Jump to content
NFK-Fan

Sezai Karakoç

Recommended Posts

[font="Arial Black"]Sezai Karakoç'u Okuma Kılavuzu[/font]


Sezai Karakoç, "ancak birkaç yüzyılda bir yetişen" önemli bir entelektüel, bir mütefekkir. Türk şiirinin yaşayan en büyük ustasının düşüncesi ve eserleri geçen hafta bir sempozyumda konuşuldu. Biz de külliyatı 60 kitabı geçen Karakoç'u tanımayanlar ve yeniden okumak isteyenler için mini bir kılavuz hazırladık. Şair ve yazarlara "Sezai Karakoç'u nasıl okumalı?" sorusunu yönelttik.

Türk şiirinin yaşayan en büyük ustası Sezai Karakoç. Sadece şair değil. Rasim Özdenören'in ifadesiyle "ancak birkaç yüzyılda bir yetişen" önemli bir entelektüel, bir mütefekkir. Geçtiğimiz hafta düzenlenen "Şair ve düşünür Sezai Karakoç" başlıklı sempozyumda bütün konuşmacılar, Türkiye'nin dünyaya göstereceği en büyük değerinin Sezai Karakoç olduğunu ifade etti. Karakoç, "Mevlânâ, Yunus Emre döneminden Şeyh Galip'e uzanan İslam klasiklerinin altın zincirinin günümüzdeki en önemli temsilcilerinden biri"ydi ve onunla aynı çağda yaşamak büyük bir talihti.

[font="Arial Black"]Sezai Karakoç'u ne kadar tanıyoruz? [/font]

İslam/Türk dünyasının yaşayan en önemli düşünürü olan Sezai Karakoç, fikir ve sanatta "Diriliş Akımı"nın kurucusu olarak tanınıyor. 1933 Diyarbakır/Ergani doğumlu. 1950-55 arası Ankara Siyasal Bilgiler'de okudu. İlk şiirlerini Mülkiye dergisinde yayımladı. O yıllarda Osman Yüksel Serdengeçti'yle ve Necip Fazıl Kısakürek'le tanıştı. "İslam milletinin ve İslam medeniyetinin dirilişi" davasını savundu. İlk sayısını Nisan 1960'ta çıkardığı ve yayınını aralıklarla otuz üç yıl boyunca sürdürdüğü Diriliş Dergisi çevresinde çok sayıda genç aydının; fikir ve sanat adamının yetişmesine öncülük etti. 60'tan fazla kitaba imza attı.

Henüz 19 yaşında iken yazdığı Monna Rosa isimli şiiri dilden dile, nesilden nesile aktarıldı. Şiir bir kitapta toplanana dek (1998, Diriliş Yayınları) fotokopilerle çoğaltıldı. Karakoç'un, Monna Rosa adlı ünlü kitabı da dahil, daha önce çıkmış dokuz şiir kitabının tümü bir arada 2000 yılında yayımlandı. Karakoç, bütün şiirlerini "Gün Doğmadan" adını verdiği yedi yüz sayfalık kitapta topladı.

Sezai Karakoç deyince Diriliş akla gelir. Kendi ifadesiyle "Diriliş, aslında bir edebiyat akımından çok, bir hakikat akımıdır. (...) Yeniden inanmak, yeniden düşünmek, yeniden duymaktır. Diriliş, İslam'dan ayrılışın sona erişi, ona yeniden kavuşmanın başlangıcıdır." Sezai Karakoç, amblemi "güller açmış gül ağacı" olan Diriliş Partisi'nin de kurucusudur. Partinin amacı şöyle açıklanmaktadır. "Amaç üç kelimeyle özetlenirse hakikat, adalet ve fazilettir". Karakoç, halen Yüce Diriliş Partisi'nin başkanlığını yapıyor.

Hiç evlenmeyen Karakoç, İstanbul'da yaşıyor. Vaktinin bir kısmını Cağaloğlu'ndaki bürosunda geçiriyor. Sezai Karakoç'un Diriliş Yayınları arasında çıkan eserlerinden bazıları şöyle: Şiir: Gün Doğmadan Çeviri Şiir: Batı Şiirlerinden, İslam'ın Şiir Anıtlarından. Düşünce: Ruhun Dirilişi, Kıyamet Aşısı, Çağ ve İlham I-II-III-IV, İnsanlığın Dirilişi, Yitik Cennet, Makamda, İslam'ın Dirilişi, Gün Dönümü, Diriliş Muştusu, İslam, Diriliş Neslinin Amentüsü, İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü, Düşünceler I, Dirilişin Çevresinde, Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi I-II-III, Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı I-II, Unutuş ve Hatırlayış. m.tokay@zaman.com.tr


[font="Arial Black"]Kuramsal yazılar en son okunmalı[/font]

Doç. Dr. Turan Karataş: Sezai Karakoç okumak isteyenlerin beğenileri, birikimleri ve ilgileri bakımından çeşitli tercihler/sıralamalar yapılabilir. Karakoç'un şiirini okumak isteyenler için en iyi yol, Monna Rosa'dan başlayarak kronolojik bir okuma yapılmasıdır. Burada küçük bir ayrıntı, Gün Doğmadan kitabı değil de, kitapların müstakil baskıları tercih edilebilir. Düzyazılarda izlenecek yol benzer olabilir. Evvela ilk yazılar ve bunların içinde öncelikle günlük yazılar (Farklar, Sütun, Sûr, Gündönümü, Gün Saati) okunmalıdır. Sonra denemeler bilhassa Yitik Cennet, İslam, İslam'ın Dirilişi, İnsanlığın Dirilişi okunmalıdır. Edebiyata yatkın/ aşina okur, elbette Edebiyat Yazıları I, II ve III; Yunus Emre, Mevlânâ ve Mehmed Akif kitaplarını okuma listesine almalıdır. Kuramsal yazılar, politik/siyasi denemeler en son okunabilir.

