unda bitiyor.Naklin direk kalben olanı, 2. ve en keskin kısmı.......

25.01.2009 00:51
#13
Allahu teala razı olsun sayın Hâcegân kardeşim. Bir miktar yanlış anlamışım. Hakkınızı helal ediniz.

 

 

Allah senden de razı olsun... Hakkım her zaman helal olsun. Sen de helal et...

MU
25.01.2009 08:29
#14

Helâl-i hoş olsun kardeşim. Allah razı olsun tekrâren.

HI
26.01.2009 01:27
#15

Ya açar bakarız Nazm-ı Celil'in yaprağına,

Yü üfler geçeriz bir ölünün toprağına,

İnmemiştir hele Kuran, bunu hakkıyla bilin;

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için."

 

 

bu ve bunun gibi bir çok dizesinde o dönemde ki yanlışları eleştiriyor, öyle bir dönemki fesad içinde..istiklal marşının mimarının ehli sünnet üzere olmadığını düşünmüyorum..

 

tasavvuf alanında benimde başka konularda aklım karışmıştı, bu karışıklığın hep gözlemlediğim ve eleştirdiğim insanlar üzerinden olduğunu gördüm (ki o insanlardan da amel yönünden çok fazla eksiğim vardı) bunun şeytanın sağdan yaklaşıp aldatmacası olduğunu söylediler, tasavvuf konusunda içinde girmeden bazı şeyleri idrak etmek mümkün değil..

 

Hükmetmeyin ki, hükmolunmayasınız.. (Hz. İsa)

EH
31.01.2009 22:33
#16

Hallac-ı Mansur Kuddise Sirruhla ilgili konuda Eba Hureyre Radıyallahu Teala Anhın sözünü okursanız faydalı olur.Tasavvuftan şüphe küfre kadar götürür, çünkü Varis-i Enbiyayayı inkara küfürdür demişler.

FU
31.01.2009 23:58
#17

gerçekten hayatıma tesir eden bir insan mehmet akif ersoy...mükemmel bi anlayış...

EH
01.02.2009 21:58
#18

Arkadaşlar ilkouldan beri bende M.Akifin şiirleriyle büyüdüm, çok sevdim Çankkalesini, İstiklal marşını vs. ama biraz eski kelime öğrenip Safahatı alınca olay değişti tabi.Biriki tane değilki orada burda örnek verilen şiirler, yığıyla.Üslubunun alakası yok Çanakkaledekiyle,İstiklal Marşındakiyle.Resmen 2 Akif var sanki.Biri Çanakkaleyi, İstiklal Marşını, Bülbülü yazan Akif, diğeri bu nasipsiz şiirleri yazan Akif.Neyzen Tevfiktede var bu.O ana avrat kayan şiirlerle bir İkrârnâmesi bir Efendimize Aleyhisselam yazdığı şiiri okusanız bunlar başka Neyzen Tevfik'in diyeceksiniz.

AY
01.02.2009 23:59
#19

Konuyla alakalı olabileceğini düşündüm.

 

 

ŞEMS-İ TEBRİZİ'NİN ESERİ

MAKALAT

(KONUŞMALAR)

ÇEVİRİ

Mehmed Nuri GENÇOSMAN

 

Önce, kendi kendine kararlaştırmış olduğun bir fikirden biraz ayrılırsan, bu senin daima kararlarından döneklik ettiğini

göstermez. Biri, karanlık bir gecede kalabalık bir yerden dışarı çıkmak ister; ayağına bir başkasının pabucu geçer ve bu

pabucun bir tarafı yırtılır. Şimdi onun yanlışlıkla bulduğu pabucu giyip gitmesi gerekmez. Burada, özür dilemek gerçektir.

Çünkü karanlık vardır. Ama herkesin de böyle bir zamanda kendi pabucunu koruması lâzımdır. Nasıl ki, köylüler dürüst

insanlardır. Sofuların âdetleri gereğince herkes kendi yemeğini ayrı yer. Yemek yerken aralarında bir haksızlık olmasın,

sıkılganlık yüzünden kimse aç kalmasın diye, hep teker teker" yerler.

Bir gün, bir yolculuk sırasında yemek vakti gelmişti. Herkes kendi azığının başına oturup yemeye başladı. Bu arada

ansızın bir Türk atlısı çıkageldi. Türkler cesur, konusever ve 'kaynaşık insanlardır. Bunlara sordu: «Niçin ayrı ayrı yiyorsunuz?

Niçin ekmeklerinizi beraberce toplu bir halde yemiyorsunuz?» Adamlar, «Bizim köyümüzün eski âdeti böyledir,» dediler. Atlı

kamçısını kaldırdı, «Şimdi o âdeti koyanın da canını yakarım, onu kabul edenin de! Çarçabuk yemeklerinizi toparlayın, birlikte

yiyin,» dedi. Yolcular korkularından onun dediği gibi yaptılar, yola düştüler. Köyün ihtiyarı onların diliyle, «Eğer ekmeklerinizi

birlikte yedinizse, Allah kendi ekmeğim seçip yiyeni af etsin, ötekileri değil!» diyordu.

Bir zümre vardır M, seci'li, kafiyeli sözlere değer verirler. Hep öyle konuşurlar. Bir zümre, hep şiir söylerler. Bir

başkası da daima nesir söyler. Bunlardan her biri kelâm'ın bir parçasını, bir dalım seçerler. Allah kelâmı ise küllî'dir, bütündür.

Elini bütüne uzat ki, bütün parçalar senin olsun. Daha başka bir şey isteyip de parçaya uzanma ki, o zaman bütünün elden

gitmesi tehlikesi vardır.

BU
03.02.2009 22:30
#20

Böyle muğlak konuşmalara ve kişisel sürtüşmelere sebebiyet verebilecek türden konulara girmeyi istemem. Lakin arkadaşımızın/kardeşimizin birisi böyle bir mevzuyu gündeme getirmek ihtiyacı hissetmiş, eyvallah.

 

Bir kaç cümle ifade edeyim: Merhum Akif'in (r.a) İslamiyet telakkisi ve aksiyonu bizim düşündüğümüzden kat ve kat ilerdedir, zirvededir. Zaten bunu sorgulamak, sebebli-sebebsiz irdelemek en azından benim haddim değildir ve olamaz da.

 

Sırf resmi tarihe ve resmi tarihçilere bile kulak versek: Onun, son bir asrın en büyük dava mümessillerinden, vicdan ve cesaret şahsiyetlerinden, yüreği gibi sağlam şairlerden birisi olduğunu görürüz.

(Ona mürteci denilmesi, mecliste konuşmaması, peşinde hafiyelerin gezmesi, bunaltılıp Mısır'a kaçırtmayı örnek versek bile, onun ne olduğunu/nasıl olduğunu anlayabiliriz)

 

2009 Türkiye'sinde; yani manevi ve maddi değerlerin bir taraftan yerle bir edildiği/terk edildiği bir dönemde bu soruyu cevaplamaktan şahsen hicap ederim. Çünkü onun ismi bile, bizler için baş tacıdır.

 

Asli ve mecburi görevlerimizi yapmadan/yapmaya başlamadan; merhum Akif (r.a) gibi abide/mümtaz değerlerimizin ruh, fikir ve aksiyonlarını kurcalamak tabiri caizse yanlış ve yanlılıktır.

 

Mezhepsiz, şucu ve bucu gibi kavramlar görüyorum/okuyorum.. Benim mezhep ve mezhepsizlikle alakalı diyeceğim bir şey yoktur. Ne ciddi bir alt yapım vardır, ne su-i zan yapacak halim.

 

Merhum Akif benim için; Peygamber şairidir, iman eridir ve dava adamıdır.

...

03.02.2009 23:34
#21
Böyle muğlak konuşmalara ve kişisel sürtüşmelere sebebiyet verebilecek türden konulara girmeyi istemem. Lakin arkadaşımızın/kardeşimizin birisi böyle bir mevzuyu gündeme getirmek ihtiyacı hissetmiş, eyvallah.

 

Bir kaç cümle ifade edeyim: Merhum Akif'in (r.a) İslamiyet telakkisi ve aksiyonu bizim düşündüğümüzden kat ve kat ilerdedir, zirvededir. Zaten bunu sorgulamak, sebebli-sebebsiz irdelemek en azından benim haddim değildir ve olamaz da.

 

Sırf resmi tarihe ve resmi tarihçilere bile kulak versek: Onun, son bir asrın en büyük dava mümessillerinden, vicdan ve cesaret şahsiyetlerinden, yüreği gibi sağlam şairlerden birisi olduğunu görürüz.

(Ona mürteci denilmesi, mecliste konuşmaması, peşinde hafiyelerin gezmesi, bunaltılıp Mısır'a kaçırtmayı örnek versek bile, onun ne olduğunu/nasıl olduğunu anlayabiliriz)

 

2009 Türkiye'sinde; yani manevi ve maddi değerlerin bir taraftan yerle bir edildiği/terk edildiği bir dönemde bu soruyu cevaplamaktan şahsen hicap ederim. Çünkü onun ismi bile, bizler için baş tacıdır.