[font="Arial Black"]Gençler önce Monna Rosa'yla tanışmalı[/font]

Haydar Ergülen (Şair): Sezai Karakoç'un 'Gün Doğmadan' adıyla tek ciltte toplanan şiir kitapları, aslında doğru okuma sırasını da gösteriyor. Bu sıralama "Şahdamar (Sesler/Körfez" üçlemesiyle "Hızırla Kırk Saat/Taha'nın Kitabı/Gül Muştusu" üçlemesini karşılaştırmak, aralarındaki uzaklıktan çok yakınlıkları, ilginç benzerlikleri keşfetmek bakımından da yararlı olabilir. En başta ne okunması gerekiyor diye sorarsanız da "Monna Rosa" derim, çünkü o şiirin gençleri hem şiire, hem de Sezai Karakoç şiirine yakınlaştıracak bir şiir olduğunu biliyorum. Nerden biliyorum, elbette kendimden. Sezai Bey'in 'Balkon', 'Karayılan', 'Ötesini Söylemeyeceğim', 'Liliyar' şiirlerini okurken, elime bir de "Monna Rosa" fotokopisi geçmişti, Eskişehir'de ortaokuldaydım, o günden sonra Sezai Karakoç benim vazgeçilmez şairlerimden biri oldu."

[font="Arial Black"]Parçadan bütüne giderek okumak[/font]

Ömer Erdem (Şair): Ben bugün okusaydım... Kendi ilgi alanıma yakın kitabı seçerdim. Eğer şiire merak duysaydım önce bir şiiri seçer, günlerce onun evrenine girmeye çalışırdım. Mesela Köşe şiiri olabilirdi bu. Okurdum onu, yeniden yeniden okurdum; ezberlerdim. Mısraların üzerine düşünürdüm. Şiirdeki estetik yapı olduğu kadar iç dünyayı yakalamaya çalışırdım. Arkadaşıma okuturdum, onun sesinden gözlerimi yumar, dinlerdim. Şiirdeki müziği duymaya çalışırdım. En az bir kez kendi el yazımla şiiri yeniden yazardım. Eğer nesre ilgi duyuyorsam Ruhun Dirilişi'ni okurdum. Nesire geçmiş şiirsel düşünce yanında yorum derinliğini yakalamaya çalışırdım. Parçadan bütüne gitmek, bir kitabı veya yazıyı özümsedikten sonra şairin veya yazarın geniş dünyasına yönelmek uygun geliyor bana.

[font="Arial Black"]Külliyata şiirden başlanmalı[/font]

Ali Ayçil (Şair): "Sezai Karakoç'tan her bahsedişimizde doğal olarak bir Karakoç külliyatından da bahsediyoruz. Genç okur, bu külliyatın kalbi olan sayfalardan, şiirden başlamalı. Ve ben olsam, Karakoç şiirini başından sonuna yayınlanış sırasıyla okur, araya herhangi bir düşüncenin girmesine müsaade etmeden kendimi bu şiirlerle baş başa bırakırdım. İnsan, kendisini şiirin imasına açık hale getirebildiği, bir şiirle aracısız temas kurabildiği oranda, bir şairin düşüncelerini kavrayacak zihin açıklığına kavuşabilir. Şiiriyle yüzleşilmemiş bir şairin düşüncelerine sarılmak akla yatkın gözükmüyor. Şiirinden sonra şiir çevirileri, hikâyeleri ve edebiyat yazıları okunmalı. Bütün bunlar Karakoç külliyatının çekirdeğidir; okur şairin kalbiyle buralarda merhabalaşır. Bu kalp kapısından girince, yeni kapılar aralanacak nasılsa."

[font="Arial Black"]Türkçenin lezzetini duyabilmek için... [/font]

Can Bahadır Yüce (Şair): Sezai Karakoç şiirini okumaya nereden başlanması gerektiğini soran birine, lirik şiirlerden başlamasını önerirdim. En iyi seçim Körfez/Şahdamar/Sesler kitabı galiba. "Balkon"un, "Kapalı Çarşı"nın yer aldığı bu kitap, yalnız Sezai Bey'in değil, bütün şiirimizin bazı en iyi dizelerini içinde barındırıyor. Körfez/Şahdamar/Sesler, hem şairinin hem de çağdaş Türk şiirinin ruhunu okura duyurabilecek güçte bir yapıt. Bu 'genelleme'nin yanı sıra bir de değişmez gerçek var: Sezai Karakoç şiirine giriş yapmak isteyen her okur, şairin düzyazılarını da okumalıdır. Hem şiirlerin ardındaki büyük dünyayı sezebilmek hem de Türkçenin lezzetini duyabilmek için. Karakoç'un Sütun yazılarını, Çağ ve İlham serisini, şiir üzerine düşüncelerini okumayan birinin onun şiirine de tam nüfuz edebileceğini sanmıyorum.


[font="Arial Black"]Yeni başlayanlar için Diriliş Neslinin Amentüsü[/font]

Şaban Abak (Şair): Öncü bir mütefekkir ve dava adamı olarak üstat Sezai Karakoç'un önce düşünce eserleri bir bütün halinde okunup özümsenmeli, sonra şiire geçilmelidir. Yeni başlayanlar için Diriliş Neslinin Amentüsü veya İslam'ın Dirilişi adlı eserlerden biri ile başlayıp İslâm, İnsanlığın Dirilişi, Yitik Cennet ve Sütun ile devam etmeyi önerebiliriz. Toplum, devlet, devlet kurumları ve siyasetle doğrudan ilgili konulara öncelik tanıyanlar ise Fizik Ötesi Açıdan Ufuklar ve Daha Ötesi ile (üç cilt) Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı (iki cilt) ve "Çıkış Yolu" adlı ilk kez 1995-2003 arası basılan eserlerden başlayabilirler.




MURAT TOKAY...

Share this post


Link to post
Share on other sites
[quote name='cihat' post='10092' date='May 14 2007, 07:07 PM'][b]Konular tek başlık altında toplanmıştır..
yeri gelmişken..şiirleri, estetik ve mana keyfiyeti için olabildiğince ilgili başlıklar altında toplamaya gayret edelim..[/b]
[i]saygı ve selamlarımla..[/i][/quote]


[quote name='Çilekeş' post='10450' date='May 25 2007, 10:54 PM']MONA ROZA

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek...

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin, ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller

--------------------------------------------
akrostişle yazılmış en güzel şiirmi bilemem ama akrostişle yazılmış en güzel aşk şiiri olduğu kesin..kıtaların baş harfleriyle muazzez akkaya ismi çıkıyor ki bu isimde şairin üniversitede aşık olduğu hanımmış..

selam ve dua ile...[/quote]

[b]
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış[/b]


Monra Roza başka...
Vâr olun "Karakoç"lar vâr olun...

Share this post


Link to post
Share on other sites
[u]ÇAY[/u]

Baş köşeyi kim aldı kime verdin
Bir bardak soğuk su gibidir onlar
Ellerinin uzandığı her masada
Taş gibi çay

Bizim içtiğimiz çayda çaydır
Çarpık dudaklı ezik gözlü allı mavili çaylar
Vadilerden renkli yağmurlar gibi gelir
İçtiğimiz çay
Dans eden bir kadının ayak bilekleri gibidir
Judy Garland gibi çay
Kan gibi çay

Şehirlerden çok güneş vardır o çaylarda
Oçaylar dağları bin parça eder ve getirir
Yaşamayı çağıl çağıl getirir
Oçaylardan su içenlerin gözleri
Benim çay bardağımda senin gözlerin olur
Senin gözlerin sizin çay bardaklarınızda
onların gözleri
Çay

Share this post


Link to post
Share on other sites
[color="#0000FF"]BEN KANDAN ELBİSE GİYDİM HİÇ DEĞİŞTİRSİNLER İSTEMEDİM

Kendinden bir şeyler kattın
Güzelleştirdin ölümü de
Ellerinin içiyle aydınlattın
Ölüm ne demektir anladım

Yer değiştiren ben değildim
Farklılaşan sendin
Sendin bana gelen aynalarla
Sendin bana gelen sendin

Artık ölebilirdim
Bütün istanbul şahidim
Ben kandan elbiseler giydim
Bundan senin haberin var mı[/color]..............

Share this post


Link to post
Share on other sites
[color="#483D8B"][b][i]YÜREK YANGINLARI

Ansızın bir duman yükselir gülüm,
Bu ruhsuz kentin ufuklarında...
Ve... Yangınlarda gönüller...
Kavrulan bedenindir, kış ikindilerinde..
Ve... Bin yalana adanmış taptaze yürekler...
Ağıtlarım sanadır, zamanadır,
Ve... Sendeki banadır, gülüm!..
Bir bir boyun büker fidanlarım,
Dallar tomurcuklanmaz, çiçeklenmez baharlar..
Ve.. Meyve vermez artık ağaçlar..
Bu hasat mevsimidir gülüm!..
Ve... Biçilen yüreklerdir,
Aysız gecelerde,
Hiç ekilmemiş topraklardan...
Ah!.. Yine yangınlarda yüreğim!..
Ah!.. Bu aysız geceler!..
Bu bereketsiz toprak, bu ruhsuz şehir!..
Gülleri hep kokusuz, kokuları gülsüz şehir!..
Ah! O insanları nursuz şehir!..
Biliyorum yangınlarda yüreğin!...
Ağıtlarım zamanadır gülüm, feryatlarım sana..
Ve isyanım; sendeki banadır..
Bilirsin; baş eğmişsem, bu yalnızca Rahman' adır..
Ve... Şikayetlerim, asla O' ndan degil, O' nadır..
Yemin olsun ki, zamana, sana ve sendeki bana,
Ve... ilk başta Yaradan' a..
Yemin olsun ki; vaat edilen elbet olacak gülüm!..
İşte o gün: Ebâbil Kuşları' nın kanatlarında yürekleriniz,
Şehri teslim alacak, Ebrehe' nin ordusundan...
Şehri ve zamanı...
Ve... Özbenliklerini, nefsin sultasından...
Ve bitecek yangınlar gülüm!..
Bitecek ve ateşler gül bahçesine dönecek...
İşte o gün, ben olamasam da sende,
Bil ki... Şükürlerim Rahman' adır...
Ve bu seslenişim, sana ve sendeki bana ve zamanadır...

Sezai Karakoç
[/i][/b][/color]

Share this post


Link to post
Share on other sites
[font="Arial Black"]-Taha'nın Dirilişi- [/font]

Dört melek ve Kur'anla
Dirildi Taha
Onulmaz bir ölümle
Kavuran bir felçle
Öldüğü halde
Dört melek ve Kur'anla
Dirildi Taha
Cebraille Mikâille
Üç Sûr ve İsrafille
Azraille bile
Dirildi Taha
Yatağında bozulmuş bir bağ gibi
Kavrulmuş yapraklar gibi

Dağılmış ve kendi kıyametini
Ve kendi onulmaz mahşerini yaşamışken
Nemrudun ateşinde yanmışken
Firavun suyunda boğulmuşken
Dört melek ve Kur'anla
Peygamber soluğuyla
Dirildi Taha
Açtı sofrasını Mikâil
Nimetler sofrasını
Bal zeytin ve nardan
Su getirdi dağlardan pınarlardan
İlkin dudağını ıslattı bengisuyla Tahanın
Geçti bir eleğimsağma omuzlardan
Taşıyan o gülümsemesini Hızırın
Hızır güldü
Kur'anı Cebrail açtı
Sofrayı Mikâil açtı
Ölümü öldürdü Azrail
Sûrunu üfledi İsrafil
Dirildi Taha
İşte böyle dirildi Taha

Durun anlatayım size melekler
Tahayı nasıl dirilttiler
Anarak İsanın doğumunu
Anarak Muhammed Mustafanın doğumunu
Melekler
Tahayı dirilttiler

Share this post


Link to post
Share on other sites
ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
[b]yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır[/b]

işte belki de şu günlerde bir nebze olsun içimizi rahatlatır bu dizeler...