 

Asli ve mecburi görevlerimizi yapmadan/yapmaya başlamadan; merhum Akif (r.a) gibi abide/mümtaz değerlerimizin ruh, fikir ve aksiyonlarını kurcalamak tabiri caizse yanlış ve yanlılıktır.

 

Mezhepsiz, şucu ve bucu gibi kavramlar görüyorum/okuyorum.. Benim mezhep ve mezhepsizlikle alakalı diyeceğim bir şey yoktur. Ne ciddi bir alt yapım vardır, ne su-i zan yapacak halim.

 

Merhum Akif benim için; Peygamber şairidir, iman eridir ve dava adamıdır.

...

 

 

Mehmet Akif'i eleştirmek bana da zor gelir. Burada size katılıyorum. Ben Akif'e bir Abduh gibi bakmam, Mehmet Akif onu sevse de... Gönlüm razı olmaz.

 

''Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez. ''

 

 

Mehmet Akif'in benim için en önemli sözlerindendir. Allah bizi tefrikadan korusun, efendim.

BU
04.02.2009 15:31
#22

İşte, tefrikadan ve sindirilmekten uzak durmamız için böyle tartışmalar şahsımca yersiz ve gereksizdir. Bu merhumun birilerine alaka (Abduh, Efgani v.s) duymasıyla da değişecek değildir.

 

Merhum Akif'in nizamı, fikriyatı ve aksiyonu ortadadır. Esas mevzu, bundan sonrası ve bundan sonra yapılacak olanlardır.

...

NE
04.02.2009 15:52
#23

Bu konuda ben de acizane bir kaç şey söylemek istiyorum.

 

Üstad bizim için daha en başında tedbir amaçla bir kaç kişi hakkında sert uyarılar yapıyor. Büyük Doğu gençliği falancayı bilsin, ona yaklaşırken zırhını giyip yaklaşsın.

 

Ama biz sanki üstadın bu uyarılarını hasmını fikren çökertme kabul ediyoruz, topyekun üstünü çiziyoruz. Evet Üstadın uyarı noktaları mutlaka haklıdır; ama bu insanlarda doğru yanlar da var mutlaka ve o doğru yanı seven insanlara kızıp sövmek çok anlamsız bence. Eğer ciddi bir tenkit getirecek olan varsa getirsin, yok getiremiyorsa hiç bulaşmasın ama kendi kardeşlerimize sövüp durmayalım Allah aşkına.

AS
04.02.2009 17:48
#24

selamun aleykum

 

arkadaşlar geçenlerde hatta dün,bu konu iyice kafama takıldı,daha evvel bu başlığın tümünü okudum,özellikle reyhan kardeşimizin çok güzel açıklayıcı yazıları var,fakat bende bazılarız gibi mehmet akifin 'meshepsizmi ? muhtemelen' cevabından pek tatmin olmadım,belkide sahiplenme duygusuyla olmaz,olamaz,olmamalı dedim.(tabiki herşey mümkündür,olmaz diye birşey yoktur).

 

ve nihayet dün bir arkadaşım vasıtasıyla ilahiyat fakültesinde yar.doç.luk yapan bir hocamızın yanına gittik,diş dolgusundan,hoparlör meselesine ordan da akife kadar sordum.

 

akif mezhepsizmidir sorusunun yanıtına hayır dedi,ve reyhan kardeşimizin akiften yazmış olduğu şu şiiri okudu:

Doğrudan doğruya Kur'ân'dan alıp ilhamı,

Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm'ı

ve ekledi dediki bunu söylemesi meshepleri yok saydığı anlamına gelmez,gelmemeli.üstüne bişeler daha ekledi ekledi...son olarak akife meshepsiz denmesinin doğru olmadığını söyledi,meshepsiz diyenlerinde tövbe istiğfar etmesinin doğru olacağını ekledi.

 

bunları yazarken,amacım hocayı övmek her söylediği doğrudur demek değil yada akifi savunmak hiç değil,bunlar işin ehli olduğunu düşündüğümüz bir ilahiyatçının görüşleri,doğru yada yanlış ben sizle paylaşmak istedim,naklederken hata yaptıysam,sizlerden özür rabbimden mağfiret dilerim.

 

selametle

MU
04.02.2009 19:36
#25

Üstadın, Bir Adam Yaratmak piyesinde geçen şahane bir tespiti vardır. Der ki orada: “Tesadüflerin kim bilir nasıl ve nereden idare edilen son derece girift ve içinden çıkılmaz bir riyaziyesi vardır.”

Ahmed Davudoğlu’nun ‘Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri’ isimli Üstadın da önsöz yazdığı bir kitabı vardır. Epey zamandır almak istediğim bu kitap bugün elime geçti ve Üstadımız önsöz yazdığı için daha da kıymetli hâle gelen ve benim de din sahasında araştırma gayretinde olduğum mezhepsiz, reformist cenaha yönelik bir mahiyeti olan bu kitap, ne büyük tevafuk ve tesadüftür ki Üstadın Mehmet Akif’e değindiği bir cümleyi de barındırıyor. Üstadın önsözünü ileride tamamıyla paylaşacağım inşallah ama bu başlıktaki meselemizle ilgili olduğu için kısaca bir yeri iktibas etmek istiyorum:

 

<< İçten kırmak, eksiltmek, yontmak ve dıştan yapıştırmak, eklemek, yamamak... İşte, bugünkü varış noktalariyle, olanca tabiyeleri, reformcuların!.. Mehmed Akif’in – heyhât ki, o da kendini reformculara kaptıranlardandır – sandığı gibi: “Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı...” Değil de, yine aynı vezinle: “ İslam idrakine söyletmeliyiz asrımızı...” >>

 

***

 

Doğrudan doğruya Kur'ân'dan alıp ilhamı,

Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm'ı

 

Bir insan kimden besleniyorsa, fikriyat sistemi de ona göre şekillenecektir. Mehmet Akif’in bu mısraları, Abduh’tan ve Efgani’den aldığı reformculuk aşısının bir meyvesidir. Doğrudan doğruya Kurandan ilham almak demek, peygamber efendimizin hadislerini, mezhep imamlarımızın içtihatlarını görmezden gelmek demektir, ki reformu savunanlar da Kuranı kendileri yorumlamak sevdasına düştükleri için reformcudurlar, mezhepsizdirler. Kuranı yorumlayacak olan âlimler yüzyıllar önce yaşamışlar ve hiç kimsenin yetişemeyeceği yüksek makamlara kavuşarak doğru bir şekilde içtihat ederek, bizlere nasıl inanmamız gerektiğini bildirmişlerdir. İşte onları kabul etmeyerek, onlar artık asrımız için yeterli değil, Kuranı yeniden yorumlamalıyız kabilinden şeyler söylemek reformculardan çıkan hatalı görüşlerdir. Abduh’un, Efgani’nin fikir babaları da İbn-i Teymiyye’dir neticede. Baş reformcu. Maalesef Mehmet Akif de abduh’u ve Efgani’yi sevmiş, onların fikirlerini benimsemiş, hatta Abduh’tan tercüme yapacak kadar onlara bağlanmış olduğunu görüyoruz. Bunları söylemek, meseleye mercek tutmaktır arkadaşlar. Bu kendisini okumaya engel değildir bizim için, okuruz. Ama bu yönünün olduğunu da bilmeli ve mesela yukarıdaki mısralara benzer şiirlerinin de bu yöne dayalı olarak yazıldığını fark etmeliyiz. Ve bu yolu seçmekle hata yaptığını da söyleriz. Din meselesi, hayatımızın en önemli ve kıymetli meselesidir. Hayattaki gayemiz Allahın rızasına uygun yaşamak ve son nefeste imanlı gidebilmek. Doğru yolun sapık kollarından birine tabii olmak, tehlikeli. İslam âlimleri öyle buyuruyorlar. İtikat meselesi çok önemli. Ki bu mesele de itikat’a giriyor.

 

ve nihayet dün bir arkadaşım vasıtasıyla ilahiyat fakültesinde yar.doç.luk yapan bir hocamızın yanına gittik,diş dolgusundan,hoparlör meselesine ordan da akife kadar sordum.

 

akif mezhepsizmidir sorusunun yanıtına hayır dedi,ve reyhan kardeşimizin akiften yazmış olduğu şu şiiri okudu:

Doğrudan doğruya Kur'ân'dan alıp ilhamı,

Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm'ı

ve ekledi dediki bunu söylemesi meshepleri yok saydığı anlamına gelmez,gelmemeli.üstüne bişeler daha ekledi ekledi...son olarak akife meshepsiz denmesinin doğru olmadığını söyledi,meshepsiz diyenlerinde tövbe istiğfar etmesinin doğru olacağını ekledi.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, maalesef ülkemizde ilahiyat fakültelerinde benimsenen yol, ehl-i sünnet yolu değildir. İlahiyat (ve Diyanet İşleri de dahil) mezhepleri baz alan bir yapıda değil. Nasıl ki Diyanet, İbn-i teymiyye’yi mesnet olarak gösteriyorsa, İlahiyatlarda da doğru yolun sapık kollarının savunucuları kitaplara girmiş ve öğrencilere okutuluyor vaziyette. İlahiyatlarda ‘Dine Yeni Yaklaşımlar’ isimli bir ders bile var. Bir ilahiyat kitabını incelemiştim vaktinde. Bu durumda bir İlahiyat fakültesinde doçent olan, profesör olan bir kişinin Mehmet Akif’in bu mısralarını mezhepsizlik veya reformculuk olarak görmemesi tabiidir. Onlara göre böyle bir mısra yazmakta bir mahsur yoktur. Tabi ilahiyatla ilişkisi olan herkes bu görüşte değildir, bunların zararını bilen ve bunlardan korunmuş olan kimseler de vardır. Ben de bunu bilgi verme amaçlı yazıyorum sayın kardeşim. Din, ilahiyatların tekelinde değildir. İlahiyat fakülteleri, dini hakiki manada doğru olarak öğreten bir kurum da değildir maalesef. İlhamı doğrudan doğruya Kurandan almak, mezhepleri yok saymaktır. Mezhepleri yok saymak da mezhepsizliktir, ki doğru yolun sapık kollarından olanlar mezhepsiz olduklarını kendileri söylemektedirler Üstadın da bunlar hakkındaki yazılarında belirttiği gibi.

 

Diş dolgusu meselesine acaba yardımcı Doçent Bey ne dediler, rica etsem onu paylaşır mısınız?

HA
04.02.2009 20:08
#26

Diyanet değil, Cinayet yahut denaet işleri... Hz. Necip Fazıl (R.aleyh)

BU
04.02.2009 21:52
#27

Amiyane bir tabirle ''Kur'an dan ilham almak'' sözü neden hadisleri ve içtihadları göz ardı etmek olsun ki? Merkeze Furkan'ul Beyan'ı koymak ve ondan esinlenmek reformculuğun bir emaresi midir?

 

Aslında ciddi anlamda bu konulara girmek istemiyorum ama; söylenen sözle, neye niyet edildiğini de tam olarak analiz edemiyoruz diyebilirim.

 

Hayatının her evresinde Efendimizi (şiirlerinde, naatlarında, hutbelerinde) zikretmiş, onu mevzu bahis etmiş bir Akif'ten bahsediyoruz sevgili arkadaşlar, değil mi? Yani Peygamber Şairi diye anılan birisinden.

...

MU
04.02.2009 22:54
#28

Sayın büyükdoğu kardeşim,

Ehl-i sünnet alimleri buyuruyorlar ki:

"Kur’an-ı kerimi tam olarak yalnız Resulullah anlamıştır. Çünkü muhatabı Odur. Kur’an Ona gelmiştir. Ondan başkası tam anlayamaz. Onun için Allahü teâlâ buyuruyor ki:

(İnsanlara açıkla diye Kur’anı sana indirdik.) [Nahl 44]

 

İmam-ı Şarani hazretleri de buyuruyor ki:

Hadis-i şerifler, Kur’an-ı kerimi açıklar. Mezhep imamları, hadis-i şerifleri açıkladı. Diğer âlimler de, mezhep imamlarının sözlerini açıkladı. Namazların kaç rekat olduğunu rüku ve secdede okunacak tesbihleri, bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağını, zekat nisabını, orucun ve haccın farzlarını, hukuk bilgilerini, Peygamber efendimizin açıklaması olmadan Kur’an-ı kerimden anlamak mümkün değildir.

 

İmran bin Husayn hazretleri, (Bize yalnız Kur’andan söyle!) diyene, (Ey ahmak, Kur’an-ı kerimden her şeyi anlamak mümkün mü? Mesela namazların kaç rekat olduğunu bulabilir miyiz?) buyurdu.

Hazret-i Ömer’e de, (Farzlar seferde kaç rekat kılınır? Kur’anda bulamadık) dediler. Cevaben, (Allahü teâlâ bize Muhammed aleyhisselamı gönderdi. Biz, Kur’an-ı kerimde bulamadıklarımızı, Resulullahtan gördüğümüz gibi yapıyoruz. O, seferde dört rekatlık farzları, iki rekat olarak kılardı. Biz de öyle yaparız) buyurdu. (Mizan-ül-kübra)

Kur’an-ı kerimde, Resulullaha ve âlimlere uymamız emrediliyor. (Al-i İmran 31, Haşr 7, Nahl 43)

 

Peygamber efendimiz de, (Âlimlere tâbi olun) buyuruyor. (Deylemi)

**

 

Bir insanın neden Kurandan ilham alamayacağı bu yazılardan anlaşılır. Mehmet Akif'in şiirinde bu ifadenin nasıl kullanıldığına bakarsak, İslamı asrın idrakine söyletebilmek için doğrudan doğruya Kurandan ilham almanın ne demek olduğu da ortaya çıkar. Kurandan ilham alması gerekenler almıştır ve ortaya mezhepler çıkmıştır. Yeniden Kurandan ilham almak, mezhepleri es geçmek ve reformcu bir bakışa sahip olmaktır. Ki dediğim gibi, Abduh ve Efgani'nin de görüşleri bu yöndedir. Mehmet Akif de bu insanlardan beslendiği için bu görüşü benimsemiştir.

 

Mehmet Akif'in Peygamber efendimizi sevmesi, zikretmesi, ona şiirler yazması, hata yapmayacağı anlamına gelmez takdir edersiniz ki. Her Müslüman Peygamber efendimizi sever. Doğru yolun sapık kolları da sever, sevmiştir. Mesela bildiğiniz gibi Hamidullah'ın İslam Peygamberi isimli bir kitabı vardır (ki bu kitaptan Hayrettin Karaman "çok değerli bir eser" diye bahseder ki kitabın mahiyetini biliyoruz Üstadın bir yazısından) Yani bir insanın Peygamber efendimizi sevmesi, onun için şiirler, kitaplar yazması, yanlış bir yolu seçmiş olmasına engel değil gördüğümüz gibi. Ehl-i sünnete uyarsak, hakiki manada peygamberimize ve Kuran'a da uymuş oluruz.

BU
05.02.2009 01:06
#29

Reyhan kardeşim, iyi niyetinizden asla şüphem yoktur. Lakin; yinede merhum Akif'i reformcu adledemem/adletmem. Hatası/eksiği yoktur demiyorum kesinlikle, vardır çünkü beşerdir..

 

Bu konuyla alakalı son cevabımdır, çünkü başa döneceğiz ve bizlere faydası olmayacak. Yinede konuya olan ilginizi ve çabanızı takdir ettim.

...

05.02.2009 11:06
#30

<< İçten kırmak, eksiltmek, yontmak ve dıştan yapıştırmak, eklemek, yamamak... İşte, bugünkü varış noktalariyle, olanca tabiyeleri, reformcuların!.. Mehmed Akif’in – heyhât ki, o da kendini reformculara kaptıranlardandır – sandığı gibi: “Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı...” Değil de, yine aynı vezinle: “ İslam idrakine söyletmeliyiz asrımızı...” >>

 

Sayın Reyhan;

Edebiyat Mahkemeler'nde Üstad, Mehmet Akif'i çok güzel anlatmıştır. Babıali eserinde de Üstad'a milli marş için başvurduklarında, Üstad, Mehmet Akif'i işaret ederek böyle bir marşın yazıldığını belirtir ve ilk anda bu işe karşı durur. Daha sonra bu vesileyle Büyük Doğu Marşı çıkar. Nasıl ki Seyyid Kutup'ta Üstad ihtiyatlı olmuşsa, aynı ihtiyatla Mehmet Akif'e de yaklaşmış. Ama bunun yanında, sizin de belirttiğiniz gibi Akif'in bazı yanlış noktalarını da söylmekten çekinmemiştir. Abduh, Afgani gibilere yaklaştığı sertlikte yaklaşmamış üstad, Akif'e...

 

Fikirim;

Evet, Akif'in benim de katılmadığım ve dahası anlam veremediğim yönleri var. Mesela yaşadığı zamanı en mahrem noktalarına kadar çözememiştir. 'Ancak Bedrin asklanları bu kadar şanlı idi' gibi

mısrasını nasıl yorumlamak gerekir, beni zoralayan noktalardan biri.

İtikad meselesinde Abduh ve benzereleri gibi fikri olmuşmudur, duymadım. Bu yüzden ona karşı ihtiyadımı sürdürüyorom. Yoksa Reyhan kardeşimin söyledikleri ortada, doğrusu bunlar. Ama ihtiyat....