Share this post


Link to post
Share on other sites
[font="Arial Black"]Ötesini Söylemeyiceğim[/font]

[font="Tahoma"]Kırmızı kiremitler üzerine yağmur yağıyor

Evimizin tahtadan olduğunu biliyorsunuz

Yağmur yağıyor ve bazı tahtalar vardır

Suyun içinde gürül gürül yanan

Dudağımı büküyorum ve topladığım çalıları

Bekçi Halilin kız kardeşinin oğluna ait

Daha doğrusu halasından kendisine kalacak olan

Arsasındaki yıkık duvarın iç tarafına saklıyorum

Hiç kimsenin bilmesine imkan yok

İmkan ve ihtimal bile yok sizin bilmenize Bay Yabancı

Ve yağmur yağıyor ben bir şeyler olacağını biliyorum

Ellerime bakıyorum ve ellerimin benden bilgili

Bir hayli bilgili olduğunu biliyorum

Bilgili fakat parmaklarım ince ve uzun değil

Sizin bayanınızınki gibi ince ve uzun değil

Annemi babamı karıştırmayın işin içine

İnanmazsınız ama onların şuncacık

Şuncacık evet şuncacık bir alakaları bile yok

Sizin def olup gitmenizi istiyorum işte o kadar

Ali de istiyor ama söylemekten çekiniyor

Halbuki siz insanı öldürmezsiniz değil mi?

Gidiniz ve öteki yabancıları da beraber götürünüz

Tuhaf ve acaip şapkalarınızı da beraber götürünüz emi

Boynunuzdaki o uzun ve süslü şeritleri de

Kirli çamaşırları tahta döşemelerin

Üzerinde bırakmamanızı yalvararak istiyeceğim

Yalvararak istiyeceğim diyorum Medeni Adam

Siz bilmezsiniz size anlatmak da istemem

Kardeşim Ali gömleğinizi mutlaka giyecektir

Halbuki ben Bay Fransız sizin gömleğinizi

Hatta Matmazel Nikolun o kırmızı ipekli gömleğini

Hani etekleri şöyle kıvrım kıvrımdır ya

Bile giymek istemem istemiyeceğim

Evimizin tahtadan olduğunu biliyorsunuz

Kibrit gibi iç içe sıkışmış tahtadan

Hem şu bildiğiniz usule de lüzum yok

Tepesi demir askerleriniz babamı alıp götürmeseler

O zaman siz görürsünüz Bay Yabancı

Ağaçların tepesine çıkabileceğimizi

Ben ve kardeşim Alinin anlayabileceğinizi umarım

Siz uyuduktan sonra odanıza girebileceğimizi

-Ben bunu ispat edeceğim-

Hani sizin şu yüzü kurabiye bir bayanınız var ya

Beyaz ve yumuşak

Hani tepesinde ikisi kısa biri uzun üç tüy var

Onu siz başka yerlerden getiriyordunuz

Sayın Bayanınızın gözleri çakmak çakmak yanıyordu

Siz ötekini Bay Yabancı gizli gizli öpüyordunuz

Elinizle onu belinden tutuyordunuz sonra öpüyordunuz

Siz bizi görmüyordunuz

Biz ağacın tepesinden seyrediyorduk

Siz onu çok öpüyordunuz

Ötesini söylemiyeceğim Bay Yabancı

Ben siz belki bilmezsiniz on yaşındayım

Annem böyle konuşmak ayıptır dedi

Annem o kadına şeytan diyor

Bizim kediler de ona tuhaf tuhaf bakıyorlar

Siz şeytanı çok seviyorsunuz galiba Bay Yabancı

Siz şeytanı niçin bu kadar çok öpüyorsunuz

Kabul ediyorum sizinki bizimkinden daha güzel

Ama bizimki sizinkinden daha efendi daha utangaç

Onu hiç görmedim o bize hiç gelmiyor

Hele yağmur onu hiç deliğinden çıkarmıyor sanıyorum

Ben yağmuru çok seviyorum Bay Yabancı

Sizin ıslak saçlarınızı hiç sevmiyorum

Tunusluların saçlarına benzemiyor sizin saçlarınız

Bizim saçlarımıza benzemiyor sizin saçlarınız

Ben karayım beni de amcamın oğlu seviyor

Sizin o kadını sevmiyor Süleyman

Süleyman benden başka kimseyi sevmiyor

Ben de onu seviyorum

Onu ve bizim evi seviyorum

Bizim evin her tarafı tahtadandır

Ayrıca matmazelin üzerine

Bir akrep atabileceğimi de düşünün

Tam karnının beyaz yerinden tutarsanız bir şey yapmaz

Ama onu Matmazel bilmez ki o tam kuyruğundan tutar

Sizin Matmazel bir ölse siz onu bir daha göremezsiniz

Halbuki bizim ölülerimizi teyzem görüyor

Onlarla konuşuyor onlara ekmek veriyor

Onlar ekmek yiyor anladın mı Bay Yabancı

Matmazel bir ölse ona kimse ekmek vermez

Onun için gidip şapkalarınızı da beraber götürün

Melekler bir demir parçasının üzerine oturmuşlar

Her biri bir damla atıyor aşağıya

İşte yağmur bunun için yağıyor

Ben bunun için yağmuru seviyorum

Yağmur bizim için yağıyor

Çalılar için Süleymanın tabancası için

Kalkıp gidin kırmızı kiremitler üzerine

Bizim tahta evin üzerine yağmur yağıyor ...


[/font]

Share this post


Link to post
Share on other sites
[url="http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=8616"]Kaside-i Bürde (Kaside-i Bâned Suâd) Tercümesi[/url]

Burada da serzeneceğim biraz, içimde kalmasın. Tamam çeviri muhteşem de, niye karıştırdın havai fişeği oraya üstad ya, keşke aslını koruyarak çevirseydin, en azından bu yeni-yetme icadları tertemiz Saadet Asrında yazılan bir esere karıştırmasaydın. Küstüm valla, haberin olsun.

Share this post


Link to post
Share on other sites
RÜZGÂR



Uçurtmamı rüzgâr yırttı dostlarım!

Gelin duvağından kopan bir rüzgâr...

Bu rüzgâr yüzünden bulutlar yarım;

Bu rüzgâr yüzünden bana olanlar...



O ceviz dalları, o asma, o dut,

Gül gül, mektup mektup büyüyen umut...

Yangından yangına arda kalmış tut.

Muhabbet sürermiş bir rüzgâr kadar.

Share this post


Link to post
Share on other sites
[b]SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE[/b]


Gelin gülle başlayalım atalara uyarak

Baharı kolayarak girelim kelimeler ülkesine

Bir anda yükselen bir bülbül sesi

-Erken erken karlar ortasında

Güneş dönmüş ışık saçan bir yumurta-

Bana geri getirir eski günleri

...Paslanmış demir bir kapı açılır

Küf tutmuş kilitler gıcırdarken

Ta karanlıklar içinde birden

Bir türkü gibi yükselirsin sen

Fısıldarım sana yıllarca içimde biriken

Söyleyemediğim ateşten kelimeleri

Şuuraltım patlamış bir bomba gibi

Saçar ortalığa zamanın

Ağaran saçın toz toprağını

Bana ne Paris'ten

Newyork'tan Londra'dan

Moskova'dan Pekin'den

Senin yanında

Bütün türedi uygarlıklar umurumda mı

Sen bir uygarlık oldun bir ömür boyu

Geceme gündüzüme

Gözlerin

Lale Devrinden bir pencere

Ellerin

Baki'den Nefi'den Şeyh Galib'den

Kucağıma dökülen

Altın leylak



***



Ölüler gelmiş çitlembikler sarmaşıklarla

Tırmanmışlar surlarıma burçlarıma

Kimi ırmaklardan yansıma

Kimi kayalardan kırpılma

Kimi öteki dünyadan bir çarpılma

İçi ölümle dolu

Dönen bir huni

Doğarken güneş

Kesilmiş ölü yüzlerden

Bir mozayik minyatürlerden

Dokunur tenimize

Soğuk bir azrail ürpertisiyle ay

Ve birden senin sesin gelir dört yandan

Menekşe kokulu sütunlardan

Komşu dağlardaki nergislerden leylaklardan

Gözlerine ait belgeler sunulur

Ey aşkın kutlu kitabı

Uçarı hayallere yataklık eden

Peri bacalarının yasağı

Gönlümün celladı acı mezmur

Bana bıraktığın yazıt bu mudur

Ölüm geldi bana düğün armağanın gibi

Senden bir gök

Senden yıldızlar ördüler

Ateş böcekleri

O gece dört yanıma

Ey bitmeyen kalbimin samanyolu destanı

Sen bir anne gibi tuttun ufukları

Ve çocuklar gülle anne arasında

Seninle güller arasında

Tuhaf bir ışık bulup eridiler

Çocuklar dağ hücrelerinde erdiler

Aramızdaki sırra

Bir de ay ışığında büyüyen fısıltılar

Gençlik monologları

Seni alıp kaybolmuş zamanın çağıltısından

Bana getiren

Yasamız vardı

Öfkeyle yazardın sen bir yüzüne

Ölür ölür okurdum öbür yüzünde ben

Share this post


Link to post
Share on other sites
MECNUN İLE RAHİP

Bir gün de bir dağ ıssızlığında
Hurma dallarından bir manastırda
Bir rahibe rastladı Mecnun
Sordu: Neyi bekliyorsun
Yol geçmez kervan geçmez burada
Rahip dedi: Bekliyorum, bir gün
Buradan geçecek olanı
Bütün insanlığa yol götürecekleri
Seçecek olanı
Bekliyorum dedi rahip
Burdan
Başında bir bulut
Geçecek olanı
Ruhunda muştu umut
Geçecek olanı
Rahip dedi bekliyorum
Parmağıyla ayı
İkiye bölecek olanı
Göklere yükselip
Cenneti cehennemi bilip
Dönecek olanı
Kıyamet saatinin
Tiktaklarını
Kulaklara
İşittirecek olanı
Bekliyorum ölüler diyarının
Diriliş anahtarını
Mahşer kanatlarını
Cebinde taşıyanı.
Mecnun sordu
İyi ama
Ne zaman gelecek O
Bilmiyorum dedi rahip
Ama
Kıyamete dek sürse
Bu bekleyiş
Değer.
«Peki. İşaretler?» dedi Mecnun.
«İşaretler belirdi:
Gök işaret verdi
Yer işaret verdi
Onu çağırıyor
Bilerek bilmeyerek
İnsanlığın hali
Hilkatin dudakları
Çatladı susamaktan
O Rahmet Kevserine
Ağaçlar kurudu
Sarardı yapraklar
O Merhamet Yağmurunu
Bekleyip durmaktan
Ve ölmüş tabiat
Bir hayat bulutu
Umuyor o Rahmet Rüzgârından
Mecnun dedi bakıyorum
Bir rahip olduğun halde
Tasvir yok hücrende
Tasvir yok dedi rahip
Ve olmayacak da
Bütün putları devirecek
İnsanı yeniden Tanrı'ya erdirecek
O ortaksız Tek Tanrı'ya
Döndürecek olanı
Bekleyen kulun
Durduğu yerde
Mecnun dedi
Teşekkür ederim
Keşke ben de görseydim
O Kılavuzu
Ben de önünde
Diz çökseydim
Rahip dedi: Üzülme
Senin gönlün
Peşin müminidir O'nun
Bir gün O'nun ümmeti
En çok anacak seni
Anlatacaklar hikâyeni
En ünlü şairleri
Seni saf aşkın
Örneği diye gösterecekler
Kaybolmuş mezarından
Ölümsüz çiçekler
Güller menekşeler derecekler
Ve onları serecekler
Umutsuz gönüllerin önüne
Onlarla ölmüş ruhlara
Diriliş sunup can verecekler
Sen aşk alevisin
Hayat kılıcısın
Asılı ölümün tepesine
Ve canlanış kıvılcımısın
Sönmenin olduğu her yerde

Leyla İle Mecnun'dan

Share this post


Link to post
Share on other sites
Doğuda bir baba vardı
Batı gelmeden önce
Onun oğulları batıya vardı
...