AS
05.02.2009 11:29
#31

selamlar,

 

öncelikle sayın reyhan kardeşim sizleri vakit bulursanız eğer,erzurum 'mustafa kemal'! üniv.sinin ilahiyat fakültesi bölümünü gezip dolaşmaya,hocalarla bir hasbihal etmeye davet ediyorum.siz bu duruma yetkin değilseniz bir yakınınıza sorunuz kendisi size erzurumdaki ortamla diğer bir çok üniv.arasındaki farkı söyleyecektir.şimdi kimse gülmesin ama burdaki uhuvvet başka hiç bir yerde yok,yada ben öyle düşünüyorum.yani demek istediğim hocalar size hoca-öğrenci ilişkisi içinde yaklaşmıyor,abi kardeş oluyoruz vesselam.

 

mehmet akif olayında size bazı sorular sormak istiyorum?

 

-acaba mehmet akif namaz kılarmıydı?

-cevabınız evet ise hangi mezhep imamına göre kılardı?

-eğer mezhep imamlarından birine uymuyorsa,nasıl kılardı,neye göre kılardı.?

 

şimdi müsadenizle diş dolgusu meselesini özetlemek istiyorum.

 

diş dolgusu bazılarının dediği gibi değildir.yani tam olarak öyle değil.dinimiz kolaylık dinidir,onu laçka yapmamak şartıyla,oysa bazı gruplar dişinde dolgu olan birinin,gusl abdesini,normal abdestini ve namazını imam malıkı meshebıne göre kılması gerektiğini savunuyor.çünkü bu üçünün bir bütün olduğunu dolayısıyla her üçünde de taklit yapılması gerekliliği vurgulanıyor,bizim hocaysa :) ömer nasuhi bilmen ilmihaline dayanarak şöyle diyor,eğer hanifi mezhebindeyseniz dişinizde dolgu var da bu hükmü bilmiyorsanız sorumlu değilsiniz,eğer hükmü biliyorsanız sadece abdest alırken bunu (gusl abdestide dahil) kalbinizden geçirmeniz yeterlidir,namazıda imam maliki mezhebine göre niyet ederek kılmanız gerekmez.

 

sayın reyhan kardeşim,ben size yada bir başkasına muhalefet etmek için bunları yazmıyorum,sadece başka bir kaynağın görüşlerini aktarıyorum ki,bahsettiğim hoca aynı zamanda üniv.camilerinden birinde imamlık yapmaktadır.yani ben sözüne itibar ediyorum,fakat gelin görünkü bunca farklılık,görüş ayrılığı beni huzursuz ediyor.ben şimdilik burda bitirmek zorundayım,yarın cumadan sonra tekrar görüşmek üzere selametle.

ama bahsettiğim gruplar gerçekten çok uç noktalarda yaşıyorlar.

 

neyse selametle.

05.02.2009 13:29
#32
selamlar,

 

öncelikle sayın reyhan kardeşim sizleri vakit bulursanız eğer,erzurum 'mustafa kemal'! üniv.sinin ilahiyat fakültesi bölümünü gezip dolaşmaya,hocalarla bir hasbihal etmeye davet ediyorum.siz bu duruma yetkin değilseniz bir yakınınıza sorunuz kendisi size erzurumdaki ortamla diğer bir çok üniv.arasındaki farkı söyleyecektir.şimdi kimse gülmesin ama burdaki uhuvvet başka hiç bir yerde yok,yada ben öyle düşünüyorum.yani demek istediğim hocalar size hoca-öğrenci ilişkisi içinde yaklaşmıyor,abi kardeş oluyoruz vesselam.

 

mehmet akif olayında size bazı sorular sormak istiyorum?

 

-acaba mehmet akif namaz kılarmıydı?

-cevabınız evet ise hangi mezhep imamına göre kılardı?

-eğer mezhep imamlarından birine uymuyorsa,nasıl kılardı,neye göre kılardı.?

 

şimdi müsadenizle diş dolgusu meselesini özetlemek istiyorum.

 

diş dolgusu bazılarının dediği gibi değildir.yani tam olarak öyle değil.dinimiz kolaylık dinidir,onu laçka yapmamak şartıyla,oysa bazı gruplar dişinde dolgu olan birinin,gusl abdesini,normal abdestini ve namazını imam malıkı meshebıne göre kılması gerektiğini savunuyor.çünkü bu üçünün bir bütün olduğunu dolayısıyla her üçünde de taklit yapılması gerekliliği vurgulanıyor,bizim hocaysa :) ömer nasuhi bilmen ilmihaline dayanarak şöyle diyor,eğer hanifi mezhebindeyseniz dişinizde dolgu var da bu hükmü bilmiyorsanız sorumlu değilsiniz,eğer hükmü biliyorsanız sadece abdest alırken bunu (gusl abdestide dahil) kalbinizden geçirmeniz yeterlidir,namazıda imam maliki mezhebine göre niyet ederek kılmanız gerekmez.

 

sayın reyhan kardeşim,ben size yada bir başkasına muhalefet etmek için bunları yazmıyorum,sadece başka bir kaynağın görüşlerini aktarıyorum ki,bahsettiğim hoca aynı zamanda üniv.camilerinden birinde imamlık yapmaktadır.yani ben sözüne itibar ediyorum,fakat gelin görünkü bunca farklılık,görüş ayrılığı beni huzursuz ediyor.ben şimdilik burda bitirmek zorundayım,yarın cumadan sonra tekrar görüşmek üzere selametle.

ama bahsettiğim gruplar gerçekten çok uç noktalarda yaşıyorlar.

 

neyse selametle.

 

Diş mevzuunda verdiğiniz bilgiler oldukça noksan. Hatta yanlış anlaşılmaya bile vesile olcak şekilde. Abdest alırken kalbimizden neyi gecirecez? Hanifilere göre bu durumda yararlanılması gereken mezhep sizce hangisi, Şafi mi, Hanbeli mi? Ayriyetten vakit abdestlerinde de diş dolgusu ile ilgili niyetleri de aklımızdan mı gecirecez, yada sadece gusulde geçerli değil mi, niyet? Hem niyet nasıl olcak? Sizin söylediğinizi uygulayanlar yanılırlar gibi geliyor bana...

 

Dua ile...

MU
05.02.2009 13:34
#33

Mevzuu (diş dolgusu) ile alâkalı olduğu için Abdulhakim Arvasi hazretlerinin Rabıta-i Şerife kitabından Üstadın sadeleştirmesini ekleyelim:

 

http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=206

 

mehmet akif olayında size bazı sorular sormak istiyorum?

 

-acaba mehmet akif namaz kılarmıydı?

 

-cevabınız evet ise hangi mezhep imamına göre kılardı?

 

-eğer mezhep imamlarından birine uymuyorsa,nasıl kılardı,neye göre kılardı.?

 

Kıymetli kardeşim,

 

Mehmet Akif'in namazını hangi mezhebe göre kıldığını bilmiyorum. Mesele bundan öte, sorulan bir sual üzerine Mehmet Akif'in hatalı bir yönünü işaret etmek. İhtiyat mevzuunda da arkadaşlarımız haklıdırlar. Ki mesele Mehmet Akif'ten de öte, doğru yolun sapık kollarına bir şekilde kapı açanların nasıl bir fikir muhtevasına sahip oldukları üzerinde de durmaktadır.

 

Selam ve saygıyla

AY
05.02.2009 13:53
#34

Allah'ın Kitab'ından Ayrılmamak

 

 

Şu anda elimizde orijinal tek Kutsal Kitap Kur'ân'dır. Kur'ân; insan ve yaşa­dığı toplumla ilgili mükemmel hükümler ihtiva eden Allah'ın kelâmıdır. Hz. Mû-sâ'ya verilen Tevrat'tan günümüze kadar komple hayat tarzını açıklayan, Kur'ân dışında ikinci bir Kitap göremiyoruz. İncil'de Peygamberlerin hayatı ve Zebur'da hikmetli sözler bulunmaktadır.

 

Kur'ân'ın farkı; çok değişik olarak dizayn edilmesi, hayatın bütün yönlerini ihtiva etmesi ve kıyamete kaöar taklid edilemez ve değişmez/son Kitap olması. Müs­lümanlar Rasûlullah (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) döneminde olduğu gibi onu anlayarak o-kumalı, üzerinde konuşmalı ve hayata hakim kılmalıdırlar.

 

Allah Teâlâ buyurdu:

 

"Allah'ın size ulaşan (kurtarıcı) ipine/Kur'ân'a sımsıkı yapışın ve parçalanıp bölünmeyin! Allah'ın verdiği (her türlü) nimeti hatır­layın;

 

Hani siz birbirinizin düşmanlarıydınız da Allah kalplerinizi uzlaştırdı ve O'nun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz.

 

Ateş çukurunun kıyısındaydınız da Allah sizi oradan kurtardı.