Batılılar !
Bilmeden
Altı oğlunu yuttuğunuz
Bir babanın yedinci oğluyum ben
Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden
Babam öldü acılarından kardeşlerimin
Ruhunu üzmek istemem babamın
Gömün beni değiştirmeden
Doğulu olarak ölmek istiyorum ben
Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var :
Karşınızdakini değiştirmek
Beni öldürseniz de çıkmam buradan
Kemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belki
Fakat değişmeyecek ruhum
Onu kandırmak için boşuna dil döktüler
Açlıktan dolayı çıkar diye günlerce beklediler
O gün gün eridi ama çıkmadı dayandı
Bu acıdan yer yarıldı gök yarıldı
O nurdan bir sütuna döndü göğe uzandı
Batı bu sütunu ortadan kaldırmaktan aciz kaldı
MASAL-Sezai KARAKOÇ

Share this post


Link to post
Share on other sites
[size=3][font=verdana,geneva,sans-serif][b]- İnsanları yığınlaştırıp köleleştiren komünizm, insani bir özellik taşımayan kapitalizm ve ikisinin genel çerçeveleri olmaktan başka bir şey olmayan sosyalizm ve liberalizm çağımızın karanlığı, zulmüdürler.[/b][/font][/size]

[size=3][font=verdana,geneva,sans-serif][b]- Nazizm, kapitalizm, komünizm insanlığa mutluluk değil, felaket getirdiler. Çağımızda denenmedik şimdi tek yol kaldı. Eskiden denenmişti ve deneyen insanlık bölümü iki dünya mutluluğuna ermişti.[/b][/font][/size]

[size=3][font=verdana,geneva,sans-serif][b][color=#000000][i]Sezai Karakoç[/i][/color][/b][/font][/size]

Share this post


Link to post
Share on other sites

Leyla Köşesi

 

Bir de bakalım Leyla köşesinden

Aşkın kadın adlı penceresinden

Bırakmıştı kendini yazılmış olana

Susmak ve konuşmamak denen cana

Evlenmişti ve görünüşte mutlu

Şimdiden memnun ve gelecekten umutlu

Fakat bir eksiklik ufacık bir nokta

Kalbi kurcalıyordu hala

Mecnun ne olmuştu neredeydi

Nasıldı ne yapıyordu hali neydi

Geceleri loş gölgeler arasında

Kum tepelerinde ay yarasında

Mecnuna benzeyen hayaller olurdu

Bu anlarda sanki kalbi dururdu

Bitmiş olan bir daha mı başlayacak

Ne çare başlayan başlamamış

Bitmiş bitmemiş olacak

Gibi gelirdi Ona

Ürküntü geçmiş ama erememişti huzura

Karanlık bitmiş fakat erememişti huzura

Ay tutulmuş tutulmuş kurtulmuştu

Gçnlu zaman zaman tutmuştu mustu

Gün kırmıştı siyah çerçevesini

Yarmıştı ışıkta ötesini berisini

Baskın korkusuyla ürperen çadırların

Bugün düzen ve güven, ama yarın!!

Yarına bir güvence olmayan

Neye yarar böyle bir şimdiki zaman

Acıyla da olsa dopdolu olan hayat

Boşalmıştı zemberegi boşalmış bir saat

Gibi. Dönmüştü bomboş bir kagıda

Agızdaki tad benzemiyor eski tada

Irmak kurumuş rüzgar esmiyor

Yakıcı güneşi bir parçacık bulut örtmüyor

Arzu ve korku iki karanlık duygu

Yüreginde birbirini kovalayıp duruyordu

Ya bir gün geri dönerse Mecnun

Yine altüst olursa ortalık bütün

Daha mi iyi olur daha mi kötü bilmiyordu

Bir umut vardı gönlünde eksilmiyordu

Sonra kızıyordu kendine kınıyordu kendini

Kapamak istiyordu içinde eskinin kepengini

Eski oldu diyelim ama neydi yeni

Ve nasıl eskitmeli eskimiyeni

Nasıl öldürmeli ölmeyeni

Nasıl diri sayarsın ölü olanı

Eski bir zehirdi belki ama yeni

Andırıyordu tatsız tuzsuz bir yemegi

Beklemek neyi bekledigini bilmeden

Gün günü ay ayı kovalarken

Beklemek bir vaktin dolusunu

Öç alan kaderin zalim oyunu

Her şey akılla kurulu akılla düzgün

Ama aklın içinde olmalı baharat gibi

Bir parça delilik

Oysa mecnun almış bütün deliligi gitmiş

Kupkuru bir hayat kalmış ve adeta oyun bitmiş

Arzulanan zenginlik, at kumaş ve ziyafet

Yetmez olur insana bir gün elbet

İnsan hep birşey umar bekler

Ne oldugunu bilmez fakat

Fakat sonradan duruldu Leyla

Tevekkülle huzuru buldu Leyla

Ruhta kopan fırtınalar dindi

Gökten gönle sükunet indi

Anladı ki acı tatlı soguk sıcak

Geçmiş ve gelecek ayrılmak ve kavuşmak

Hep aynı varoluşun dönüşümleri

Aydınlanışları ve sönüşümleri

Her şey havada döner durur

Sonunda Tanrı varlıgında yok olur

Ruh hürdür vücut esir

Ruh baldır beden zehir

Ruh hürdür Tanrı aşkıyla

Baglı degil yer ve zaman kaydıyla

Farketmez gelse gelmese Kays (Mecnun) Ona

Gitse gitmese Ona Leyla

Tanrı katında buluşmuşlardır

Hakikat yurduna kavuşmuşlardır

Share this post


Link to post
Share on other sites

EY YAHUDİ

 

Nihayet Mescid-i Aksa'yı da yaktın ey yahudi

Asırlardır insanlığın ruhunu yaktığın gibi ey yahudi

Aya çıkarak göğe çıktığını sandın ey yahudi

Göğe çıktığına inanır inanmaz

Büyük Peygamberin göğe çıktığı yeri yaktın ey yahudi

Mescid-i Aksa'yı yaktın ey yahudi

Daha doğrusu yaktığını sandın ey yahudi

Senin yaktığın gökteki Mescid-i Aksanın ancak

gölgesidir ey yahudi

Senin yaktığın Mescid-i Aksanın ruhu değil,

Taş, toprak ve ağaçtan işaretidir ey yahudi

Ölüler gibi donmuş bizlere de

Belki Mescid-in ateşinden bir köz düşer de

Buzlarımız çözülür ey yahudi

Sen vaktiyle peygamberlere ihanet ettiğin gibi

Şimdi de

Onların en büyüğünün miraca çıkış noktasına

Göğe yükseliş noktasına ihanet ettin

Sen asıl kendi kurtuluşuna ihanet ettin

Mescid-i Aksanın ruhu yakılmaz

Yakılan ancak taş ve topraktır

Sen asıl kendini yaktın ey yahudi

 

Sen ancak kendi ruhunu ateşe attın

Cehennemleştirdin kendini ey yahudi

 

Kudüs'ü aldıktan sonra

Gazzede yapmadığın işkence kalmadıktan sonra

Demek Mescid-i Aksayı da yaktın ey yahudi

Utanmazlığını en son uca çıkardın

Tanrıdan çekinmediğini

İnançsızlığını

Kara yürekliliğini

Zulüm aşkını

Bir kere daha ilan ettin

 

Hakettiğin cezayı en şiddetli bir şekilde çekeceksin

ey yahudi

Sen kutsal Kudüs'ün ruhuna ihanet ettin

Peygamberlerin dediği bir kere daha olacaktır.