 

Hidâyeti bulaşınız diye Allah size âyetlerini böyle açıklar..." (ÂIü İmrân 3/103).[2]

 

 

 

1/279- Yezid b. Hayyân et-Teymî anlatıyor:[3]

 

(Arkadaşlarımdan) Husayn b. Sebra ve Ömer b. Müslim ile birlikte Zeyd b. Erkam'a (Radıyaiiaha anh) gittik. Yanına oturur oturmaz Husayn şöyle dedi:

 

ıEy Zeyd! Sen gerçekten büyük hayırlara nail oldun; Rasûlullah'ı (Saiialiaha aleyhi ve seiiem) gördün, hadisini {yani sözlerini) dinledin, onun safında (kâfirlere karışı) savaştın ve onunla birlikte namaz kıldın. Sen gerçekten bü­yük hayırlara nail oldun. Ey Zeyd, bize Rasûlullah'tan (Saiialiaha aleyhi ve seüem) duyduğun şeyleri naklet!..'' Zeyd b. Erkâm (Radıyaiiahuanh) dedi ki:

 

'Ey Kardeşimin oğlu, vallahi yaşım ilerledi, vaktim geldi ve Rasûlullah'tan duyup ezberlediğim bazı şeyleri unuttum. Size anlattığım kadarıyla kabul edin, bunun dışında beni fazla zorlamayın!

 

Bir gün Rasûlullah bize, Mekke ile Medine arasındaki Hum denilen su kenarında konuşma yaptı. Sözlerine Allah'a hamd ve sena ederek başladı, nasihat etti, bazı şeyleri hatırlattı ve sonra şöyle buyurdu:

 

"Ey insanlar, dikkat edin! Ben, kendisine neredeyse aziz ve celil olan Allah'ın elçisi (yani ölüm meleği) gelecek ve onu kabul edecek yaşta bir kişiyim. Size iki sorumluluk bırakıyorum;

 

Birincisi, içinde hidayet ve nûr olan Allah'ın Kitab'ıdır. Allah Teâlâ'nın Kitab'ına tutunun, iyi yapışın!" dedi, ona sahip olmaya teşvik etti ve sözle­rine şöyle devam etti:

 

"İkinci olarak da Ehl-i beytime sahip çıkın! Ehl-i beytimin hakları konusunda size Allah'ı hatırlatırım... Ehl-i beytimin hakları konusunda size JUbh'ı hatırlatırım... Ehl-i beytimin hakları konusunda size Allah'ı hatırlatı-

 

Husayn, Zeyd b. Erkam'a dedi ki:

 

'Ey Zeyd' Rasûlullah'ın Ehl-d beyti kimdir, onun hamsindeki eşleri nü?' Zeyd: 'Eşleri Ehl-i beyttendir, fakat (onlarla birlikte) kendisine sadaka/zekât

 

;i haram olan diğer akrabaları da Ehl-i beyttendir.' 'Onlar kim?'

 

'Ali, Akîl, Ca'fer ve Abbas soyundan gelenler...' "Onların pepsine mi sadaka/zekât vermek haram kılındıT 'Evet...'[4]

 

 

 

2/280- Ebû Saîd el-Hudrî'den (Radıyaiiahu anh):[5]

 

Rasûlullah (Saiiaiiaha aleyhi ve seikm) şöyle buyurdu:

 

"Sîze iki ağır (emânet) bırakıyorum; Onlardan biri diğerinden daha

 

O da gökten yere uzanmış bir ip (kurtarıcı) olan Allah'ın Kitab'ıdır.

 

(İkincisi,) Ehl-i beytimden yakın akrabalarıma karşı (sorumluluk ikisi benimle (cennetteki) havzın başında buluşuncaya kadar hiç ayrılmayacaklardır."[6]

 

 

 

3/281- Haris b. Abdullah el-A'ver'den:[7]

 

Mü'minlerin emîrine gidip, akşam[8] duyduğumu/duyduklanmı[9] sormayı tasarladım ve yatsıdan sonra gidip yanma girdim. (Rivayetin devamını zikretti...)

 

Sonra Mü'minlerin Emîri (Hz. Ali)[10] (RadıyaiiaManh) dedi ki:

 

Rasûlullah'ın (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiemj şöyle dediğini işittim:

 

"Bana Cibril geldi ve:

 

'Ey Muhammed, senden sonra ümmetin ihtilâfa düşecektir' deyince sordum:

 

"Ey Cibril, kurtuluş nerede?" Cibril (Aieyhisseiâm):

 

'(Kurtuluş) Allah Teâlâ'nın Kitab'ıdır, ki Allah onunla her zor­banın belini kırar, kim ona yapışırsa kurtulur ve kim de onu terk ederse iki kere[11] helak olur. Onun kelâmı (ihtilâflar için) çözüm­dür. O kendisiyle eğlence yapılan bir kitap değildir. İnsan dilleri onun gibisini tasarlayamaz, yapamaz ve onun enterasan (tavsiye­leri) tükenmez. Onda sizden öncekilerin haberleri bulunur, o ara­nızdaki ihtilaflar için kesin çözümdür. Sizden sonra olacak haberler de onda bulunur...'[12]

 

[2] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/2.

[4] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/2-5.

[3] Sened:

 

Sahih: Misned, IV/366-367, H.no: 19162; Benzer rivayet için bk. IV/371, H.no: 19209: ıiBteısMt Pczâilü's-sahâbe, 36-37; Timıizî, Menâkıb, 31, H.no: 3788 (Tirmizî, hadisin "hasen-g0t&r oUağunu belirtti: ziyadesi ile hem Zeyd hem de Ebû Saîd el-lhin*den (Kadiyallahü anh) nakledilmiştir); Dârimî, Fezâilü'l-Kur'ân, 1, H.no: 3319; Nesâî, «mmumm-l-kübrâ, V/45, 51, 130, H.no: 8148, 8175, 8464; İbn Huzeyme, IV/62, H.no: 2357; ..İfctffc Hmmeyd, s.114, H.no: 265; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, 111/66, H.no: 2681; V/166, 182-183, 186, H.no: 4969, 4980-4981, 5025, 5027, 5040; Hâkim, III/118, 160-161, 4S76 (Hâkim, hadisin Buhârî ve Müslim'in şartına/râvisine uygun olarak sahih olduğu iefanş. Zehebî ise sükût etmiştir), 4711 (Hâkim, bu rivayetin ise Buhârî ve Müslim'in pHBMftâvisine uygun olarak isnadının sahih olduğunu belirtmiş. Zehebî ise muvafakat etmiş-Btkyfcakî, es-Sünenü'l-kübrâ, VII/30; X/113.

 

Heysemî hadisin bir kısmının Sahih'te, kısmının da Tirmizî de nakledildiğini, senedlerinde zayıf olan Hakîm b. Cübeyr'in bulunduğunu söyler. Mecma', K/163-164;

 

Hadisin şâhidleri:

 

a-Huzeyfe b. Esîd el-Gıfârî'den (Radıyallahü anh) nakledilen hadis biraz önce metnine verdiğimiz rivayet gibidir. Bk. Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, 111/67, 180, H.no: 2683, 3052; Heysemî, hadisi Taberânî'nin naklettiğini, senedinde Zeyd b. Hasan el-Enmâtî'nin bulundu­ğunu, Ebû Hâtim'in bu râvi hakkında "münkeru'l-hadis" dediğini, İbn Hıbban'ın sika saydı­ğını, diğer râvilerinin ise sika olduklarını belirtir. Bk. Mecma', K/164-165;

 

b-Ebû Saîd el-Hudrî'den (Radıyallahü anh) müstakil rivayeti için bir sonraki 2/280. ha­dise bk.

 

c-Câbir'den (Radıyallahü anh) şahidi için bk. Tirmizî, Menâkıb, 31, H.no: 3786 (Fakat bu rivayette Veda Haccında arefe gününde Kasvâ isimli devesinin üzerinde insanlara hitap ederken söylediği ifade ediliyor).

 

Bu hadis 904/10313.hadisiıı ekinde tekrar edilecektir.

 

[5] Sened:

 

Sahih:Müsned, HI/14, H.no: 11046 Benzer rivayet için bk. 111/26, H.no: 11154; 111/59, H.no: , H.no: 11073 Hadisin lafzı şöyledir:

 

(Allah katına) çağrılma ve ona icabet etme vaktim yaklaştı. Size iki ağır (e-•mâmmşı tanıtıyorum. (Biri) aziz ve celil olan Allah'ın Kitab'ı (Kur'ân), (diğeri de) neslim. 'MtâCm Btab'ı semadan yeryüzüne uzatılmış/sarkıtılmış bir (kurtuluş) urganıdır. Neslim ise aülkammdir. Latif ve Habîr olan (Allah) bana haber verdi ki: "Bu ikisi Havz'da bana ula-.p—p» hmdar birbirinden asla ayrılmayacaklar. " Bu ikisi hakkında ümmetimin ardımdan ne .liUfcmsfaf edeceklerine bir bakın!"

 

A* EbîŞeybe, VI/133, H.no: 30081; İbnü'1-Ca'd, Müsned, s.397, H.no: 2711; Ebû »292, 303, 376, H.no: 1021, 1027, 1140; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, 111/65, H.no: JKHfe S-Mu'cemü'l-evsat, IH/374, H.no: 3439; IV/33, H.no: 3542; el-Mu'cemü's-sağîr, P"*"» 232, H.no: 363, 376; Heysernî: "Taberânî Evsafında rivayet etti. İsnadında hakkında liillüüif aâflen râviler bulunmaktadır" der. Bk. Mecma', IX/163.

 

Hafis, Atıyye el-Avtî ve Ebû İsrâîl İsmail b. Ebû İshâk el-Mülâî sebebiyle hasendir. IMnkı» rivayetlerinin senedinde Muhammed b. Talha da vardır.

 

Anyye b. Sa'd b. Cünâde Ebu'l-Hasen el-Avfî el-Cedelî el-Kûfî (v. 111/729) hakkında İm Ifaoer "Saduktur, çok hata yapar, Şîî ve miidellisti" der. Bk.Takrîb, Trc.no: 4616; Zehebî ıık: "Jayıf saydılar" der. Bk.Kâşif, Trc.no: 3820. Onun Şîî oluşu Hz.Ali sevgisinden başka bir p» ârgfldir. Ahmed b. Hanbel'in Fezâilü's-sahâbe isimli eserinde Hz.Ebû Bekir ve Ömer'in ri ile ilgili Atıyye'nin rivayetlerini görmek mümkündür.

 

"Her peygamberin gökyüzü ehli ve yeryüzü halkı için ikişer veziri vardır. Benim se­madaki vezirlerim Cebrail ve Mikâil (Aleyhimesselâm), yeryüzündeki vezirlerim ise Ebû Be­kir ve Ömer'dir (Radtyallahü anhiimâ)"

 

"Yüksek derece sahibi (cennetlikler) onları (ılliyyîni) hemen altlarında görecekler. Tıpkı semânın ufuklarında doğan yıldızları gördüğünüz gibi. Ebû Bekir ve Ömer de onlardan­dır ve nimete nail olacaktır."

 

Bk. Fezâilü's-sahâbe, İlk hadis: 1/164, H.no: 152; İkinci hadis: 1/168-171, H.no: 162, 164, 166-169; Dârimî bir, Tirmizî otuz iki, Ebû Dâvûd on üç, İbn Mâce yirmi dört ve Ahmed b. Hanbel seksen rivayetini nakleder. Tirmizî hadislerinin bir kısmını "hasen", bir kısmını da "hasen-sahih" saymıştır. "Hasen" saydığı rivayetler için bk. Sünen, Salât, H.no: 477; Cum'a, H.no: 551-552; Ahkâm, H.no: 1329; Fiten, H.no: 2174; Zühd, H.no: 2351; Sıfatü'l-kıyâme, H.no: 2431, 2440; Sıfatü'l-cenne, H.no: 2523; Sıfatü cehennem, H.no: 2590... "Hasen-sahih" saydığı rivayetler için bk. Sünen, Birr, H.no: 1955; Zühd, H.no: 2381; Sıfatü'l-cenne, H.no: 2524-2535, 2558; Sıfatü cehennem, H.no: 2574... Heysemî, Atıyye'nin Yahya b. Maîn tara­fından sika, diğer âlimlerce de az bir zafiyetle zayıf sayıldığım belirtir. Bk. Mecma', 1/270. Bennâ da Atıyye hakkındaşunları nakleder. Hulâsa'da: "Sevrî, Hüşeym ve İbn Adiy zayıf; Tirmizî ise hadislerini hasen sayar" denilirken Tehzîb'de: "Ebû Hatim ve İbn Sa'd: "Zayıflı­ğına rağmen hadisleri yazılır" dedikleri" kayıtlıdır." Bk.Bülûğu'l-emânî, XXII/105.

 

Ebû İsrâîl İsmail b. Ebû İshâk Halîfe el-Mülâî el-Absî (v. 169/785) ise zayıftır. Bu zât için Ahmed Muhammed Şâkir 1/120, H.no: 974.hadisin tahricinde "zayıftır" der. Heysemî'nin bu râviye değinmediğini (bk. Mecma', 1/230), bu sebeple de büyük bir hataya düştüğünü, Ebû İsrail'in sahih hadis ricalinden olmadığını belirtir. İbn Hacer: "Saduktur, hafızası/ezberi kötü­dür, Şiîlikte aşırı gittiği iddia edilir (gulat-ı şia)" der. Bk.Takrîb, Trc.no: 440; Zehebî ise: "za­yıf sayıldı" der. Bk.Kâşif, Trc.no: 370. Tirmizî ve Dârimî bir, İbn Mâce üç, Ahmed b. Hanbel ise on üç rivayetini nakleder. Tirmizî bu zât hakkında: "Hadis âlimlerine göre kuvvetli biri değildir" der. Bk.Sünen, Salât, H.no: 198;

 

Muhammed b. Talha b. Musarrif (v. 167/783) hakkında ise İbn Hacer: "Saduktur, hatala­rı vardır.Yaşının küçüklüğü sebebiyle babasından duyduğu hadisleri münker saydılar" der. Bk.Takrîb, Trc.no: 5982; Zehebî ise: "Nesâî'nin kuvvetli değildir", İbn Maîn'in "hadisinden sakınılır, (bir keresinde de "zayıftır")", Ebû Zür'a ve diğer âlimlerin ise "saduktur" dediklerini nakleder. Bk.Kâşif, Trc.no: 4925. Bu râvinin rivayetlerinden dördünü Buhârî, üçer tanesini Müslim, Tirmizî, İbn Mâce ve Dârimî, birini Ebû Dâvûd, yirmisini Ahmed b. Hanbel nakle­der. Tirmizî hadisi için "hasen-sahih" hükmü verir. Bk.Sünen, Salât, H.no: 181;

 

Fakat hadis şâhidleri ile sahih li gayrihi olur.

 

a-Câbir b. Abdullah'tan (Radıyallahü anh) şahidi:

 

Tirmizî, Menâkıbj 31, H.no: 3786 (Tirmizî, hadisin "hasen-garib" olduğunu belirttik­ten sonra bu konuda Ebû Zer, Ebû Saîd, Zeyd b. Erkam ve Huzeyfe b. Esîd'den (Radıyallahü anh) de rivayetlerin bulunduğunu ifade eder.)

 

b-Zeyd b. Erkam'dan (Radıyallahü anh) şahidi için bir önceki 1/279.hadise bk.

 

c-Zeyd b. Sâbit'ten (Radıyallahü anh) şahidi:

 

Bk. Müsned, V/181-182, H.no: 21470; V/189-190, H.no: 21547 (Bu rivayetler de hasendir. Çünkü, Şerîk ve Kasım b. Hassan el-Âmirî isimli râviler, İclî, İbn Hıbbân ve İbn Şahin tarafından sika, Buhârî tarafından da meçhul addedilmiştir); Taberânî, el-Mu'cemü'l-iebîr, V/154, H.no: 4923; Suyûtî, Taberânî'ye nisbet ettiği Zeyd b. Sâbit'in (Radıyallahu anh) naklettiği hadis için "sahih" işareti koymuştur. Bk.el-Câmiu's-sağir, H.no: 2631. Münâvî ise Heysemî'nin "hadisin ricalinin sika olduklarını" söylediğini naklettikten sonra, Ebû Ya'lâ tarafından da beis bulunmayan bir isnadla nakledildiğini, Hafız Abdülaziz b. el-Ahdar'ın "Bu hâdisenin Veda Haccında gerçekleştiğini, İbnü'l-Cevzî gibi bunun mevzu olduğunu iddia edenlerin hataya düştüğünü"; Semhûdî'nin "bu hususta hadis rivayet edenlerin sayısının yir­miyi aştığını" söylediğini belirtir. Bk.Feyzu'l-Kadîr, 111/19-20. Heysem! hadisi Ahmed b. HanbePe nisbet ederek isnâdımn ceyyid olduğunu söyler. Mecma', IX/162-163; Bennâ hadisi Taberânî ve Ebû Ya'lâ'nm da naklettiğine işaret eder. Bk.Bülûğu'l-emânî, XXII/104-105.

 

Zeyd b. Sâbit'ten (Radıyallahu anh) gelen bu rivayet 906/10315.hadiste zikredilecektir.

 

d-Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu anh) şahidi:

 

Heysemî hadisi Bezzar'a nisbet ederek isnadında zayıf olan Salih b. Mûsâ et-Talhî'nin bulunduğunu söyler. Mecma', IX/163; d-Hz.Ali'den (Radıyallahu anh) şahidi:

 

Bezzâr, ffl/89, H.no: 864; Heysemî isnadında zayıf olan Hâris'in bulunduğunu söyler. Mecma \IX/163;

 

Ebû Saîd el-Hudrf nin (Radıyallahu anh) bu rivayeti 907/1031 ö.hadiste tekrar edilecektir.

 

[6] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/5-7.