Sana haber verilen cezalar bir kere daha gelecektir

başına

Sen Süleyman Peygamberin ruhunu incittin ey yahudi

Davut Peygamberin ruhunu sarstın ey yahudi

Zebura ihanet ettin ey yahudi

Tevratın ve Zeburun

Musanın Davutun Süleymanın

Ve bütün kitapların ve bütün peygamberlerin

Gelmesini bekledikleri

Geleceğini haber verdikleri

Ve bütün kitapların ve bütün peygamberlerin

Evrene, insana, yere, göre ışık saçan

Büyük Peygamberin ayak bastığı yere

İmam olup bütün peygamberlere

Namaz kıldırdığı yere

İhanet ettin, aklınca hakaret ettin ey yahudi

Hakettiğin cezayı en şiddetli bir şekilde

çekeceksin ey yahudi

Büyük Peygamberin haber verdiği gibi

Sen cezanı çekerken

En vahşi taşların arkasına saklansan bile

Taşlar olduğun yeri haber verecek

Çünkü sen taşı bile yakacak kadar kinlisin ey yahudi

Sana hiç bir zarar vermemiş bir ümmet için

Sıkıştığın her sefer seni kurtaran

Seni koruyan

Acımasından ötürü senin kendisine sığınmanı

kabul eden

Kerim, cömert, mert bir ümmet için

İnsanlığın son ümidi bir ümmet için

En büyük kini duymaktasın

O fakir de olsa uludur

O mazlumdur

Sen onun ululuğunu ve mazlumluğunu, hakikat

taşıyıcılığını kıskanıyorsun ey yahudi

Bir gün gelecek azgınlığın sona erecektir

Kutsal Kudüs kurtulacak

Mescid-i Aksayı bu ümmet altından ve zebercetten

ve yakuttan

Yeniden yapabilecek bir kudrete erecektir

O gün Tanrının azabı senin için şiddetli olacaktır

Biz istesek bile seni ondan kurtaramıyacağız ey yahudi

Bize bu yapılanı yapan sen değilsin

Biz kendi cezamızı çekiyoruz

Sen de bir gün kendi cezanı çekeceksin ey yahudi

Sana yeryüzü lanet edecektir

Sana gökyüzü lanet edecektir ey yahudi

En kısa zamanda tövbe yolunu tutmazsan ey yahudi

 

Sezai KARAKOÇ / 1969

Share this post


Link to post
Share on other sites

Necip Fazıl heyecan, Sezai Karakoç sükûttur. Necip Fazıl nârâ, Sezai Karakoç kor ateştir. Nobeli çoktan hak etmiştir. Fakat Nobel almamak Sezai Karakoç için bir eksiklik değildir. Nobel vermemek bu kurum için bir ayıptır. Aynı ayıbı, Necip Fazıl, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Cemil Meriç’te de işledi. Nobel almak için ateist...lik, yerli düşünceye düşman olmak gibi bir gizli gündemleri ümit ederiz ki yoktur. Sezai Karakoç, İslam kültürünü, Kâab bin Züheyr’i, Şeyh Galib’i, İmamı Rabbani’yi, Abdülhakimi Arvasi’yi bildiği gibi Camus’u, Kafka’yı Kierkegarad’ı, İonescu’yu, Dostoyevski’yi, Puşkin’i, Marx’ı, Hegel’i vs. o ülke entellektüellerinden çok güçlü şekilde anlar ve tahlil eder.

 

Rahim Er

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

PİNG-PONG MASASI

 

 

 

Beyaz iplik sert iplik ve tak tak

 

Yuvarlak top küçük top ve tak tak

 

Ping-pong masası varla yok arası

 

Ben ellerim kesik varla yok arası

 

...... Öpüçüğüne eyvallah ve tak tak

 

Beraber sinemaya ... evet ... ve tak tak

 

Ping-pong masası varla yok arası

 

 

 

Öküzün gözü veya dananın kuyruğu

 

Kadifekale veya Sen nehri

 

Ha Sezai ha ping-pong masası

 

Ha ping-pong masası ha boş tüfek

 

Bir el işareti eyvallah ve tak tak

 

Gözlerin ne kadar güzel ne kadar iyi

 

Ne kadar güzel ne kadar sıcak

 

Tak tak tak tak tak tak tak

 

SEZAİ KARAKOÇ

Share this post


Link to post
Share on other sites

Hasretin Çığlığı

 

Gözlerimi de götürdün benden giderken,

Özlemin sığmıyor artık gecelere;

Zaman zaman durdu sanki takvimlerde.

Denizler çok sakin, güneş çok masum,

Ellerinde kayboluyor bir mazlum.

Sesin çınlıyor kulağımda her yerde,

Elemimden gözlerime çekilmiş perde.

Nerelerdesin hangi batık kenttesin kimbilir?

İste bütün kötülükler kendiliğinden silinir.

Seni arıyorum güneşin battığı her yerde,

Eminim ordasın ama görünmüyorsun bir zerre.

Virane olmuşum iklimler küsmüş sana,

İsmini duyduğumda hayat gülüyor bana.

Yalan senden başkası dünya, hayat yalan;

omzumda bir sevdalı var durmadan ağlayan.

Rüyaymış meğer seninle yaşadıklarımız,

umrunda değilmiş meğer sevdamız.

madem öyle çek git istediğin yere,

masum bir tebessüm bırak gözlerime,

Ellerimin değdiği her yere sevdamı yazarım,

Lazım olur belki bir sevdalıya mezar kazarım.

Eğer bir gün özlersen gözlerimi ufka bak,

Gayri senden tek isteğim var.

İstersen son kez arkana bak

Malum malum bak ki ölmem için yüreğimi yak.