 

[7] sened:

 

Zayıf: Müsned, 1/91, H.no: 704; Tirmizî, Fezâilü'l-Kur'ân, 14, H.no: 2906 (Tirmizî, hadisin isnadının meçhul olduğunu Haris hakkında bazı tenkidlerin bulunduğunu belirtir); Tirmizî'deki lafız şöyledir:

 

Haris b. Abdullah el-A'ver: " Bir gün mescide girdim. Bir de baktım ki insanlar bir takım sözlere/hikâyelere dalmışlar. Bunun üzerine Hz.Ali'nin huzuruna çıkıp: "Ey mü'min­lerin emîri! Halk bazı sözlere/hikâyelere dalmışlar, ne dersin/buyurursun? dedim. "Gerçekten böyle mi yapmışlar?" deyince ben de "evet" cevabını verdim. O da: "Allah Rasûlü'nün şöyle buyurduğunu işittim: "Dikkât edin! Yakında bazı fitneler olacak" dedi. "Peki, bundan kurtu­luş yolu nedir?" soruma ise şu cevabı verdi: ... Hadisin benzerini rivayet etti." Ayrıca bk. Dârimî, Fezâilü'l-Kur'ân, 1, H.no: 3334-3335.

 

Zehebî, "Haris b. Abdullah el-A'ver el-Hemdânî, şîîdir. Hadiste "leyyin" sayılır. Nesâî, kuvvetli olmadığını söyledi" der. Bk.Kâşif, Trc. no: 859; İbn Hacer ise "Şa'bi, bu râvinin görüşünü yalanlamıştır, Rafızî olmakla suçlanmıştır. Hadisinde zayıflık vardır" der. Bk.Takrîb, Trc. no: 1029.

 

[10] Bu zatın Hz.Ali (Radıyallaha anh) olduğu Tirmizî'deki rivayetten anlaşılıyor. Ayrıca Ahmed b. Hanbel bu hadisi Hz.Ali'nin (Radıyallahü anh) müsnedi/hadisleri içinde naklediyor.

DE
05.02.2009 14:43
#35

bir süredir bazı başlıkları özellikle takip ediyorum site içerisinde... bu başlıkların ortak özellikleri 'islami çizgide tanınan bazı isimlerin eleştirilmesi'...

ama özellikle hemen hemen hiç bir başlıkta yorum yapmadım. açıkcası yapılan yorumların yüzde doksanını da hayretler içerisinde okudum... acımasızca eleştirler yapılıyor dahası bu eleştri dozunu karalamaya kadar götüren yorumlar var.

canımı en çok sıkansa şu, burada içimizde belki bir iki kişi vardır bilemiyorum onları tenzih ederim, islam adına konuşma daha doğrusu konuşmaktan ziyade kendi fikriyle kafaları bulandırma yoluna giden bazı yorumlar görüyorum... arkadaş, kimsin sen! bir konu hakkında bilgi almak isteniyorsa tarihi belgeler işte ortada, sadece tarihi belgeler değil, günümüzdeki bir çok insan için de yorumlar yapılıyor, işte kayanaklar videolar yazılar vs.

amaaaaaa dikkat!!!! konuşulan isimler sonuçta bu dine hizmet eden ve alim sıfatına yakın isimler ya da ciddi yazarlar çizerler.... başka forumlara bakın.. necip fazıl için 'belgelerle' konuşulan çok olumusz yazılar da var.. yok mu? noluyoruz arkadaşlar... kendi içimizde bu kadar bölünmek parçalanmak niye? her denilene inanıp yorumlamak niye.. bir çoğumuz çok genciz.. kanlarımız deli akıyor anlıyorum fakat biraz nefes almak lazım yahu... bu kadar hızlı koşmamk lazım, okuduğumuz iki kitaplla kendimizi 'bir halt' bilmek ve ahkam kesmek bizi sadece küçük düşürür...

hangimiz bu kadar eleştirdiğimiz insanlar kadar bu dine bu vatana hizmet etmişiz???

 

sözlerim meclisten dışarı.. herkes payına düşeni alır,ben de dahil.... aman dikkat... ayaklar kaymaya çok meyilli....

EH
05.02.2009 16:27
#36

Ayvaz kardeşim Ehl-i Beyt-i Rasulullah-u Teala Aleyhisselam konusuna girmişsin, evet dediğin gibi Ezvacıda ehl-i beyte dahildir, ama soyunu devam ettiren Al-i Abadır ve Haseneyndir, suan Ehli beytten sadece Haseneynin Radıyallahu Teala Anhuma soyu devam etmektedir, suan için ehli beyt Seyyidler ve Şeriflerdir.Ehl-i Beytin en büyüğüde alimlerce Al-i Abadır vesselam, o yüzden ehl-i beyt denilince Hz.Aliyyel Murteda, Hz.Fatımetüzzehra, Hz. Hasenul Mucteba ve Hz. Huseynuş Şehid Aleyhimurrıdvan hazaratı anlaşılmaktadır.Şuanda Al-i Abanın soyu devam etmektedir.

AY
05.02.2009 16:38
#37

اَلإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً أفْضَلُهَا قَوْلُ لاَ إِلهَ إِلاَّاللَّهُ وَأدْنَاهَا إِمَاطَةُ اْلأذَى عَنِ الطَّرِيقِ وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ اْلإِيـمَانِ

 

İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır.

 

Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58.

 

مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أضْعَفُ اْلإِيـمَانِ

 

Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.

 

Müslim, Îmân, 78; Ebû Dâvûd, Salât, 248.

 

 

 

اَلْمُسْلِمُ أخُو الْمُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ مَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

 

Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n kusurunu) örter.

 

Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.

 

إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأمْوَالِكُمْ وَلـكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأعْمَالِكُمْ

 

Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.

 

كَافِلُ الْيَتِيمِ لَهُ أوْ لِغَيْرِهِ أنَا وَ هُوَ كَهَاتَيْنِ فيِ الْجَنَّةِ وَأشَارَ بِالسَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى

 

Peygamberimiz işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek: “Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yanyanayız” buyurmuştur.

 

Buhârî, Talâk, 25, Edeb, 24; Müslim, Zühd, 42.

 

 

 

كُلُّ ابْنِ آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ

 

Her insan hata eder.

 

Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir.

 

53 - Yezid İbnu Erkam (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: " Size, uyduğunuz takdirde benden sonra asla sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum. Bunlardan biri diğerinden daha büyüktür. Bu, Allah'ın Kitabı'dır. Semâdan arza uzatılmış bir ip durumundadır. (Diğeri de) kendi neslim, Ehl-i Beytim'dir. Bu iki şey, cennette Kevser havuzunun başında bana gelip (hakkınızda bilgi verinceye kadar) birbirlerinden ayrılmayacaklardır. Öyleyse bunlar hakkında, ardımdan bana nasıl bir halef olacağınızı siz düşünün"

 

Tirmizî, Menâkıb 77, (3790).

 

55 - Mikdâm İbnu Ma'dîkerib (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Haberiniz olsun, rahat koltuğunda otururken kendisine benim bir hadisim ulaştığı zaman kişinin: "Bizimle sizin aranızda Allah'ın kitabı vardır. Onda nelere helâl denmişse onları helâl biliriz. Nelere de haram denmişse onları haram addederiz" diyeceği zaman yakındır. Bilin ki, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın haram kıldıkları da tıpkı Allah'ın haram ettikleri gibidir"

 

Ebu Dâvud, Sünne, 6, (4604); Tirmizî, İlm 60, (2666); İbnu Mace, Mukaddime 2, (12).

 

59 - İbnu Mes'ud (radıyallahu anh)'un şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Muhakkak ki, en güzel söz Allah'ın kitabıdır. En güzel yol da Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'in yoludur. İşlerin en kötüsü de dine aykırı olarak sonradan çıkarılanıdır. Size vâdedilen mutlaka yerine gelecektir. Siz Allah'ı aciz bırakamazsınız."

 

Buhârî, İ'tisam 2, Edeb 70.

 

 

 

 

914 - İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana:

 

" Kur'ân'ı bana oku!" dedi. Ben (hayretle):

 

"- Sana indirilmiş bulunan Kur'ân'ı mı sana okuyayım?" diye sordum. Bana:

 

" Evet, ben onu kendimden başkasından dinlemeyi seviyorum!" dedi.

 

Ben de ona Nisa süresini okumaya başladım. Ne zaman ki, "Her ümmete her şâhid getirdiğimiz ve ey Muhammed, seni de bunlara şâhid getirdiğimiz vakit durumları nasıl olacak?" mealindeki âyete (41. âyet) geldim.

 

" Dur!"dedi. Durdum ve dönüp Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a baktım. Bir de ne göreyim, iki gözünden de yaşlar akıyordu."

 

Buharî, Fedâilu'l-Kur'ân 32, 33, 35; Müslim, Musâfırin 247, (700); Tirmizî, Tefsir, Nisa, (3027, 3028); Ebü Davud, İlm 13, (3668).

AY
05.02.2009 16:43
#38
Ayvaz kardeşim Ehl-i Beyt-i Rasulullah-u Teala Aleyhisselam konusuna girmişsin, evet dediğin gibi Ezvacıda ehl-i beyte dahildir, ama soyunu devam ettiren Al-i Abadır ve Haseneyndir, suan Ehli beytten sadece Haseneynin Radıyallahu Teala Anhuma soyu devam etmektedir, suan için ehli beyt Seyyidler ve Şeriflerdir.Ehl-i Beytin en büyüğüde alimlerce Al-i Abadır vesselam, o yüzden ehl-i beyt denilince Hz.Aliyyel Murteda, Hz.Fatımetüzzehra, Hz. Hasenul Mucteba ve Hz. Huseynuş Şehid Aleyhimurrıdvan hazaratı anlaşılmaktadır.Şuanda Al-i Abanın soyu devam etmektedir.

 

Doğrudur kardeş ben pek bilemiyorum. Bilmem onlara yardım edebilirmiyim. Lakin yukarıda geçen hadislerin birinden baya etkilendim. Bir yetime yardım etmeye keşke gücüm yetse...

NE
05.02.2009 22:47
#39

Selamun Aleyküm arkadaşlar…

 

Fikir alışverişinde bulunmak bir yere kadar isabetlidir. Ancak bana göre bu konular oldukça hassas ve yarım yamalak bilgilerle veya okunulan bir iki kitap dahilinde değerlendirilmemesi gereken meseleler. Böyle bir başlık altında yalnızca çeşitli iktibaslar yaparak, konuda yetkin kişilerin görüşlerini birbirimize aktararak zihinlerimizdeki soru işaretlerini giderelim. Daha ileri gidilirse tehlikeli olabileceğini düşünüyorum.

 

Alıntılar hariç aranızda Afgani okuyan var mı merak ediyorum? Öyle derinlemesine yorumlar yapılmış ki… Bir Urvetu’l Vuska’ya dokunananız? Kalbinin kirleneceğini öne sürenleri biliyorum. Fazlasıyla ak ve pak ki o kalpler, Mehmet Akif’in mezhepsiz olabileceğini dahi tasdik etmeye hazır durumda… Ben de Afgani okuyorum. Abduh ve Reşit Rıza’ya Allah’tan rahmet diliyorum. Ve İslam’a yaptıkları hizmetten, ömürlerini bu uğurda harcadıklarından dolayı Allah hepsinden razı olsun diyorum. (Mezhebime ne oldu şimdi?) Ve herkesi bu güzel insanları doğru tanımaya ve okumaya çağrıyorum... (Sitede 'sapık'lar türedi, eyvah!) Diğer yandan Akif’in mezhebi nedir, var mıdır ki acaba diye düşünebiliyorsanız, Afgani okuyup onun hangi fikirlerini benimseyip benimseyemeyeceğinizi de akledebilirsiniz sanıyorum. Bunun için hiç kimsenin kılavuza ihtiyacı yoktur. Ne Necip Fazıl’a ne de diğer yazar ve düşünürlere… (Onların yorumlarıyla öğrendiklerinizi tartmak ayrı şey.)

 

Buyukdogu’ya sonuna kadar katılıyor ve ben de susmak istiyorum.

 

Mehmet Akif mezhepsiz mi, reformist mi?

 

Tartışılması gereken bu değil, bu soruda takılı kalan zihniyettir...

 

Selametle...

HA
05.02.2009 23:28
#40
Selamun Aleyküm arkadaşlar?

 

Fikir alışverişinde bulunmak bir yere kadar isabetlidir. Ancak bana göre bu konular oldukça hassas ve yarım yamalak bilgilerle veya okunulan bir iki kitap dahilinde değerlendirilmemesi gereken meseleler. Böyle bir başlık altında yalnızca çeşitli iktibaslar yaparak, konuda yetkin kişilerin görüşlerini birbirimize aktararak zihinlerimizdeki soru işaretlerini giderelim. Daha ileri gidilirse tehlikeli olabileceğini düşünüyorum.

 

Alıntılar hariç aranızda Afgani okuyan var mı merak ediyorum? Öyle derinlemesine yorumlar yapılmış ki? Bir Urvetu?l Vuska?ya dokunananız? Kalbinin kirleneceğini öne sürenleri biliyorum. Fazlasıyla ak ve pak ki o kalpler, Mehmet Akif?in mezhepsiz olabileceğini dahi tasdik etmeye hazır durumda? Ben de Afgani okuyorum. Abduh ve Reşit Rıza?ya Allah?tan rahmet diliyorum. Ve İslam?a yaptıkları hizmetten, ömürlerini bu uğurda harcadıklarından dolayı Allah hepsinden razı olsun diyorum. (Mezhebime ne oldu şimdi?) Ve herkesi bu güzel insanları doğru tanımaya ve okumaya çağrıyorum... (Sitede 'sapık'lar türedi, eyvah!) Diğer yandan Akif?in mezhebi nedir, var mıdır ki acaba diye düşünebiliyorsanız, Afgani okuyup onun hangi fikirlerini benimseyip benimseyemeyeceğinizi de akledebilirsiniz sanıyorum. Bunun için hiç kimsenin kılavuza ihtiyacı yoktur. Ne Necip Fazıl?a ne de diğer yazar ve düşünürlere? (Onların yorumlarıyla öğrendiklerinizi tartmak ayrı şey.)

 

Buyukdogu?ya sonuna kadar katılıyor ve ben de susmak istiyorum.

 

Mehmet Akif mezhepsiz mi, reformist mi?

 

Tartışılması gereken bu değil, bu soruda takılı kalan zihniyettir...

 

Selametle...

Midemi bulandırdın. Duam Abduh ve Reşit Rıza ile mahşerde kol kola Resulullahın karşısına geçmeniz!

Rehbere ihtiyacın yoksa Üstad'la ne işin var?

Nerden türediniz bit gibi. Nerden çıktı bu meshepsizlik sevdası?

Kaç defa dedik ve Üstad'ımız da dedi. Mehmet Akif ne olursa olsun Kalbimizin baş köşelerinde. Ancak bu olayları neşterleyip doğruları anlamamıza engel değil.

Ben Akif'i çok severim. Ve daha öncede belirttikki İslamiyyet aşkından şüphe etmiyoruz. Üstadda bunu birçok makalesinde dile getirdi.

İnsanın önem sırası değişik. Ben Ehl-i Sünnet olmaya son derece önem veriyorum. Üstad'ım da böyle. Ve bunun gibi son devride sayısız alim var. Mesheplerden banane diyenlere için tekrarlıyorum:

İmamı-ı Rabbani Hz. Buyurdular ki ''Meshepsizlik küfre giden köprüdür''.

Arkadaşın teki İslami kişiliklerin haksızca yerilmesinde bile bahsetmiş. Kimin haddine! İtikadı bozuklardan bahsediliyorsan kalemimin son damla mürekebine ve kanımın son damlasına kadar savaşırım.

Akif'in Kuran'ı türkçeleştirme meselesi ibretliktir ve oda hatasını anlayıp yaktırmıştır.

Ancak galiba mesele ne o ne bu ne şu.

MESELE DİREKT OLARAK İTİKAD VE EHLİ SÜNNET...

Yazık...

Yolsuzluğunuz size kalsın.

Bide ne okumuşta konuşuyorlar diyor.

Bide başlığı açanın zihniyyetinden bahsediyor!

Neyse Üstad Hazretlerinin meşhur bir lafıyla çekiliyorum:

CEVABIMIN ŞİDDETİNDEN SUSUYORUM!

HI
05.02.2009 23:37
#41

Allah'a dayan saye sarıl hikmete râm ol

Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol

Allah'a dayan gâyene tevfikini versin

Kur'an'a sarılmazsan eğer yese düşersin.

NE
06.02.2009 00:25
#42

Mahşerde bir mümini böyle tasavvur edebiliyor, üstüne duamdır diyebiliyorsunuz. Beddua etmeyiniz buyrulur… ‘Sizin mezhebiniz’de bu böyle değil mi? Allah selamet versin… Kendimi tutmak ve daha fazla yorum yapmamak zorundayım. Ettiğiniz hakaretleri, ağır ithamları, bedduaları… Bir düşünün bence. Diğer lakırdılarınızı kaale dahi almıyorum...

 

Sivrisinek olsak İngilizleri değil, birbirimizin kulaklarını sağır edecek hale gelmişiz...

 

Allah'a emanet...

MU
06.02.2009 00:26
#43

Arkadaşlar lütfen sakin olalım. Amacımız kimseyi itham etmek değil, bir mesele üzerinde fikir teatisinde bulunmak. Eğer burada ortamı karşılıklı atışmaya çevirirsek hiçbir şey elde edemeyiz. Lakin şunu da vurgulamamız lazım ki, Üstadın da üzerine basa basa değinmiş olduğu doğru yolun sapık kollarına mensup kişileri (Abduh, Efgani, Teymiye vs.) kabul etmiyoruz. Kabul etmeme sebeplerimiz Üstadı okuyanlarca malûmdur. Mesele itikat çatışmasına doğru yol aldığı için kilitlenmiştir. Saygılarımla...