Virane olmuşum iklimler küsmüş sana,

 

Sezai Karakoç

Share this post


Link to post
Share on other sites

Veda

 

Silahlara veda

Geceye rüyaya ve sana

Yalnızlığın geyik gözlü köşesinden

Düzenlerin çıkmazına

 

Çizdiğim resmin

Saat kulesi ağlıyor

Ağzım o çeşit yok

Şişe bu çeşit var

 

Sen bir gece gelsen

Güneş doğmasa

Gitmeden yine gelsen

Bu yeni geleni

Bu bize bakanı

Sana bir anlatsam

Güneş doğmasa

Sandıkların içini göstersem sana

Çizdiğim resmin

Yalnızlığın geyik gözlü köşesinde

Bir rafa koyabilsen

Olup biteni ve onları

Sabaha kadar konuşsak

O ürkek ürkek bakanı sana bir anlatsam

Ateşi karı tüfeği çeksem

Ocağa pencereye kapıya

 

Kemana veda

 

Yağmurda şeytan ve şapkası

Silahın ölümünü kutluyorum

 

Tren kaçırmış gibiyim

 

Sana veda

 

Sezai Karakoç

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sessiz Müzik

 

Sen kış güneşi misin

Yakarsın ısıtmazsın

 

Bir ırmağın ortası yoksa

Seni mi hatırlayacağım

 

Bu dünyada olup bitenlerin

Olup bitmemiş olması için

Ne yapıyorsun

 

Sizin evin duvarları taştan

Dumanı da mı taştan

 

Seni kız arkadaşlarından

Sevinç gözyaşları içinde

Öpen olmayacak mı

 

Ezberlediğin şiir

Beklediğin adam

 

Sezai Karakoç

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

İlk

 

Yanlış trenden indin seni şehrin aynasından geçirdiler

Sana baktım yıllarca hep aynı özlem penceresinden

Yürüyen ve kaçan yalın ve çocuksu özlem penceresinden

Denize karsı küçüle küçüle giden evleri

İnce ince karşılardın olağan karşılardın

Şen dünya içinde sen dünya içinde bir avuç şen dünyaydın sen

 

Bahar bilgisi güneş rengi at soluğu ve sen

Seni çağırıyorum geç gel ağlayan son bakireler içinden

Kadınlar taş heykeller gibi gelip gecer sarı kayalardan

Hangisine baksam sen kımıldar sen seslenirsin içerlerden

Çekil karşımdan sultanı cariyelerde aramak körlügü diyorum

Körlük güneşe ve gözlerime doğru gelen

 

Sen bir el uzanışıyla aydınlanan yeni ay mısın

Geyik resimleriyle kabarık her köşen

Geyik derisinde akan ilk nehir

Bir el uzanışıyla

İlk sokağın ağzında kaybolursan ağlayacağım

Leylaklarla akrepler gözlerine bakıp insan olurlarsa

Çocuk cennetinde günahların ilkini sen işliyorsun demektir Suna

Parlayan denizler gürültüsüz şiirler kapanan kapılar sana

gök taşlarını getiriyorlar

Seni sayıklıyor

Denemesi yanlış yapılmış ilk ok

 

Sezai Karakoç

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ruhumuzun içinde kar yağar

Anamızdan doğduğumuz geceden beri

Heybemizi emektar makinelere yükleriz

Fikirlerimizi tıfıl vinçlere

İri buğday tanelerinin trenleri yürüttüğünü bilmeyiz

Biz yangında koşuyu kaybeden atlarız

Biz kirli ve temiz çamaşırları aynı minval üzere katlarız

Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız..

 

SEZAİ KARAKOÇ

Share this post


Link to post
Share on other sites

"Ruhu ve gönlüyle Diriliş'in manevi kalesinde bizimle buluşmuş arkadaş! Bizden kopmamış, bizi fetret dönemlerinde terk etmemiş olan dost! Gönülleri birbirinden ayırmak yerine birbirine kaynaştırmaya çalışmış, Yol'u nefs taşlarıyla tıkamış, onun genişliğince geniş, doğruluğunca doğru, iyiliğince iyi, güzelliğince güzel, yüceliğince yüce olmayı kendine hedef bilmiş kardeş! Diriliş, bir kez daha kendi iç hicretinden geri dönüyor!"

 

 

"Diriliş, kimi zaman kendi iç alemine çekilir, orada yenilenir, tazelenir ve genç, dinç bir enerji halinde, düşünceler ve davranışlar alanına geri döner. Kimi zaman söz, kimi zaman yazı, kimi zaman davranış biçiminde ortaya çıkar. Fakat, hang, kılık ve biçimde görünürse görünsün, hep aynı özün, aynı ruhun, aynı cevherin taşıyıcısı olmaya çalışır."

 

"Ruh kalesini yeniden inşa edelim. Tarihin en zalim zelzelesiyle yerle bir olmuş gerçek medeniyet sitesinin yeniden kurulmasına taş taşıyalım. İnsanlığın, fizikötesinden başlayarak her plandaki depreminin sebep olduğu yıkılışları onarmasında elimizden geldiğince katkıda bulunalım. Yıkıcılığın değil, yapıcılığın adamı olalım. Cezbemiz, şuurumuz, kötülük izinde değil, iyilik çığırında olsun. Tutkumuz, gerçek medeniyetin dirilişi doğrultusunda olsun. Göğsümüz, ideal alemin soluğuyla dolsun. Ruhumuz, kutsal ruhla güçlensin, desteklensin."

 

 

Tarih, tabiat, zaman ve insan ilişkileri, yeniden, hilkat ve fıtrat kanunlarına uyacak şekilde düzenlensin tutumumuzla. Aşkımız, Nemrud'un ateşine ateş değil, Hz. İbrahim'in gül bahçesine su taşımak aşkı olsun."

 

Diriliş Mektubu

 

 

Karakoç dehşet isimdir, severim kendilerini. Şu an bir devrim yapacak kuvvetteyim yani, öyle böyle değil. Tüm seyircileri teker teker muhatabım kabul eder ve güzide yazıyı kendilerine ithaf ederim. Bir ara da şu ınkılabı gerçekleştiriveririz nasipse.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Sign in

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now

×